Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

12 Eylül 2020

Bir Kentin Paltosunda

Sayısız yanılgıyla çıkıp geldiğim bu kente, İstanbul’a, el değmişliğin en güzel haline bir vedanın merhabasıyla yerleştim. Kendimi hiç reddetmeden, düşlerimi, çolaklığımı yitirmeden, üryanlığımı da alıp yanıma, evet. Bilmiyordum ve zordu. Bir kentin rahmine tutunup doğurtmak kendini. Sancını yükleyip çıkmak o mezar başlangıcından. Lakin bilirdim her yaranın iyileştiğiydi bu şehir rast geldiğim bir dostsa her yarayı iyileştiren. Her yanlış adımımda yaşamın eksik olmadan tam da olamayacağını anlatan. Öğütleriyle yeni bir soluk, yeni adımlar bahşeden. Ben bilirdim ki, üç katlı bir bina binlerce insan barındırabilirdi ve yine bilirdim ki bir dost, bu binada bulup buluşturulmuş, anlaşılması güç bu hayata, aşılması güç yollara köprü olabilirdi. Beyazıt meydanında gençliğimize meydan okurduk ve sokaklarının üzerimize yağdığıydı gece açık bırakılmış pencerelerden. Biz gülerdik kağıt toplardı çocuklar üzerlerine yapışmış masumiyet kiriyle. Kayıtsız kalmazdık ama kayıtsız kalmayışımız kayıtsız kalırdı devlet dairelerinde garlarda ve otobüs duraklarında da. İnsan kalabalıkları keserdi kulaklarımızı ve biz sağırlığımıza sağır olurduk Şişhanede. Şişhane’ye yağmur yağıyordu -Yağmur yağmazdı ki İstanbul’a- yağan kör bir kuyuydu, aymazlığın oksijeniydi soluduklarımız. Ama biz denk düşürürdük ömrümüzü çekilen her acıya ve severdik uğultusuyla dingin denizini. Benzimizi attırırdı kusurlarıyla övünenler ve biz pişmanlığıydık bir halkın. Bir halkın kuşku vaktiydik sabaha karşı Karaköy Rıhtımı’nda. Gövdemiz her semtinde dirençti bu kentin. Bu kente direnmek ise gök gürlemesiydi vurulmak isterken kaçmak zorunda kalanlara. Burukluklarımızı yoldaş edip güneşin olmayışına, ruhumuzu göğün sessizliğiyle besledik Süleymaniye Avlusunda. Omuz olduk, taş olduk, gövde olduk, can olduk! Aradık hiç durmadan yazgımızı aradık. Yazgı, iki ettiğimiz bir yalnızlıkta bayağılaşmış arayışlardı. Bir gözyaşı olmaktı taşkın bir kedere, saniyeler içinde kanının çekilmesiydi. Yazgı vurulmuş bir hayvan olmaktı bu kentte. İsyanlarımı öldürmeliyim. İsyanlarım öldü. Sen doğdun. Sen, kirletilmemiş o berraklık, her hecendeki o peşimizi bırakmayan umut! Bu kenti; hain denizinden, alaca güneşinden, batmak bilmez vapurlarından ve bitmek bilmez gürültüsünden ziyade güzelliğinde yoğurduğun bu kenti seviyorum. Ve inanıyorum ki yer ve zaman varlığın uyuşmasıdır, bu kentte uyuşmuş varlığıma saplanan yegâne iğnesin sen.

Dostum Aydan’a ithaf edilmiştir.

Esra Azdemir

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla