Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

10 Aralık 2020

Bir İnsanlık Dili: Tevazu

Tevâzû; alçak gönüllü olmak, Hak karşısında hiçliğinin idrâkine erebilmektir. Hak karşısında mum olmaktır, erimektir tevazu sahibi olmak. Kendisinde bulunan ilim, mal mülk, makam mevki gibi herhangi bir sebeple bunlardan mahrum olanlara hiçbir şekilde üstünlük iddia etmemektir. Zira yüce Allah  Furkan suresi 63. ayet-i kerimesinde şöyle buyuruyor. ““Rahmân’ın kulları öyle kimselerdir ki, yeryüzünde vakar ve tevâzû ile yürürler, câhiller kendilerine (hoşa gitmeyecek) lâflarla sataştığı zaman, «Selâm!» derler (geçerler).” (el-Furkân, 63).  Ayetin tefsirine bakıldığında Yüce Allah Rahman’ın kullarının yeryüzündeki vakar ve tevazu ile yürüdüklerini yani yürürken dahi kibirlenmediklerini üstünlüğün ancak takva üzere olduğunu kavrayabilmiş ve bunu hayatlarının her yerine yerleştirmiş kişiler olduklarını vurgulamıştır. Kur’an’ın sık sık atıfta bulunduğu, Câhiliye Arabı’nın temel karakteri olan “kibirli, gururlu, zorba” anlamındaki müstekbir kelimesinin zıddı olduğu belirtilmiştir. Ayetin diğer kısmına bakıldığında Âyette müminlerin, kendilerine sözlü sataşmada bulunanlara, “selâm” diyerek, yani esenlik dileğiyle karşılık verdikleri bildirilmekte; bu suretle bir bakıma putperest Araplar’ın ortak zihniyetini ifade eden Câhiliye ile müminlerin ortak zihniyetini ifade eden İslâm’ın karşıt kavramlar olduğu ima edilmektedir. Buna göre sözlü sataşmalarla sergilenen alaycı ve küçümseyici tavırlar, Câhiliye zihniyetinin kendini beğenmişlik, küstahlık, hoyratlık, saldırganlık gibi tutumlardan oluşan barbarlık ahlâkını; müslümanların bu sataşmalara selâmla karşılık vermeleri de onların barışçı ilkelere dayalı uygarlık ahlâkını göstermektedir.

      “Tevazu” nun insana bürümüş şekli hiç şüphesiz Hz. Muhammed (sav)’dir . Bazı hadis mecmualarında bu konu üzerinde durulmuştur. Örneğin efendimiz aleyhisselam bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor, “Allah bana birbirinize karşı mütevazi olmanızı, kimsenin kimseye üstünlük taslamamasını vahyetti” buyurmuş (Müslim). Hatta huzuruna getirilen birinin korkudan titrediğini görünce, “Sâkin ol! Ben kurutulmuş etle beslenen bir kadının oğluyum” diyerek onu teskin etmiştir (İbn Mâce). Öte yandan Resûlullah, tevazu konusunda kişinin kendini küçültecek derecede aşırıya kaçmasını da uygun görmemiştir (İbn Mâce). Kaynaklarda peygamber efendimizin ahlakına dair tevazu hakkında çeşitli rivayetler vardır. Bunlardan bazıları şöyledir ; Peygamber aleyhisselam’ın dört kişinin taşıyabildiği Garrâ adlı bir yemek kabı vardı. Kuşluk vakti girip Duhâ namazı da kılındıktan sonra, içinde tirit bulunan bu yemek kabını getirdiler. Ashâb-ı kirâm da etrafına toplandı. Sahâbîler çoğalınca Rasûlullâh aleyhisselam diz çöktü. Bunu gören bir bedevî:

“–Bu nasıl oturuş?” diye sordu. Rasûlullâh aleyhisselam da:

“–Allah Teâlâ beni şerefli bir kul olarak yarattı, inatçı bir zorba değil!” buyurdu. Sonra sözüne şöyle devam etti:

“–Yemek kabının kenarlarından başlayarak yiyin. Ortasından yemeyin ki, yemek bereketli olsun!” (Ebû Dâvûd)

Resûlullah yüksek mertebesine rağmen insanların en alçak gönüllüsü idi. Bir sahabî, onu hac sırasında kimseyi rahatsız etmeden sıradan biri gibi Mina’da şeytan taşlarken gördüğünü anlatır. O hastaları ziyaret eder, cenazelere katılır, kölelerin davetine icabet ederdi. Ayakkabısını kendi onarır, elbisesini yamar, eşlerine yardım ederdi. Bir meclise girdiğinde insanların kendisini ayakta karşılamasını istemezdi. Çocukların yanına gider ve onlara selâm verirdi. Onun meclisi hayâ, tevazu ve güven meclisiydi. Arkadaşları arasında sıradan biri gibi oturur, bu sebeple bir yabancı onu sormadan tanıyamazdı. Nitekim veda hutbesinde de “Ey insanlar! Biliniz ki rabbiniz birdir, atanız da birdir. Bütün insanlar Âdem’den gelmiş, Âdem de topraktan yaratılmıştır. Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a, beyazın siyaha, siyahın da beyaza hiçbir üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük ancak takvâ iledir. ” Buyuruyor. Fakat bu tabloyu günümüzle kıyasladığımızda böylesine hassas bir peygamberin ümmeti olarak onun izinden gidiyor olmamız gerekirken, ne yazık ki statülerinin, mal ve  mülkiyetlerinin kendilerine üstünlük atfettiğini düşünen bir kesim mevcut. Kibir boyasıyla boyanmış bu kesimin önderleri hiç şüphesiz Şeytan, Firavun, Ebu Cehil ve Nemrud’ dur. 

    Tevazunun zıttı kibirdir, ve kibir en büyük günahlar arasındadır. Kibir o kadar büyük bir günahtır ki; şeytanın Allah’ın huzurundan kovulmasına neden olmuştur.  Hz. Adem’ e secde etmeyip içten içe insanoğluna kin ve kötülük besleyen Şeytan kendisinin ateşten yaratıldığını ve bu sebeple insandan çok daha üstün olduğunu savunmuştur. Başlangıçtan kıyamet gününe kadar da bu iddiasını sürdürmektedir. “Ben ondan hayırlıyım, beni bir ateşten onu ise bir çamurdan yarattın” (Sad Suresi 76. ayet). Diyerek inkârcılardan olmuştur. Bunun nedeni şeytandaki enâniyet duygusunun hat safhada olmasıdır. Ben merkezli , kibir dolu bir anlayış. Şeytan, bu hastalığını insanlara bulaştırmak ve mümkün olduğu kadar çok insanı Allah’ın yolundan saptırıp kendisiyle birlikte cehenneme sürüklemek ister. İnsanları cehenneme sürüklemek için onların nefislerindeki büyüklenme arzusunu kullanarak yaklaşır. İnsan kendisine bu zamanda en çok lâzım olan sıfatlardan tevazu, alçakgönüllülük içerisinde bulunmalı; devamlı kusurunu görmek ve nefsini itham etmek vaziyetinde olmalıdır. 

Şu kısacık Dünya da gerçek “hayat” in bilincine varıp bu dünyanın yalan olduğunu, ve tüm gayretimizi ahiretimize verdiğimiz bir yaşam olmasını temenni ediyorum. Statünün, paranın, makamın, ve her türlü dünyevi konumlarımızın yalnızca mezara kadar geldiğini, kendimizle sadece amelimizi alacağımızın idrâkina erişmiş, Efendimiz aleyhisselamin ahlakıyla ahlaklanmış bir toplum olabilmeyi Rabbim bizlere nasip etsin vesselam. 

Feridüddin Attar  Mantıku’t-Tayr

Sende kendini beğenmişlik, kibir ve boş gurur olduğu müddetçe, hakikatten uzak, hem de çok uzak kalırsın!

Kov at kendini beğenmişliğini! Yak kül et gururunu!

Nefsin sana hükümdar olmuş, kır onun hükümranlığını!

Ey her an bir başka renge bürünen sen! Saçının her bir telinin dibinde bir Firavun taşıyan! Sende bir zerrecik olsun benlik (enâniyet) kaldıkça, yüzlerce münafıklık alâmetini taşır durursun!

Huriye Karadağ

4.3 4 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla