Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

10 Aralık 2020

Ben İnanıyorum Ki Hüzün Neşeden Üstündür

Bir koca girdaplı şehre ayak bastım. Gökyüzü tanıdık geliyor sadece, bana yukarı bakıp buralısın hala dünyalısın sen dedirtiyor ama başımı eğip baktığımda kendime bile yabancıyım, kaçağım duygularıma, tercihlerime düşman olanların kaçağıyım ben. Uzunca yürüdüğüm yeşillerin selamladığı yollar yok burada hoş olsa bile yoldaşım yok.

Ben taşranın yetiştirdiği nazenin bir çiçeğim, hırpalanmış ama büyümüş, dikenleriyle olgunluğunu kanıtlamış biriyim. Yerleşen, yıllanmış kurallarına karşı çıkıp dikenlerini bilemiş bir çiçek. Eşrefi mahlukat kavramına layık olmak, en başta kendi varlığına değer vermekle başlar. Bilinir ki bir insan kendine değer verip sevmez ise tüm kainat bir olsa dahi kıymeti olmaz. Bir çember etkisi gibi kendinden başlar her şey. “Ben” diyerek başlar insan ömür yolculuğuna “biz” diyerek sonlandırır yolculuğunu. Ardında bıraktığı kimselerin hüznü ile gider bu dünyadan. Fevkalade memnunum dünyaya geldiğime diyor nazım hikmet toprağını, aydınlığını, kavgasını ve ekmeğini seviyorum diye ekliyor. Bütünüyle yaşamı sevmek ve biliyoruz ki yaşamak insanın verdiği en büyük kavgadır. İsmet Özel bakışıyla “Dünyaya gelmek bir saldırıya uğramaktır. Doğan bebek havanın ciğerlerine olan saldırısının verdiği acıyla haykırır. Soğuk saldırır bize, sıcak saldırır. Açlığın, hastalığın, korkunun saldırılarını savuşturma yoluyla yaşarız, hayatta kalırız. Yaşıyor olmak, savaşıyor olmaktan başka bir şey değildir. Bir gün son nefesimizi verdiğimizde bize yapılan ilk saldırıyı tamamen püskürtmüş oluruz. Savaş bitmiştir.” 

Yaşam bize mutluluk, huzur vadetmez ve buna yaşam boyu tam manasıyla ulaşılmaz, süreklilik göstermez çünkü o bir an sevinçli bir kuş gibi başımıza konar ve sonra ürküp kaçar. Uzun vadeli mutluluk beklentisiyle insan bedenini sürükler durur ama elde ettiği en büyük şey anlık bir zevkin ötesine geçmez. 

Bu düşüncelerle içimdeki hüznüme vaaz vererek yabancı olduğum beton yapıların arsından sıyrıldım. En güzeli de ne biliyor musunuz? Kimsenin sizi tanımadığı bir caddede insanların koşuşturmasını hayretle izlemek. İnsana olağanüstü bu gidiş nereye? Çağrısı yaptırıyor. Durup birini sarsıp “ yarın öleceksin ayağının üstünde gezindiği toprak sarılacak sana” deme hakkı tanıyor. Ama ben bana insan olduğumu ve eksik olduğumu hatırlatan hüznüme kulak veriyorum. Bu çağrıyı öncelikle kendime yapıyorum. İnsanın kendini tanıması ve kendini yönlendirmesi için elzem bu hüzün mefhumu ki insanoğluna çokça bahşedilmiş. İnsana aciz olduğu yönünü tanıtıyor hüzün “bak aslında sen busun” diyor. Belki de bu yüzden ben hüznümle tanıştığımda kendimi hırpalanmış bir çiçeğe benzettim biraz da dikenli. 

Yolum uzadıkça uzadı bu düşüncelerle on kişi beraber kol kola yürür gibi hüznümün beni tanıştırdığı tüm benlerle muhabbet ettim. Ve ben hislerimle tanıştığıma gayet memnun oldum. Bir neden oldu, hüznüm beni buldu, ben kendimi.

Esma Mol

5 2 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla