Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

5 Aralık 2020

Bir Yürek Yangını

‘‘Yüreğimiz var, var ama yüreğimizi dayayacak bir yer yok” demiş Plautus. Evet, yürek her daim bir yere dayanmak ister. Çoğu zaman sarp bir kaleye ya da yalçın bir dağa. Bazen de bir kitabın satırlarına yahut sadece kitabın ismine. İşte böyle kitapları yalnızca isimleri için okursun. Kitap, ismiyle birden kalbinin kapaklarına atar demirini: Buhranlarımız, Bu Ülke, Vatan Yahut İnternet, Ya tahammül Ya Sefer, ve dahası…

Bazı kitaplar vardır hiç muhtevasını bilmeden sadece yazarı için okursun. Bilirsin o yazar seni yanıltmaz. İşte bu yazarlar hep biriciktir: Süleyman Çobanoğlu, İhsan Fazlıoğlu, Bedri Gencer, Ömer Faruk Dönmez…

Bazı kitaplar vardır birçok cümlesinde takılı kalırsın. Her satırıyla ağır ağır ilerlersin; İbrahim Paşalı’nın Entelektüellerin Hurafeleri böylesi kitaplardandır.

Bazı kitaplar vardır hiç bitmesin dersiniz. Bitince yutkunursunuz. Yazar araya girer konuşur sizinle. Gülümsersiniz satır aralarında. Mustafa Kutlu’nun bütün kitapları hemen hemen bu kategoriye dâhildir. Ali Ural’ın Posta Kutusundaki Mızıkası’nı unutmamalı.  Kitabın yazarı değil, bu kez siz kitapla konuşursunuz. Kitaptaki her mektubun yanına notlar alırsınız,  bir mektup kaleme alıp yazara göndermek istersiniz. ‘‘Sahi sevgili dost yazmış olduğunuz bir yazının orta yerinde öylece kalakalıp hiç yutkundun mu? Cümleler düğümlendi mi hiç boğazında?’’

Bazı kitaplar vardır. Yazarının “söz verilmiş bahçe ” dediği. Okuduğunuz her anekdot yeni bir dünya kurar kalbinizin en mutena köşesinde. O bahçeye adım attığınız anda bir müzik, bir şiir, bir hatıra, bir epigraf bir anda kuşatır etrafını. Bir bahçe…  ‘‘yarada büyüyen kurşun gibi ahzen ve gemini azıya almış atlar gibi coşkun! Güven Adıgüzel’den haysiyetli cümlelerin otağında yeşermiş, ağırkanlı , buzkıran , yalınkılıç bir bahçe’’

Bazı kitaplar vardır. Yüz kez okusanız sanki ilk defa okumuş gibi etki uyandırır. Onlar da hep biriciktir. Üstat Sezai Karakoç’un Diriliş Neslinin Amentüsü, İsmet Özel’in Taşları Yemek Yasak, Erbakan’ın Davam, Hasan El Benna’nın Risaleler, ve daha nicesi…

Bazı kitaplar vardır yalnızca kapağı için okumalı hissine götüren. Kapağıyla alır götürür seni uzak iklimlere. Böylesi kitapların kapaklarını beş yüz metre öteden görsen hangi yayınevine ait olduğunu bilirsiniz. Edebiyat Dergisi Yayınları, Dergah Yayınları ve Diriliş Yayınları… Cağaloğlu yokuşundan çıkarken Diriliş Yayınevi tabelasının tozlu, gösterişsiz halini görünce duyduğunuz heyecanı başka hangi cafcaflı tabela uyandırabilir?

Bazı yazarlar kurduğu bir cümleyle nice kapılar aralar okuruna. ” Ah neden yakar yıkar viran eder bu şarkılar beni… ‘ diyen yazar bir süre sonra İran’ın yanık bağırlı ozanı Mohsen Namjo ile karşılaşacağımızı nerden bilebilir? Onun sesiyle öfkeleneceğimizi, onun sesiyle hüzünleneceğimizi… Onun sesiyle sırtımızı birden bire gelenek kalesine yaslayıvereceğimizi…

Sırtımızı bu kaleye yaslamışken Plautus’a da posta koymanın vakti gelmiştir. Evet Plautus, sırtını geleneğe yaslayanlar için yüreğini dayayacak bir yer her zaman vardır. Metruk bıraktığımız bütün mevziler için bir dakikalık hüzün marşı.

Ey Sareban derken Mohsen Namjo sanki yüreğimizi bir yangın yerine çevirmeye and içmiş gibidir. Hiç dilini anlamadığın bir insanın şarkısı nasıl hislerine tercüman olur? Rasyonel bir izahı olmayan sorular kendisine cevap ararken, Ey Sareban… Gel zaman git zaman şarkı sözlerini anlamaya başlayınca aramızdaki kadim bağ biraz daha ayyuka çıkar:

Ey Sareban… Leyla’mızı nereye götürüyorsun? Leyla’mızı, sevdamızı, evimizi şarkımızı, ve dahi kalbimizi…

 

Burak TEKİNER

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla