Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

12 Eylül 2020

Bir Yazardan Geriye Kalanlar “Nuri Pakdil”

Nuri Pakdil bir “tavır adamı” olarak biliniyor. Sizkendinizi nasıl tanımlarsınız?

Her şeyden önce ben bir yazarım. Benim yazarlığım; kimliğimi, kişiliğimi tayin eder. Bu şekilde anılmamın nedeni, insanların hayatımla yazdıklarımın özdeşliğini vurgulama isteği olabilir.Yani, bu özdeşliği değerli bulduklarını vurgulama isteği olabilir.

Devrimci olmak neyi gerektirir?

Devrimci olmak, kendinizi çok iyi yetiştirmenizi gerektirir. Kesin namusluluk gerektirir. Devrimcinin mutlaka iyi derecede bir yabancı dili bilmesi şarttır. Evlerimizde bir kitaplık oluşturmamız şarttır. Öğrenci olalım ya da olmayalım, her gün kitap okumak şarttır. Kitap okumayan insan Devrimci olamaz. Devrimci insan cömert olur. Cimrilikle devrimcilik bağdaşmaz. Konformizm de insanda özsaygıyı yok ettiğinden devrimciliğin karşıtıdır.

Edebiyat Dergisi’ni çıkarmanızın nedenlerini anlatır mısınız?

Biz, sanatın, edebiyatın işlevinin, “tüm sömürülere karşı durmak” olduğunu söylüyorduk. “Yazı, ezen sınıfı ezmek için yazılır” diyorduk. İnandıklarımızı yazıyorduk, yazdıklarımıza inanıyorduk. “Duadan sonra Arş’a en yakın duran, boyun eğmeyen edebiyattır, İblis’e.” diyorduk. Sanat dergileri, edebiyat dergileri izlenmeden, titizlikle okunmadan, düşünce alanında ilerlenemez, zihinsel zindelik, çeviklik yitirilir çünkü.

İslam toplumunun sınırları neye göre çizilir, sınırlarımız olmalı mı, sınırlarımız yaşadığımız coğrafya ile mi sınırlıdır?

Topluma sınır çizmek kimsenin haddi olmamalıdır. Her toplum, kendi sınırlarını, yaşam biçimini, neye inanacağını belirleme hakkına sahiptir. İnsana özgür iradesiyle seçme hakkını ve imkanını tanırsanız, o seçimin sonuçlarının hayırlı olacağından emin olabilirsiniz. Etkileyerek, yönlendirerek yapılan seçimlerin sonuçları da insana huzur getirmemektedir. Gerçek Müslüman, sınırsız bir evrende yaşadığının ve tüm insanlara ulaşması gerektiğinin bilinciyle yaşar. Böyle olunca da, coğrafi sınırların da anlamı yoktur. Tüm parçalanmışlık ve bölünmüşlüğümüzün acısıyla “Ortadoğu bölünemez sınır taşlarıyla” demiştim bir şiirimde.

Sınırlar demişken, sizi herkes Kudüs’e olan muhteşem sevginizle tanır. Mart 2015’te Kudüs’e gittiniz ilk kez. Kudüs’e olan sevginizi anlatır mısınız bize?

Benim için özel bir konumu vardır Kudüs’ün. Ezeli ve ebedi ulu önderimiz, yüce peygamberimiz Hz. Muhammed’in Miraç’a yükselirken en son ayak bastığı yer Kudüs’tür. Bizim eylemimizin evrenselliği oradan başlamaktadır. Kudüs’ü bunun için çok düşünmeli, çok sevmeliyiz.

Ortadoğu ülkelerindeki inanç birliğini parçalamak için batılılarca kurdurulan İsrail Devleti, şimdi, işgal ettiği Filistin topraklarında, Batı emperyalizminin ve zulmünün somut simgesi olarak duruyor. Yahudi, kendi adına doğrudan, Avrupa / Amerika emperyalizmi adına vekâleten cürüm işliyor. İnsan olarak, İsrail’in başta Kudüs olmak üzere işgal ettiği topraklarda Müslümanlara yaptığı işkenceleri, zulmü nasıl duymazlıktan, görmezlikten gelebiliriz?

Vicdanını koruyabilen her insanın, sadece Filistin’de değil bütün İslam coğrafyasında Batılı Emperyalistler ve yerli işbirlikçileri tarafından ortaklaşa işlenen cürümlere karşı, en azından bir tavır alması, bunları içinden yargılayarak mahkûm etmesi, çağdaş olmanın gereğidir.

Sizi, görece az tanıyan gençler lehine olmak üzere, sormak istiyorum: Gençlere önerileriniz nelerdir?

Gençlerimizden mümkün olduğunca hiç kimseyle tartışmamalarını, fakat düşünmelerini ve başkalarını da düşündürmelerini istiyorum. Çünkü insanlar o kadar yanlış şartlanmalarla parçalanmış durumdalar ki, bunları yumuşaklıkla yaklaştırabiliriz birbirlerine. İnsanın bozulması bulaşıcı bir hastalık. Çabuk geçiyor birbirinden ötekine bu hastalık. Nasıl geçilir bu salgının önüne? Düşünüyor muyuz? İlk şart düşünmektir. Zaten Kur’an-ı Kerim’de “Hiç düşünmez misiniz?” ayeti yer almaktadır. Düşünen insan her niteliği ile her şeye tanık oluyor demektir.

Gençlere kitap okumalarını öneriyorsunuz. Ne tür kitaplar okumalı ve kitap gerçekten insanın hayatında nasıl bir değişim sağlar?

Öncelikle kutsal kitabımızı okumalıyız. Kutsal Kitabımız, insana sürekli olarak ruhunun gereksinimlerini duyurmaya çalışır, insanı iç dünyasını yorumlamaya çağırır. Türkçeye çevrilmiş Batı ve Doğu klasiklerini okumalıyız. Klasik eserler çağların aşınmalarından etkilenmeksizin günümüze değin gelen, hala beğenilen, çağın düşünce yönsemelerini de bir bakıma yansıtan yapıtlardır. Yerli düşünceyi savunan yazarları okumalıyız. Türkiye’nin üzerine çöken yüz yıllık karanlıktan kurtulması için, aydınlık bir Türkiye’nin oluşması için mutlaka okumalıyız. Ortadoğulu yazarları şairleri okumalıyız. Ortadoğulu yazarları, şairleri okudukça, aynı sızıyı, aynı sıkıntıyı siz de yüreğinizde duyar, aynı direncin bilincine varırsınız.

Nuri Pakdil’in en büyük düşü ve hedefi nedir?

Benim büyük düşüm, putun ve putçuluğun olmadığı, İslam ideolojisinin egemen olduğu, barış ve esenlik içinde bir Türkiye görmektir. Yeryüzündeki tüm Müslümanların birliğinin sağlandığını görmektir. Kudüs’ün esenliğe çıktığını görmektir.

Yedi Güzel Adamın abisi Nuri Pakdil’in gençlere öğütleri nedir?

Şirk ve zulmün yönetiminden kurtulmak, bileğlenip yeniden topluma dönmek için bir mağaraya çekilen Yedi İnanmış İnsanın (Ashab-ı Kehf), tarihe emanet ettikleri, bir öğretileri var: “Bir amaç uğruna soylu direniş göstermek; ödünsüz yiğitlik, olağanüstü dayanma, tahammül gerektiren sabırla susku; inanılmayan bir sisteme asla katılmama; sınırsız özveri; hiç duyulmamış, görülmemiş bir arkadaşlık bağıyla birbirlerine bağlanış sergilemek; hiç mi hiç, bu bağlanışa ihanet etmemek.”

Bu yaklaşım, bu öğreti, her Müslüman genci bağlar.

Nuri Pakdil ’i Rahmetle Anıyoruz…

Rüveyda Şengöz

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla