Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

12 Eylül 2020

Şehirler… İç yankılarımızın ve yanılgılarımızın tutsaklaştığı, öz-
gürlük algımıza prangaların vurulduğu, zihinsel bilincimizin şehir sesleri ile büyülendiği, adımlarımıza ve astral seyahatlerimi-
ze hudutların çizildiği açık ceza evi tadında yaşam (!) alanları. Hâlbuki şehir olmak “Ay doğdu üzerimize veda tepelerinde” cümlelerinde tecessüsleşen bir hakikatin dürtüsel mutlaklığıydı. Mekke’de başlayan Yesribi hareketin medenileşme ve ilahi olan değerler üzerinde değerlileşme halinin insani ve mekani hali idi. şimdi ise “Hiralara” çekilme teyakkuzu ve terennümü…

Öyle bir Hira ki, ne hakikate arkan dönük oturursun, ne mağarandan çıkarken tanrı öldü dersin ne de mahzenleşen o karanlığı sırtına yük edersin. Hira, hilkatten hakikate kaçışın, cehaletten ulûhiyete yönelişin,kargaşadan sadeliğe hicretin, küfürden imana çıkışın, cisimden ruha intikalin, şehirlerden medeniyete evirilişin cezp olmuş hali. Öyle bir Hira ki
şehirlerde geniş alanlarda hissedemediğin varlığını seni sıkıştıran taşlar arasında aksine hissedebilmek ferahlığı ve genişliği.

Bir zamanlar “Hira”lardan şehirlere imani bir serzenişin tecellisi olarak inen şehirliler, şu an israfın en çok insanla yapıldığı, zaman kaygısı ile öğütüldüğü, rızık korkusuyla hissizleştirildiği, tüketim çılgınlığı ile değersizleştirildiği, ahlaki ve insani değerlerin ıssızlaştırıldığı koca bir yalan ve yapay bir dünyacılık oyunu içeresinde, ‘mış’ gibilerin inanılarak kurgulandığı kocaman bir hayal kırıklığına tabi, başlangıç ve son arasında
sıkışmış bir halde ara-da kaybolmanın vermiş olduğu körlükle, nizamı göz ardı edercesine kaosu düzen, şehirleşmeyi de medeniyet sayar vaziyette şehrin ıssız ve köhne sakinleri ve köşeleri gibi ‘hiçlik’ duygusu içerisinde yönsüz ve meskensizler.

Öyle bir mekansızlık hali ki, bütün kabalıklar içerisinde “Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta” dedirtecek kadar senin olanı hissedememe ve köksüzlük insicamının vermiş olduğu algılayış ve yakarış hali.Sana bahşedilen şeref madalyasını elinin tersi ile iterek iblisi bir kibrin ateşinde, âdemi bir acziyetin kavsinde senin olanla senden alınan arasında kaldığın, çalıntı bir mirasın dayatıldığı, değerlerinin sokaklardan gün be gün süpürüldüğü, inandıklarının kutsallığına saldırıldırdığı beşer
yamyamlığı…

Seni işgal eden bir şehrin içindeki yalnızlığını hayal et… Kalabalıklar arasında, kimsenin hissedemediği ama senin iliklerine kadar hissettiğin modern bir yalnızlık, kapital bir boş vermişlik, çağdışı bir algılayış… Derin fakat ulaşılmaz, yakın ama gittikçe uzaklaşan bir ütopya… Yani İsmet Özel’in deyimiyle “sızıyı gideren su, suyun sızladığını kimseler bilmez”
öyle bir sızı ki hakikatle hilkatin arasına girmiş yanılgının ve ayak uydurmanın bunalım hali. Yani inandıkların ile eylemlerin arasında girmiş çelişkinin tek çeldireni. Bir tarafın şehrin cazibesi ile oyalanırken diğer tarafın zihinsel yalnızlığının sana hissettirdiği şizofrenik hallerin pençesinde.Şehrin ortasındasın bütün şehir uykuda. Sesler sağırlaşmış ve duyabildiğin tek ses kendi yankın! Karabasan misali üzerine sinmiş koskoca bir
kaos hali! Çıkış yolu? Muamma…-mak ve mış- arasında kalmış kulluk paradoksu ve şehirli kalma hali.. Enkaz! Kurtarılmayı bekleyen çaresizlik!Şehrin cazibesine cezb olmuş insan kokuşmuşluğu ve şehir boşluğu…

Esra Atalan

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla