Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

23 Ekim 2020

Ashab-ı Uhdud

İman ettikten sonra imtihana tabii tutulan ve o imtihanda” Rabbimiz Allah’tır” dedikleri  için hendeğin içindeki ateşe atılan bir mümin toplumun adıdır Ashab-ı Uhdud. Kur’an’da Buruc  suresi  3-12 ayetleri arasında anlatılan ve bazı hadis kaynaklarında zikredilen bu kıssa akıl sahipleri için birer öğüttür. Rivayetlere göre İsa’nın (A.S) vefatından çok yıllar sonra bugün Suudi Arabistan’ın sınırları içinde, Yemenin Kuzeyinde yer alan Necran denilen bir bölgede gerçekleşmiş olan bir olaydır.(523)

Uhdud sözlükte derin çukur ve hendek anlamına gelmektedir. Suheyb’den rivayet edildiğine göre bu kıssayı Resulullah(s.a.v)şöyle anlatmıştır: Sizden önceki milletlerde bir kral(Zünüvâs) vardı. Onun da bir sihirbazı vardı. Sihirbaz yaşlanınca krala; Ben yaşlandım, bana bir genç gönder de ona sihir öğreteyim, dedi. O da bir delikanlı gönderdi. Bu delikanlının gelip geçtiği yolda bir rahip vardı. Delikanlı oturur, o rahibin konuşmalarını dinler ve bundan hoşlanırdı. Sihirbazın yanına gelirken rahibe uğrar ve yanında otururdu. Bu nedenle geç kaldığı için sihirbaz onu döverdi. Genç onu rahibe şikayet etti, rahip ona sihirbazdan korktuğun zaman, ailem beni alıkoydu; ailenden korktuğun zaman da, sihirbaz beni alıkoydu de, dedi. (Savaş ve benzeri durumlarda, can tehlikesi durumunda yalan söylemenin caiz olduğu ruhsatını hatırlayalım.)

Bir gün yırtıcı olan bir hayvan halkın yolunu kesip insanları işlerine gitmesine izin vermiyordu. Genç, o anda içinden bugün sihirbazın mı yoksa rahibin mi daha üstün olduğunu görürüm, dedi. Bir taş aldı: Allah’ım, eğer rahibi sihirbazdan daha çok seviyorsan bu hayvanı öldür de insanlar işlerine gitsinler, dedi ve taşı attı. Taş onu öldürdü, insanlar da ondan kurtuldular. Rahibe gelip durumu anlattı. Rahip ona; oğulcuğum, sen bugün benden daha üstünsün. Sen bu duruma yükselmişsin. İleride başına belalar gelir. Eğer gelirse benim adımı verme, dedi.

Aradan bir süre geçer. Delikanlı anadan doğma âmâları ve baras(cilt hastalığı)hastalarını ve diğer hastalıkları Allah’a dua ederek iyileşmelerine vesile olmuştur. Bir gün kralın meclisinde bulunan bir âma bunu işi. Delikanlıya hediyelerle gelerek ona şöyle dedi: Eğer gözümü açarsan bunların hepsi senindir. O da ben kimseye şifa vermem, şifa veren yalnız Allah’tır. Eğer sen Allah’a iman edersen ben de Allah’a dua ederim o da sana şifa verir, dedi. Adam da Allah’a iman e ve şifa buldu. Her zamanki gibi adam kralın meclisine gelerek oturdu Kral onda bir değişiklik görünce şöyle dedi: Gözünü sana kim verdi, dedi? O da, Rabbim verdi, dedi. Kral, senin benden başka rabbin var mı dedi?

O da, benim de senin de Rabbimiz Allah’tır dedi. Kral ona işkence etmeye başladı. Sonunda genç’in ismini verdi.

Genci getirdiler. Kral ona, ey genç sihrin öyle bir dereceye varmış ki anadan doğma âmâları ve baras hastalıklarını iyi eder, daha bir sürü şeyler, yapar olmuşsun, dedi. Genç de, ben kimseye şifa vermem; şifa veren Allah’tır, dedi.
Kral ona işkence etmeye başladı. Çocuk sonunda rahibin ismini verdi. Rahibi getirdiler. Ona dininden dön, dediler. O da kabul etmedi. Testere getirdiler; tepesine koyup onu ikiye biçtiler. Her parçası bir tarafa düştü. Sonra Kralın meclis arkadaşını(âmâ) getirdiler. Ona da dininden dön, dediler. O da kabul etmedi. Testere getirip tepesine koydular; onu da iki parçaya ayırdılar. Her parçası bir tarafa düştü. Sonra genci getirdiler. ona da dininden dön, dediler. O da kabul etmedi, onu adamlarına teslim etti. Bunu falanca dağa götürün; dağın zirvesine çıkarın. Eğer dininden dönerse ne âla! Aksi takdirde onu aşağı atın, dedi. Genci dağa götürdüler, Genç de Allah’ım, beni bunların elinden kurtar, dedi. Dağ sarsılmaya başladı. Genç hariç tüm herkes düştü ve öldü. Kendisi yürüyerek Krala geldi. Kral ne olduğunu sordu. Genç Allah beni onlardan kurtardı, dedi. Kral bu sefer de onu birkaç adamına daha teslim etti. Onu bir sandala koyun, denizin ortasına bırakın, eğer dininden dönerse ne âla, yoksa onu denize atın, dedi. Genci götürdüler. Genç yine Allah’ım beni onların elinden kurtar, dedi. Sandal alabora oldu; hepsi denize döküldüler, boğuldular. Kendisi ise yürüyerek krala geldi. Kral ona adamlarım nerede dedi? O da, Allah beni onların elinden kurtardı, dedi.
Genç şunu bil ki, benim dediğimi yapmadıkça beni öldüremezsin, dedi. Kral nasıl olacağını sorunca genç anlatmaya başladı: İnsanları bir meydana toplar, beni bir ağaç kütüğüne asarsın. Sonra da benim okluğumdan bir ok alır, oku yaya takar, sonra da gencin Rabbi olan Allah’ın adıyla diyerek bana atarsın. Eğer bunu yaparsan, beni öldürürsün. Kral insanları bir meydana topladı, genci bir kütüğe astı ve gencin rabbi olan Allah’ın adıyla diyerek bir ok attı. Ok gencin alnına saplandı ve genç öldü.

Meydandaki halk bu hakikati görünce biz de gencin dinine iman ettik, dediler. Kralın adamları krala gelip ettiğini gördün mü korktuğun başına geldi, insanlar ona iman ettiler, dedi. Kral sokak başlarına hendekler kazdırdı, içine ateş doldurdu. Dininden dönmeyenleri bunların içine atın, dedi. Hendeğin önüne bir kadınlar çocuğu ile geldi; kadın ateşe atılmaktan çekindi. Bebeği o anda Allah’ın izniyle dile gelerek şöyle dedi: Anne, sabret; sen doğru yoldasın.(Müslim)

Mekke’de müminlere yapılan işkenceler artınca Ashab-ı Uhdud kıssasını içeren Buruç Suresi inmiştir. Surede yukarıda verdiğimiz bilgilere işaret edilir.
Ashab-ı Uhdud kıssasından çıkarmamız gereken önemli dersler olduğunu düşünüyorum:
Tarih boyunca iman etmiş olan fert, aile ve toplumlar çeşitli imtihanlara tabi tutulmuş ve tutulmaya da devam edecektir. Zulüm, işkence, katliam gibi kavramları Müslümanlar olarak son elli yüz yılda öğrenmiş değiliz. Bundan bin beş yüz, iki bin yıl önce de zulüm vardı, şimdi de var ve muhtemelen kıyamete kadar var olmaya devam edecektir.
Bugün Irak, Suriye, Yemen, Keşmir, Patani, Çeçenistan, Afganistan, Somali, Myanmar ve nice bölgelerde Rablerinin ismini andıkları için, onun dinini yer yüzünde yaymak için mücadele veren, pek çok işkenceye maruz bırakılan, ırzı kirletilen ve vahşice şehit edilen Müslümanlar vardır.
Bu kıssada özellikle fedakarlığıyla ve cesaretiyle anılan genç gibi rahip ve âmâ olan sonradan gözleri açılan adam gibi tevhid üzere canlarını verenler eminim ki tüm Müslümanlar olarak onlar gibi bu yolda fedakar, sabırlı, hak yolda ayrılmadan ve elimizden gelen her türlü gayreti sarf etmemiz gerektiğini biliyoruz.
Bu ümmet elbet düştüğü yerden fedakar gençlerle tekrar ayağa kalkmasını bilecek. Ashab-ı Uhdud’da bir genç nasıl kendi toplumunu ihya ettiyse yakın zamanda da bu ümmetin korkusuz, cesaretli ve kalbi imanla dolu gençleri yeşerip ümmeti yeniden ihya edeceklerine inanıyorum, inanıyoruz.

TALHA DÖNMEZ

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla