Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

11 Eylül 2020

Çocuk Eğitimine Dair

Çocuk denildiğinde aklınıza ilk ne geliyor? Aslında az çok tahmin edebiliyorum. Henüz ilkokul yaşlarında, yeme içme barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılayan anne babasına duyduğu güvenle yaşayan; koşan, oynayan, korunmaya ve göz önünde tutulmaya ihtiyaç duyan küçük yaştaki insanlar…

Genel olarak hepimizin aklına gelecek ilk tanımlar yukardakine benzer olacaktır.

Bu sorunun bendeki cevabına gelince; yetişkinlere bağımlı küçük yaş grubundaki, Hümanistik Kuram’daki gibi saf ve temiz varlıklar diyebilirim. Evet çocuklar saf ve temiz varlıklardır. Henüz hiçbir kötü düşünceyi üretemeyecek kadar temiz düşüncelere sahip varlıklardır. Zamanla çevrenin ve teknolojinin etkisiyle çocuklarımızı bu temiz düşüncelerden uzaklaştırıyoruz. Bilmem bunun farkında mısınız? Evet evet biz yapıyoruz bunu. Hiç şaşırmayın. Eğitimdeki Davranışçı Yaklaşım’a göre insan beyni doğuştan boş bir levhadır. İnsan çevreyi tanıdıkça bu levha çevrede olan bitenle dolmaya başlar. Yani çocuklarımızı biz şekillendiriyoruz. Piaget’e göre ise bebekler doğduktan itibaren çevrelerini tanıdıkça kafalarında şemalar oluşturmaya başlarlar. Çevrelerindeki nesneleri, varlıkları tanıdıkça onları var olan şemalara yerleştirmeye çalışırlar. Eğer dengesizlik oluşursa yeni şemalar oluşturarak çevreyi en iyi şekilde anlamlandırmaya çalışırlar. Çocuklarımız büyüdükçe şemaları da bir o kadar artıyor ve şekilleniyor. Bu yüzden çocuklarımızı büyütürken geleceğin yetişkinleri olacaklarını düşünüp buna göre düzgün ve titiz bir şekilde yetiştirmemiz gerekiyor. Çocuklar bizim geleceğimizin mimarları. Gelecek onlara emanet. Ülkemizi kalkındıracak, geliştirecek, diğer milletlerden üstün tutacak insanlar onlardır. Üstelik gelecek nesillerimizin şekillenmesini, yetiştirilmesini sağlayacak insanlar da onlardır. Tüm bunları ve daha fazlasını düşünerek adım atmak gerek.

Atalarımızın dediği gibi; “Ağaç yaşken eğilir.” sözüne kulak verelim lütfen. Osmanlı’daki çocuk eğitiminde bizzat bu atasözü prensip olarak kabul edilmiştir. Osmanlı insanı çocuğa nadide bir çiçek misali muamele etmiştir. Yolda yürürken çocuğunun elinden tutan bir baba düşünün, kendi adımlarını çocuğun adımlarının hızına uydurarak yürüyor. Çocuk yorulduğunda bir kenara onu biraz oturtup yahut kucağına alarak dinlenmesini sağlıyor. Bu kadar hassasiyet günümüz babalarında ne kadar var acaba? Çocuğu arka tarafa atıp hızlı adımlarla yürüyen mi dersin yahut çocuk ayak bağı olmasın diye gittiği yerlere götürmeye tenezzül dahi etmeyen mi dersin? Atalarımız, dedelerimiz yemek yerken dahi önce çocukların karnını doyurmaya önem verirmiş. Çocuğu yetiştirirken, yaşlandığımızda bize ne şekilde muamele eder mantığı çerçevesinde vicdani değerleri yüksek, merhamet duygusu gelişmiş şekilde çocuğun eğitiminde geleceğe dönük bir yaklaşım sergilerlerdi. Vicdanlı ve merhametli bir şekilde yetişen nesil, yaşlanan ana-babasına büyük bir istek ve özenle bakmayı kendine vazife bilirdi. Bu yüzden Osmanlı dönemlerinde huzurevlerine hiç rastlanmazdı. Osmanlı’dan sonra zamanla benliğimizi, geleneklerimizi ve vicdanımızı kaybetmeye başladığımızdan huzurevleri de çoğaldı. Yaşlı anne-babasını kendisine yük olarak gören, onları hastalandıklarında dahi yalnızlığa ve yokluğa terk eden, evinde eşiyle arası bozulmasın diye kendi öz ana-babasını sokağa atan ya da ana-babası öldükten sonra cesedini evin bodrumuna kapatıp onların kılığında maaşlarını çekmeye giden vicdansız bir nesil günümüz nesli. Günümüze bir de şu açıdan bakalım şimdi: Geçtiğimiz günlerde yoğun bir şekilde gündemde olan haber üzerinde duralım (Aslında aynı konulu birçok haber gündeme geldi maalesef). Köpeğin ayaklarını kesen bir genç vardı. Köpeğin ayakları sargılı fotoğrafı sosyal medyada uzun bir süre dolaşmıştı.

Sosyal medya kullanıcıları bu olumsuz davranışla ilgili yoğun eleştiride bulunmuşlardı. Bu davranış kınanmıştı. Peki hiç düşündünüz mü bunu yapan genci bu vicdansızlığa sürükleyen psikoloji ne? Bu haberden önce de benzeri bir haber görseli daha: Başka bir köpeğin üzerine tutkal gibi bir yapıştırıcı sürmüş bir gurup çocuk. Zavallı köpek sürtündüğü her yerden üzerine bir sürü materyal yapışmış bir şekilde ve acı içinde kıvranırken bulundu. Daha sonra yetkililer tarafından köpeğe gerekli müdahale yapıldı ve masum hayvan hayata tekrar tutundu. Şunu sormak geliyor içimden: Bunu yapan çocuklar bu durumdan neden zevk aldı? Masum bir canlıya bu tür eziyetler yapmak geleceğin mimarı dediğimiz bu çocuklarımızın, geleceği emanet edeceğimiz bu gençlerimizin bir zerre de olsa vicdanlarını sızlatmadı mı acaba? Bu saçma sapan eylemler onların egosunu tatmin etmeye mi yaradı dersiniz? Yoksa sonradan pişmanlık duyup da, bir daha yapmayacaklarına dair çevresindeki insanlara söz mü verdiler? (Kohlberg’in ahlaki evrelerinden İtaat-Ceza evresindeki cezadan kaçmak için mi?) Bu tip vakaların nedenleri iyi sorgulanmalı.

Eğer çocuğumuzu vicdanlı yetiştiremezsek sonuçlar bu haberlerdeki gibi ya da daha kötü olabilir. Çocuğumuzu yetiştirirken gerekli bütün değer yargılarını küçük yaşta aşılamalıyız. Özellikle okul öncesi dönemde çocuklarımıza ‘’vicdan ve merhamet‘’ duygularını iyi öğretmeliyiz. Eğer öğretemez isek o çocuk büyüdüğünde bir kediyi kuyruğundan tutup ateş üzerinde sallandırarak kedinin ateşten yanmasından zevk alıp, eğlenecek bir insana dönüşür. Bu tür haberlerin ne çok örneklerini duyar olduk. Günümüzde bir Fatih Sultan Mehmet yetişmiyorsa sebebi bizleriz. Saçma sapan TV programları önünden ayrılmayan, hayatında bir kitap dahi okumamış ama elinden son model telefonu hiç düşmeyen, AVM’lerin renkli –ışıltılı oyun alanlarında çocuğunu eğlendirmeyi iş bilen, kendi işinden gücünden çocuğuna bir saat dahi ayıramayan, komşuluk ve akraba ilişkilerini kesmiş, dünyalık zevkler peşine kapılmış, çocuk yaşta verilen dini eğitime gerek duymayan, öğrendiği ile amel etmeyen, hızla gelişen teknolojik çağa kendini kaptırmış, gelenek-göreneğini unutmuş, riya peşinde koşan bir takım ebeveynlerin yetiştirdiği nesillerin de Osman Gazi, Ertuğrul Gazi, Fatih, Mevlana, Gazali, Akşemsettin, Abdülhamit, Mustafa Kemaller olmasını bekleyemeyiz. Şu sözü tekrar ediyorum: AĞAÇ YAŞKEN EĞİLİR. Çocuklarımızı güzel yetiştirelim.

Çocuklarımızı yetiştirirken; ceddimizin gelenek göreneklerini, dinimizin emrettiklerini ve çağın gereklerini göz ardı etmeden tıpkı bir nadide çiçek yetiştirir gibi yetiştirelim. Emin olun sonuçları hem siz ebeveynler için hem toplum için hem de vatanımız için en hayırlısı olacaktır. Nice Osman Gaziler, nice Fatihler, nice Mevlanalar, nice Abdülhamitler, nice Akşemsettinler, nice Gazaliler, nice İbni Sinalar, nice Mustafa Kemaller, vatana millete hayırlı evlatlar, en önemlisi Rabbül Alemin’e nice hayırlı, salih kullar ve İki Cihan Serveti Efendimize nice hayırlı ümmetler yetiştirmemiz duası ile dostlar… Sürç- i lisan etmiş isek affola dostlar.

Hoşça bakın zatınıza, vesselam…

Sibel BOYRAZ                                                            

 

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla