Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

24 Aralık 2020

Cenevizli Doktor

”Bir ilkokul atlasında gemilerim yandıydı
Cenevizden geliyordum, elimde mektuplarım vardı.
Elimde ölü bir kızın sağır saçları vardı
Bir mevsimin ortasında kalakaldıydım

Bakkaldan manavdan değil,
Ceneviz’den geliyordum doktor
O kızın saçlarından geliyordum
Yitirilmiş bir mahkemeden
Galiba kalbimden geliyordum.’’

Kemal Sayar/Ruknettin’in Kalbi İçin Kehanetler

Sonunda, okula gitmelerimin, Lizbon caddesinden eve varışımın, bir türlü gelmek bilmeyen 454’nolu Ego Otobüsü’nü bekleyişlerimin, Tekel bayisinden aldığım tek ekmeğin sonunda, yine o acıyla yalnız kalıyordum. Bu acının ne olduğuna dair epey düşündüm. Bu acı dün bana ulaşmadı, bugün yaşanmıyor yarın da gitmeyecek. Herhangi bir sınavda, bir kızın gözlerine bakmaya kalkıştığımda, çayımdan bir yudum içtiğimde, hayatın muzip şakalarında, yüreğime zonk diye inen bu faili meçhul acı, ölümle de son bulmayacak. Üst kattaki bebeğin feryatlarına bağıran annenin yüreğinde bu acı var mı bilmem, emekli albayın ve apartman yöneticimiz Ömer Amcanın böyle bir acıyla hemhal olduğunu da zannetmiyorum. Mesele bu apartman değil. İsmim Hikmet Benol olsaydı da bu acı bende var olmaya devam edecekti gibime geliyor. Bu aralar her şey ‘gibime’ geliyor. Gibim sözcüğünün çirkinliği ekrandan çıkıyor gözlüklerimi aşıyor ve gözlerimden geçip beynime ulaşıyor. Acı başlıyor. Bir ağlasam tüm sorun çözülecek. Gözümü oyasım geliyor, ağlayasım gelmiyor. Bu acıyı tüm dünyaya yaymalı, herkes acısından deli danalar gibi koşmalı. Deli danalar gibi koşacağım gibime geliyor. Geldi yine gibim, bu aralar her şey… 

Duvar saatinin tik ve tak sesleri tüm dikkatimi zamana çekiyor. Çok sarsıntılı bir akşam vakti ve kapı çalıyor. Evet, evet tam bu anda kapı çalıyor. Ceneviz’den geldiğini söyleyen bir tüccar tanrı misafiri olduğunu iddia ediyor. Acıyı unutuyorum. Tanrının değil benim misafirim olmasını söylüyor ve içeri buyur ediyorum. Ceneviz’in Cumhuriyetini konuşuyoruz bir süre, bir süre konuşmuyoruz. Pencere açılıyor, pencere bunu hep yapıyor. Ona pencerenin isyanını anlatıyorum, anlayışla karşılıyor. Ceneviz’in o kızın saçlarıyla ilgisini soruyorum. O kızın saçlarından geldiğini söylüyor. Acı ve bulantıyı hissediyorum. O kızın saçlarından gelen Cenevizliye Adıyaman tütünü sarıyorum. Acımı sorguluyor. Acının o kızın saçlarından geldiğini iddia ediyor. Bir silah arıyor gözlerim. Sehpanın altındaki meyve bıçağını görünce beynimde kırmızı ışık alarmı çalıp duruyor tam üç defa. O kızın saçlarından bana acıyı getiren bu herifi Tanrının gözü önünde kalbini deşerek öldürüyorum. Tam üç defa öldürüyorum. Üst kattaki bebeğin feryatları diniyor, annesi susuyor. Gözlüğüme sıçrayan kan, gözlerimi bürümüş kan… Mutfağa gidip bir elma soyuyorum, elma iyi geliyor. Acı tekrar beynime sinyal gönderiyor. Yerde yatan tüccar acıyı dindirmiyor. 

Beynim yaşanan tüm bu hadiseleri kabul ediyor ama… Ama ne? Ama ben… Elma sevmem ki!

Harun Fırat

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla