Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

23 Ekim 2020

Bosna-Hersek: ‘Seyahat Notlarım’

“Kendinden olanı sev, ötekine saygı göster.”
Aliya İZZETBEGOVİÇ

Türkiye İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı’nın (TİKA) yürüttüğü ‘Tecrübe Paylaşım Programı
(TPP) kapsamında 2018 yılında Bosna Hersek’e gittim. TİKA ülkemizde okuyan, üreten,
düşünen ve kendini geliştirmeyi hedefleyen gençlere öncü olan etkinlikleriyle başta dünyayı
tanımalarını, farklı kültürleri, farklı coğrafyaları, farklı dilleri, renkleri görüp edinilen bilgi ve
birikimi ülkemize taşıyarak okulumuzda, şehrimizde, bölgemizde, faaliyet gösterdiğimiz
alanlarda gençlerin ufuklarını zenginleştirmek amacıyla bu projeyi yürütmektedir. Vizyonu
‘Farklı Coğrafyalarda Aynı İmza’ sloganıyla özdeşleşmiştir. O zaman gelelim imzalarımızı
bütünleştirip sınırların ötesinde bir dünya tasavvuru oluşturan eşsiz tecrübe paylaşımı
saatlerini geçireceğim ve yüreğimin bir kısmını oralarda bırakacağım vefanın ve hasretin
ülkesi Bosna Hersek ile tanışma hikâyemden bahsetmeye…
İlk durağımız Saraybosna idi. Havalimanındaki işlemlerimizin ardından çıkışa doğru
yöneldiğimizde TİKA yazılı bir tabelanın önünde bir grup gülümseyişle karşılaşmıştık. İlk
defa geldiğim bir ülkede aile sıcaklığındaki bu karşılama gezinin tümünde de kendini
gösterecekti. Ilıca’dan Stup bölgesine geçmiş, şehri ikiye bölen Milacka Nehri’nin kıyısından
yolumuza devam ederken ana cadde üzerinde 1992 – 1995 yılları arasında yaşanan savaşın
derin izleriyle karşılaştık. Binalarda görülen bomba izlerinin bir kısmı sıvayla kapatılmaya
çalışılmış bazılarına ise hiç dokunulmamıştı. Savaş dönemindeki yaşlı sığınma evinin son
hali, hala gözlerimin önünden gitmiyor. Duvardaki o mermi izleri… O gün anladım ki Boşnak
milleti, acıyla yaşamaya alışmış, belki de alışmak zorunda bırakılmıştı. Geçmişteki bu kadar
acı ve gözyaşına rağmen Bosna hala dimdik ayakta. TİKA’da hemen yanı başında harika işler yapıyor ve en önemlisi bunu din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin gerçekleştiriyor. Gerçekten böyle bir ülkenin ferdi olduğum için bir kez daha gurur duymuştum.
Ekibimizle dezavantajlılar okulunu ziyaret ettik. Dillerini bilmesek de gülümseyerek ve el kol
hareketleriyle anlaşıyorduk. Evet sanırım dünyanın her yerinde kabul gören bir dildi
gülümseyiş dili ve biz de gülümseyiş dilini kullanarak ekip çalışmasıyla Türkiye’ye özgü
enfes yemekler yapacaktık. Daha sonra kurum hakkında bilgi alırken burada eğitim gören
öğrencilerin topluma entegrasyonunu sağlamak amacıyla yaptıkları el sanatları örneklerini
inceledik. Duvarda asılı duran el oymacılığıyla yapılan saate hayran kalmıştım, bunu fark
eden okulun eğitimcilerinden biri saati bana hediye etti ne diyeceğimi bilememiştim, gözlerim dolu dolu elimdeki saate baka kaldım. Benim için manevi değeri paha biçilemez bir hediye idi. Kapıya kadar gelip bizi yolcu eden öğrenciler ve eğitimciler eşliğinde okuldan ayrıldık. Bir sonraki durağımız ise mücadelesini ve azmini her zaman şiar edindiğim Bilge Liderin kabrini ziyaret idi. Kabre yaklaşırken bütün sadeliği ve tevazusu ile bizi karşılıyordu Bilge Lider. Yaşamı gibi kabrinin de duru ve kendisine yakışır hali örnek alınası idi. Bilge Lidere dualarımız ardından kabristandan ayrıldık. Baş çarşıya doğru yürümeye koyulduk. Çarşıya vardığımızda buralara hep hasret olduğumu bir kez daha anlamıştım. Eski Osmanlı mimarisinin tam anlamıyla bozulmadan saklandığı, kendine has küçük hediyelik dükkanları, meydandaki sebili, Gazi Hüsref Camisi ve Kurşunlu Medresesi ile el değmemiş bir ata mirasıydı buralar. Özellikle de hediyelik dükkanlarında yan komşusundan da alışveriş
yapabileceğimizi söyleyen gönlü güzel Boşnak esnafların Türkçe kelimeler kullanırken ki samimiyetleri çok kıymetliydi. Daha sonraki günlerde önce Travnikte bulunan İbrahim Paşa Medresesi restorasyon çalışmalarında ve Bratunac Bölgesinde çeşitli tecrübe çalışmalarında yer aldık. Bir rotamız da Bosna Savaşının kanlı oyununa sahne olan Srebrenica bölgesi idi. Bu bölge savaş sırasında güvenli bölge ilan edilmiş. Fakat bu gerçekleştirilmemiş… Avrupa’nın orta yerinde binlerce masum Boşnak sivil sistematik olarak katledilmiş. Patoçeri şehitliğine vardığımızda yüreğimdeki öfkenin tarifini yapamıyordum, belki daha çok ses çıkarabilseydik diye başladığım cümleler beni darmaduman ediyordu. O kocaman şehitliğe son kez bakışımda “Bir yerin mezar taşları, o yerin tapusudur” sözünün gerçekliğini görmüştüm. Saraybosna’da ki son günümüzde ise en değerli tecrübe saatlerini geçireceğim Umut Tüneline gittik. Bosna savaşı sırasında 300 bin kişinin hayatta kalmasını sağlayan 800 metre uzunluğundaki bu tünel bir milletin direniş destanını yazdığı yerdi ve bize her koşulda umutlu olmaya davet ediyordu. Tünelin bulunduğu ev şu an müze olarak kullanılıyor. Tünelin yapım aşamaları ve savaş dönemindeki çekilen kısa videolar ise evin bazı bölümlerinde ekranlardan yansıtılıyordu. Tünel evin bodrum katından inşa edilmişti ve şu an sadece 20 metresi açık tutuluyor diğer kısımları ise çeşitli güvenlik gerekçeleri gösterilerek kapatılmış durumda.
Birileri tarihten bu vahşeti silmek, yaşanmamış saymak istiyor, çünkü bunun insanlığa sığan
hiçbir yanının olmadığını çok iyi biliyorlar…
Bu duyguları yaşamama vesile olan TİKA Saraybosna ofisine ve gönüllüsü olduğum Anadolu
Öğrenci Birliği Malatya ekinine şükranlarımı arz ediyorum. Selam ve dua ile.

Fatma Nur KAHVECİ

5 1 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x