Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

12 Eylül 2020

Dehlizler ve Yalazlar (Kenya)

Bir proje programını gerçekleştirmek için yurt dışına çıkacaktık. On gün sürecek bir program kapsamında Afrika’ya seyahat edeceğim söylendiğinde bu coğrafyaya ne kadar yabancı olduğumu hissettim. Afrika ile ilgili birkaç bir şeyler karıştırayım diye düşündüm. Afrika’nın çok denklemli kocaman bir dünya olduğunu fark etmem uzun sürmedi. Kendine özgü dinamikleri olan, birbirinden çok farklı problemlere, zenginliklere sahip ülkelerden oluşan bambaşka bir dünya. Öyle arama motoruna Afrika yazmakla, kulaktan dolma bilgilerle anlaşılabilecek kadar basit değildi mevzu.

Sonra program kapsamında Kenya’ya gideceğim bildirildi. Artık daha spesifik araştırmalar yapabilirdim. Ancak ilk fark ettiğim şeylerden biri de şu oldu, Afrika gerçeğini anlamadan, kolonyalizmi anlamadan Afrika’da bir ülkeyi anlamak da mümkün değildi ve Afrika’yı anlamak o kadar basit bir olay değildi.Ancak bazı küçük ipuçları elde etmek mümkündü bu kadar sürede.

Kenya bu sürede bir seçim yaşıyordu. Seçimlerle ilgili haberleri takip etmeye çalıştım ancak Türkiye haber ajanslarına neredeyse hiç haber düşmüyordu seçimlerle ilgili. Oysa Kenya, bağımsızlık tarihinin en önemli sınavlarından birini veriyordu. Bu kadar mı ilgisiz, bu kadar mı uzaktık bu coğrafyaya? Afrika’nın en istikrarlı ülkelerinden birinde yaşanan hayati meseleler, bizde gündem olmasını geçtim,haber değeri dahi taşımıyordu. Seçimlerden birkaç gün sonra başkent Nairobi’deydik. Havaalanına indiğimizde adına ‘’vize ücreti’’ denilen bir çeşit ayakbastı parası ödedikten sonra, adına ‘’vergi’’ denilen rüşvet ya da haracımızı da ödeyip şehre giriş yaptık. Ülkede, gelişmemiş ülkelerin hemen hepsinde olduğu gibi, rüşvet ve haraç vakıalarının çok yoğun yaşandığını öğrenmemiz uzun sürmedi. Sabah saatleriydi, otele ulaştık. Gerek otelin bulunduğu bölge, gerek otelin kalitesi beklentimin çok üzerindeydi. Ancak burada ilk dikkatimi çeken hadise yoğun güvenlik önlemleriydi. Elektrikli teller, güvenlik görevlileri, kameralar, nereye dönseniz hissedilir
biçimde güvenlik önlemleri alınmış durumdaydı. Otelden ayrılıp birkaç güvenlik bariyerini geçtikten sonra şehirle tanıştık. Yani şehrin diğer yakasıyla. Yani hayatın atardamarlarının attığı yerlerle. Yoksulluk, kaos ve güvensizlik hissi veren gerçek Afrika ile. İlk izlenimim, şehrin arasında uçurumlar bulunan iki yakadan oluştuğu şeklindeydi. Ancak slum denilen tenekeden barakaların olduğu yeri ziyaretimizin ardından şehrin üç kategoride değerlendirilebileceğini düşündüm. Biri, asgari yaşam koşullarını dahi sağlamayan, kanalizasyon ve çöpten nehirlerle iç içe yaşanan kaos ve kargaşanın, yoksulluk ve yoksunluğun yaşandığı yer. Diğeri, güvenlik bariyerlerinden, kontrol noktalarından geçebilenlerin erişebildiği, düzenli ve temiz caddelerin, son model otomobillerin ve lüks yaşantıların sürdürüldüğü yer. Bir de şehir merkezini değerlendirebiliriz ki burası oldukça ilginç. Yüksek kiralar, yaldızlı görünümleri ile zengin ve parlak bir yaşamı çağrıştıran dükkanları, ancak seyyar satıcıları, dilencileri ve sokakları adımlayan insanları ile tam bir tezatlığın yaşandığı yer.

Bize refakat eden, ziyaret ettiğimiz, irtibat kurduğumuz herkesten Afrika hakkında, Kenya hakkında bilgiler edinmeye gayret ediyoruz. Doğal güzellikleri, jeotermal kaynakları, çiçek yetiştiriciliğinin önemli merkezlerinden olan Kenya bir İngiliz sömürgesi. Ana dilleri Swahili dili ancak gündelik konuşmalarında dahi herkes İngilizceyi tercih ediyor genellikle. İngilizce de ülkenin resmi dili.Televizyon kanalları, yayın organları tamamen İngilizce yayın yapıyorlar. Jeotermal enerji sistemlerini Japon firmalar, çiçek yetiştiriciliğini Hollandalı firmalar yapıyor ve tabi İngiltere tamamına ortak. Birleşmiş Milletlerin Afrika operasyon merkezi başkent Nairobi’de bulunuyor. Kendilerine kurdukları korunaklı bir koza gibi bir kampüse sahip. 96 ülkenin büyükelçiliği bulunuyor başkentte ve tamamı yüksek güvenlik önlemleri ile korunan şehrin şatafatlı yakasında. Kenya’nın bağımsızlığını ilk tanıyan ülkenin Almanya olmasına şaşırıyoruz. Biz Kenya’nın bağımsızlığını tanıyan 55. ülkeymişiz. Onlar da bizim hiç sömürgeleşmediğimizi, kolonyalizme maruz kalmadığımızı öğrendiklerinde şaşırıyorlar. Sonra, son derece kurumsal ve örgütlü çalışan sivil toplum örgütlerini gezdikçe daha da şaşırıyoruz. Sebeb-i hikmetini merak edince anlıyoruz ki, Afrikalılarca para olarak kodlanan beyaz adamlar çeşitli yardımlar(!) ile Afrika’ya gelişlerinde birlikte çalışabilecekleri partner kuruluşlar aramışlar. Bu durum birçok sivil toplum örgütünün oluşumuna kaynaklık teşkil etmiş. Ancak böyle bir STK tecrübesi daha çok şirket mantalitesinin oluşmasına sebebiyet vermiş.

Şehre ayak bastığımızda bize yapılan bir ikazın ne kadar haklı olduğunu anlamaya başlıyoruz: “İnsanlara dinlerini sormayın zira dini kimlikler pek fazla bir önem arz etmiyor insanlar için. Daha başka öncelikleri var. Bir sonraki öğünde karnını nasıl doyurabileceğinin telaşı gibi.”. Bu durum gündelik yaşamlarına da yansıyor insanların, ilişki kurarken özellikle ikili ilişkilerde çok rahat tavırlar sergiliyorlar. Resmi rakamlar nüfusun %70’inden fazlasının hristiyan olduğunu, %20’sinin Müslüman, kalan kesimin de çeşitli yerel inançlara mensup olduğunu belirtiyor. Ancak Müslüman STK’lar bu oranların bilerek çarpıtıldığını, Müslüman nüfusun %30’un üzerinde olduğunu belirtiyorlar. Müslümanlar arasında tasavvuf düşüncesi ve selefilik yaygın durumda. Özellikle Diyanet benzeri bir üst yapının bulunmamasından kaynaklı camilerde, mescitlerde farklı gruplar etkin oluyorlar. Boko Haram, El Şebap gibi terör örgütleri insan kaynaklarını genellikle denetimsiz olan bu camilerden sağlıyorlar. Almanlar tarafından inşa edilen bir okulun kütüphane ihtiyacını gidermek üzere slum bölgesine gidiyoruz. Burada çocukların okula gidiş sebeplerini öğrenince gerçek Afrika ile tanışıyoruz. Okula gelen öğrencilere öğlen yemeğinde verilen bir öğün yemek. Yemeğin menüsü hiç değişmiyor ve çocuklar arttırabilirlerse bu yemekten evlerine de götürüyorlar. Kolonyalizmin, emperyalizmin insanlar üzerindeki etkilerini iliklerinize kadar hissettiğiniz bu kara ülkede, beyaz adamın üstenci yaklaşımına tanıklık edince, bu coğrafyalarda yürütülen samimi bir çalışmanın nelere tekabül edebileceğini iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Abdullah Başyiğit

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x