Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

17 Ekim 2020

Bekir Develi ile Röportaj

Röportaj; Bekir Develi’nin de konuk olduğu Şanlıurfa Kitap Fuarı vesilesiyle gerçekleşmiştir. Röportaj,  kendilerinin ‘yazı hayatı” ve ‘popüler kültür’ konuları etrafında gerçekleşmiştir.

BİZE KENDİNİZDEN BİRAZ BAHSEDER MİSİNİZ?

Adım Bekir soyadım Develi, 1975 Almanya doğumluyum, ilkokul sonuna kadar Almanya’da okudum. Adanalıyım aslen sonra Adana’ya geldim, ortaokul lise ve üniversite hazırlığı orada okudum. Sonrasında ütücülük ve overlokçuluk yaptım. Küçük yaşta babamı kaybettiğim için aslında fakir bir ailenin çocuğuyum. Allah razı olsun sonrasında 19 Mayıs Üniversitesi Almanca öğretmenliğinden mezun olup bir şekilde bu işlere girdik. Evliyim iki çocuk babasıyım. Kısaca hikâyem bu.

YAZARLIK SERÜVENİNİZ NASIL BAŞLADI?

Yazma serüvenim için öyle çok serüven denecek kadar uzun bir zaman olmadı. Geçen sene çıktı kitabım o da kitap çıkarmam noktasında bir baskı vardı, onun vesilesi ile oldu. Zaten kitabımın ilk cümlesi besmele ve ikinci cümlesi de ‘yazar değilim ben’ diye başlıyor. Ben İsmet Özel’in, Sezai Karakoç’un, Necip Fazıl üstadın, Cahit Zarifoğlu’nun kitap yazdığı ve yazar olduğu bir ülkede ‘yazarım’ demeye utanırım. Yazmak insanın derdini paylaşıma açmasıdır. Ben derdimi paylaşıma açtığım için bu bir kitap oldu ama yazar değilim. Böyle başladı güzel de oldu fena da değil istifade etti insanlar diye tahmin ediyorum çünkü sadece reklamla bir kitap 22.000 satmaz yani Elhamdülillah böyle başladı devam ediyor şimdi.

DAHA ÖNCE FARKLI MESLEKLERDE BULUNMUŞSUNUZ BU ÇOK YÖNLÜLÜK SİZİN YAZARLIĞINIZI BESLEDİ Mİ?

 İnsan bir gece kötü uyur o bile yazarlığını besler, yani insan sever yazarlığını besler, anası ölür yazarlığını besler, kaza geçirir yazarlığını besler. Bir vakit namazını kaçırır dert sahibi ise o besler, her şey insanın yazarlığını besler çünkü insan yaşadığını yazar. Yaşamadığını yazamaz ki. Şimdi biz sizle otursak, suşi yapmanın püf noktaları diye bir kitap yazacak olsak yazabilir miyiz? Yazamayız. Çünkü yaşamadık, bilmiyoruz insan bildiği, derdini çektiği şeyi yazar dolayısıyla elbette ve mutlaka beslemiştir.

SİZCE İNSAN İNSANIN NESİDİR?

 İnsan insanın hem derdidir hem dermanıdır. İnsan insanın hem tuzağıdır hem yoldaşıdır. İnsan insanın hem cennetidir hem cehennemidir. İnsan insanın hem yarasıdır hem ilacıdır. İnsan insanın hem batağıdır hem kurtuluşudur. İnsan insanın her şeyidir önemli olan insan insana nasıl bakıyor işte önemli olan bu.

HAYATİ İNANÇ İLE İLGİLİ BİR ÇALIŞMANIZ VAR. BİZE BU ÇALIŞMADAN BİRAZ BAHSEDER MİSİNİZ?

Soru cevap olacak; daha fazlasına benim ne çapım ne de kalibrem yeter birine soru sormak donanım ister. Aldığı cevabı anlamak da donanım ister. Aldığı cevabı anlayıp ona göre sohbeti devam ettirecek soruyu sormak da donanım ister. Ben soru sormakta zorlanıyorum Hayati hocama, Elhamdülillah kendisi çok değerli, büyük bir üstat gerçekten okumuş, anlamış anladığını yaşayan bir insan; şu an soru cevap şeklinde gidiyor. Kitabımız Profil Yayınları’ndan çıkacak ve ilk baskı 50.000 çıkacak. Bir kitabın 1. Baskıda 50.000 çıkması çok iyi bir rakam ama beni sevindiren burada rakam değil, burada beni sevindiren benim soru sorduğum Hayati İnanç’ın cevap verdiği ve hiçbir gruba angaje olmadan yani genelde hep Allah konuşarak Rabbi’ni konuşarak var olan insanların kitabının 1. baskıda 50.000 satması bir Müslüman olarak sevindiriyor beni. O kitabın kahramanlarından biri olarak değil bir mümin olarak seviniyorum. Allah’tan niyazım o ki 2. Kitabı Serdar Tuncer ile başkası çıkarsın bir milyon satsın. Benim kardeşlerim okunsun benim kardeşlerim satsın. Yani “Herkesi mutlu edemezsin çünkü pizza değilsin” diyen Şeyma Subaşı’nın kitabını büyük büyük kelli felli yayınevleri vitrinlerine dizdiler.

Bu tırnak içerisinde ayıp olarak hepimize yeter. Yani Hayati Hoca konuşsun herkes sussun; bu kadar basit kardeşim yani hayata bakış açım budur benim.

MÜSLÜMANLARIN MEDYA GELİŞİMİ HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Onu sabaha kadar konuşabiliriz böyle bir kültürümüz yok. Böyle bir kültürün oluşması yönünde bir çabamız çalışmamız da yok. Ben daha devlet kafasıyla söylüyorum bunu oturup düşünelim. Diyanet İşleri Başkanlığı bu ülkede müslümanım deyip namaz kılmayan gençlerin oranını biliyor mu? Biliyorsa buna kısa orta ve uzun vadede ne stratejiler hazırladı. Bu oranı düşürmeye yönelik bir medya çalışması var mı? Suçu diyanet işleri başkanlığına atmak işin kolay kısmı bizim böyle bir çalışmamız var mı? Medyanın önemini bir an önce kavrayıp harekete geçmeye ihtiyacımız var. Benim oğlum mümin bir yönetmen olacak, benim oğlum çok iyi bir senarist olacak, benim oğlum inançlı bir yapımcı olacak; diyen anne babalar sayesinde bu iş inşallah olacak. Bir suçu başkasına pas etmek o suçu sadece büyütüyor. Bir çözüm olmuyor. Devlet yapmıyor diye bizim boş bırakmamız sadece avuntudur. O yapmıyorsa sizin yaptığınız gibi, herkes elinden gelenin en iyisini yapmakla mükelleftir. Düşünelim, öldüğümüzde Allah mahşerde hepimizi topladı; “Niye bunu yapabilecekken yapmadınız?” dediğinde biz Allah’a şunu mu diyeceğiz; “Ya Rabbi biz de devlet desteği bekledik devlet destek olmayınca..” Olur mu? Biz o zaman diyeceğiz ki biz bir dergi çıkardık gece gittik Bekir Develi’yi otelinde ziyaret ettik elimizden bu geldi ve bunu yaptık. Ya Rabbi deyip kurtulma ihtimalimiz varsa, o zaman bunu yapalım.

POPÜLER KÜLTÜR VE YOZLAŞMA HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Kültürümüzle hiç ilgisi olmayan ve müzikten anlayan bir ecnebiyi Süleymaniye camisine götürseniz ona bir Serdar Ortaç ve bir Mustafa Itri Eseri dinletseniz, size o camiyi inşa eden medeniyet seviyesine ait musikinin hangisi olduğunu anında söyleyecektir. Bizi anlatmayan notaların vahşice saldırısına maruz kalmış bir neslin fertleriyiz ne yazık ki. Yozlaşma dediğimiz şey sadece bu alanda olmuyor. Önce din ve ahlak, peşi sıra da musiki, mimari, edebiyat. Hepsi art arda çökmeye başlıyor. Süleymaniye’nin kubbesini ayakta tutan kilit taşı düşse onun yerini alacak bestelerimiz, mısralarımız ve sözlerimiz vardı bir zamanlar. Rabbim tez zamanda bir şeyleri yitirmiş olduğumuzun idrakine varanlardan eylesin.

‘ÖTEKİ’ İNSANA YAKLAŞIM HAKKINDA GÖRÜŞÜNÜZ NEDİR?

Beni kalıplara koymaya çalışan insanlara derim ki; ‘istediğiniz kalıplara girmeyeceğim ama namazımı da aksatmayacağım ama fakirin elinden tutacağım, ama yoksulu yetimi gözeteceğim ama bir iyilik yaptığımda çıkıp bunları insanlara anlatmayacağım. Bunları gizli yapacağım. Efendi bir adam olacağım. Gündüz ben o adamı oynarken, gece seccadenin başında oturup ağlayacağım, ama senin bundan haberin olmayacak. Sana kendimi sevdirmek için riyakârlık yapmayacağım.’ Bütün bu kalıplara girmeden ben böyle bir Müslüman olmayı tercih ettim. Sonra baktım ki etrafımda böyle çok müslüman kardeşim var. Bize ne oldu? Biz birbirimize laf atıyoruz. Biz kimiz? Bir kere bizim böyle bir görevimiz var mı? Bir başkasını eleştirmek gibi bir vazifemiz mi var? “İnsan acizdir muhtaçtır çok fazla artistlik yapmamalıdır.” der Ah Muhsin Ünlü. Dolayısıyla ben sonumun ne olacağını bilmiyorum. Ben derdime yanıyorum. Benimle beraber derdine yanan adamlarla oturup sohbet etmek istiyorum. Kimseye akıl verme derdinde de değilim. Belki de bu yüzden birileri gelip dinliyor. Bir başkasının sohbetine gidenden daha fazla başı açık insan vardır. Benim sohbetimde ama onlar da benimle beraber ağladı ben bunu başarı olarak görüyorum. Biz kardeşiz, onunla inşallah. İkimiz de var olmaya çalışıyoruz. Ben biraz daha nasipliyim. Annem babam hacıymış Kur’an öğretmişler elhamdülillah ama o belki iki sene önce öğrendi Kur’an’ı. Belki Sübhaneke duasını bir hafta önce öğrendi. Yıkmayın insanları ya bu kadar sert gitmeyin insanların üzerine. Çok iyi din bilgisine sahip olabilirsin, yani ama senin vesilenle namaza başlayan kaç kişi var?

Kaç kişi kazandırdın? Kaç kişiyi dert ettin? Diye sormalı insan kendine. Dolayısıyla Efendimiz aleyhissalatu vesselam buyuruyor ki;’Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.’ Tamamlamak demek her insanda asgari bir ahlak vardır demektir. Eğer öyle olmasa hadisi şerif şöyle olurdu; ‘Ben insanlara güzel ahlakı öğretmek için gönderildim.’ olurdu. Allah ‘Lekad halaknel insane fi ehseni takvim’ buyururken ne diyor; ‘Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.’ Yine biz bozmuşuz bu düzeni, düzeltecek olan da Allah’ın izniyle yine bizleriz. Ben bu yüzden bu tarzın alıcısı olduğunu düşünüyorum. Ben bu tarzı yerleştirmek için özel bir şey yapmıyorum ben böyle bir adamım benim gibi adamlar da beni arayıp buluyor.

ŞU AN BİR ŞİİR OKUYUN DESEK HANGİSİNİ OKURDUNUZ?

Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,

Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git

Bir yarın göçtüğünü çöktüğünü bir dağın,

Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!

ŞUNU GÖRMEDEN ÖLMEK İSTEMEM DEDİĞİNİZ BİR HAYALİNİZ VAR MI?

Hatice annem bir defa rüyama girsin ‘Ben senin annenim sen de benim oğlumsun.’ desin yeter. Bu dünyadan başka bir şey istemem.

DERGİMİZ İÇİN BİR DUVAR SÖZÜ SÖYLER MİSİNİZ?

Vakit az, lüzumlu işler çok, acele et!

 

Röportajın akabinde  Bekir Develi ile çorba içmeye gittik. (Hesabı Bekir abi ödedi.)

 

Musa Tona, Abdullah Kaçmaz, Mehmet Furkan Aksoy

 

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla