Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

17 Temmuz 2021

Çöl İşaretçileri Ve Biz Sinema

Çöl İşaretçileri Tunus sinemasının en önemli isimlerinden Nacer Khemir’in yirmi yılı aşkın bir zamanda tamamladığı Çöl üçlemesinin ilk filmi. Kuş uçmaz kervan geçmez bir köye atanan ve çölün ortasında bilinmeze doğru yol alan bir öğretmenin, çok eski bir laneti üzerinde taşıyan bu tuhaf köye varışıyla başlar film. Çocuklarının okula gitmediği, gençlerinin lanet nedeniyle kayıplara karışarak çöl gezginleri arasına karıştığı, en yaşlılarının hazine aradığı köyde her olay yeni bir bilinmeze çıkar. Genel hatlarıyla böyle bir film. 

Nacer Khemir’in, bu çağ imgelerin çağı, imgesi olmayan kaybolur cümlesi tüm filmini özetler nitelikte. Çünkü film tamamen işaretler ve simgelerden oluşuyor. Filmin ucu açık bırakılmış izlerken bir yarım kalmışlık ve “ben ne izledim şimdi” hissi sarıyor insanı ama film tasavvuf temelli olduğu için bu çok normal. Çöl, filmde kesinlikle fazlasıyla gizemli, uzak durulası ve tehlikeli bir alan ve çölün gençleri bu çölde durmadan yolculuk edip Hallacı Mansur’un şu dizelerini tekrar ediyorlar; “ey kavmim! Beni yalnız bıraktınız. Size göre, ölümüm mubahtı. Beni kadere terk ettiniz ve silahlarınızı çektiniz.”

Mekân oldukça geniş, çölün başı da sonu da belli değil ama insana bir hapsolmuş, kıstırılmış hissi veriyor. Çölün insanları da oldukça garip. Çocukları ürkütücü ve bizim bildiğimiz tarzda yaramazlık hedefleri yok. Çocukların dahi ulaşmak istedikleri bir yer var ve merak ettikleri bir soru var; Kurtuba nerede? Ve en önemlisi filmde genel olarak bir arayış var. Biz bu duruma nasıl geldik arayışı… 

Çölün ortasındaki köy bizlere, eski görkem ve ihtişamını kaybetmiş olan İslam inancını hatırlatıyor. Geri dönülemez bir noktaya gelinen ve eskinin özlemini anlatan bir atmosfer hâkim. Bunun dışında avluda öğretmenle karşılaşan kızda çok dikkate değer şeyler anlatıyor. Öğretmenin yüzüne dikkatle baktıktan başta bizlere anlamsız gelen işaretler yapıyor. Sonrasında ne yaptığını anlıyoruz. Önce bir elini kaldırıp avucunu gösteriyor ve sabit tuttuğu diğer eline doğru götürüp ikisini birleştiriyor. Sonra aynı işlemi öbür eliyle tekrarlıyor son olarak yüzünü öğretmene dönüp dikkatle kendini gösterdikten sonra çıkardığı aynasına gülümseyerek bakıyor ve gidiyor. Bu hareketlerden kalp, dil ve göze işaret ettiğini anlıyoruz. Buradan hareketle aklımıza Gazali’nin bilginin kaynağı olarak sunduğu kalp ile görmek fikri geliyor. Tasavvuf ehli aklın idrakine ilim, kalbin idrakine marifet ve zevk; ilim sahibine âlim, marifet sahibine de Arif ismini vermiştir. Onlara göre tasavvufi marifetin merkezi akıl değil kalptir. Marifet Allah’ın bildirmesiyle hâsıl olur. İlim ise insanların bildirmesiyle idrak edilir. 

Kızın yaptığı işaretler için getirilen bir anlamda şu; her şeyin eşini bulabilir insan, elleri, ayakları, gözleri… Ama genç kız, yüzünü gerçekten görmek isteyen insanın, yansımasına bakması gerektiğini anlatmaya çalışıyor. Yani ruha ve öze bakmanın gerekliliğini vurguluyor. Film boyunca hiç gülümsemeyen genç kızın aynaya baktığında tebessüm etmesi buna işaret ediyor belki de. Her insanın arayışı kendinde başlar, yine o arayışın cevapları da kendi özünde saklıdır. Bulmak için sadece aramak gerekir, görmek gerekir. Sadece bize anlatılmaya çalışılan budur belki de. Aramak, anlamak ve cevapları bulmak… Filmin sonlarına doğru küçük ürkütücü çocuğun Kurtuba’ya gitmek istemesi bizlere İslam’ın eski heybetine duyulan özlemi vurguluyor. Endülüs’ü hatırlatıyor. İspanya’nın Endülüs’ünü…

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla