Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

17 Temmuz 2021

Derin Tınıların Mucizesi Ve İbni Sina

Müziğin hepimizin hayatında önemli yer tuttuğunu biliyoruz. İnsanlık tarihi kadar geçmişi olan müzik, zamanla insanlara şifa dağıtan bir olgu haline gelmiştir. Zaman içerisinde İslam filozoflarının da müdahalesiyle gerek kendi çağlarında gerekse günümüzde hala kullanılan önemli bir teknik haline gelmiştir. Müzikle tedavi, yaklaşık 2500 yıldır kullanılan bir yöntemdir. İnsanlık tarihi kadar eski dedik ancak insanların bunu neden geç fark ettiklerini ister istemez düşünüyorum. Şifanın içinde var olup başka yerlerde şifayı aramaları belki de buna kör olmaları bu tekniğin geç keşfedilmesinin sebepleri arasında sayılabilir bence. Ama o dönemde olan olaylara hakim olamadığımız için buna sebep aramayı bir kenara bırakıp asıl konumuza dönelim. 

Müzik akıl, vücut ve ruh arasında bir denge oluşturmaktadır. Buradan da anlıyoruz ki müzik birçok rahatsızlığın tedavisinde önemli bir yere sahiptir. Kısaca değinecek olursam eğer alzheimerdan depresyona, kronik bazı rahatsızlıklardan madde kullanımına kadar birçok rahatsızlığın tedavisinde kullanılır. 

Müzikle tedavinin tarihine bakmadan önce ufak bir detay vermek isterim. Her hususta kendini geliştirip insanlıktan nasibini almamış batı dünyası akıl ve ruh sağlığı yerinde olmayan hastalara bin bir türlü eziyet uygularken bizim atalarımız onlar için hastaneler inşa edip sağlıklarına kavuşmaları için her türlü seferberliği yaparak onlara bir kez daha insanlık ve merhamet dersi vermişlerdir. En bilinen örnek Osmanlı döneminde 15. yüzyılda Edirne’de kurulan Sultan Beyazıt Darüşşifası’dır. Burası her psikolojik rahatsızlığa belli bir makamın reçete edildiği çağını aşan bir ruh hastalıkları hastanesiydi. Müzikle tedavinin tarihine bakıldığında eski tıp kaynaklarında Türklerin psikolojik rahatsızlıkları çeşitli rehabilitasyon uygulamalarıyla iyileştirdiklerine ilişkin bulgulara rastlanmaktadır ancak ilk ciddi tedaviyi Osmanlılarda görmekteyiz. Ama öncesi de vardır tabii ki. Anadolu öncesi dönemde Orta Asya’da Baksı adı verilen müzisyenler çeşitli hastalıkların tedavisinde müziği kullanmışlardır. Hangi dönemimize bakarsak bakalım müziğin her yerde farklı şekillerde karşımıza çıktığını görüyoruz ve bu da Türk toplumlarının bu tedaviyi başarıyla uygulamasında önemli bir etken olduğu sonucuna varmamızı sağlamaktadır.

 Başta Zekeriya er-Razi (854-932), Farabi (870-970), İbn-i Sina (980-1037) olmak üzere İslam filozofları hekim kimliklerinin yanında aynı zamanda müzikologdur. Birbirinden farklı görünse de tıp ve müziğin aslında birbirlerini tamamlayan yapbozun parçaları olduğunu yapılan araştırmalar gösteriyor. Dönemin doktorları kendilerini hekim olarak sınırlandırmak yerine müzikle de ilgilenmişlerdir. 

 Osmanlı döneminde 15. yüzyılda Edirne’de kurulan Sultan Beyazıt Darüşşifası her psikolojik rahatsızlığa belli bir makamın reçete edildiği çağını aşan bir ruh hastalıkları hastanesiydi. En bilinenleri: 

Kayseri Gevher Nesibe Tıp Medresesi (1206) 

Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası (1228) 

Amasya Darüşşifası (1309)

 Fatih Darüşşifası (1470)

Sonuç olarak İslam medeniyetlerinde müzikle tedavi yöntemlerinin hastalıkları iyileştirmede kullanıldığı, bu konuda birçok gelişme sağlandığı ve çeşitli araştırmalarla bunun faydalı olduğunun tespit edildiğini söyleyebiliriz. Burada ekstra şunu söylemek isterim müzikle tedavi yönteminde yapılan birçok araştırmada tasavvuf müziğinin en etkili yöntem olduğu ortaya konulmuştur.

‘… Tedavinin en iyi yollarından, en etkililerinden biri, hastanın akli ve ruhi güçlerini artırmak, ona hastalıkla daha iyi mücadele için cesaret vermek, hastanın çevresini daha sevimli ve hoşa gider hale getirmek, ona en iyi musikiyi dinletmek ve sevdiği insanlarla bir araya getirmektir.’ İbn-i Sina

İbn-i Sina’ya göre ses, varlığımız için gereklidir. Müzik bestelerini bize hoş gösteren, işitme gücümüz değil,  idrak yeteneğimizdir. Türk müziğinde ilk belge niteliğindeki çalışmalarıyla bilinen Farabi, Kitabü’l Musiki el-Kebir adlı eserinde musikinin bilim ve sanatın bir dalı olduğunu belirterek, fizik ile bağlantısından bahsetmiştir. Farabi’yi öğrencisi İbn-i Sînâ (980-1037) takip etmiş ve  “Kitab’uş Şifa” isimli ünlü eserinde müziğin teorik kurallarına, kullanılan çalgılara ve müzikle tedavi yöntemine yer vermiştir. İbn-i Sînâ, yazdığı eserlerle birçok alanda uzman kabul edilmiştir ve müzikle tedavinin en başarılı uygulama şeklinin; hastanın ussal ve ruhsal gücünü kuvvetlendirmek, motivasyonunu yükseltmek, hastalığa etki edecek doğru müziği dinleterek hastanın gönüldaş dostlarıyla birlikte hasbihaller etmesi yoluyla sağlanacağından bahsetmektedir. İbn-i Sînâ, kendi ilimler tasnifine göre yazdığı ve şifa kitabı olarak bilinen “Kitabü’ş-Şifa’ adlı eserinin musikiye ayrılan on iki bölümlük kısmını, Rodolphe D’erlanger Fransızca olarak tercümesini yaparak ‘“La Musique Arap” isimle yayınlamıştır. İbn-i Sînâ’ ya ait tıp tarihinin en büyük külliyatı olan “Al-Kanun Fi’t-Tıbb” adlı eserinin birinci, üçüncü ve dördüncü kitaplarında yer alan çocuk rahatsızlıkları ve psikiyatrisi ile ilgili kısımlar modern psikiyatrinin ve çocuk psikiyatrisinin kuruculuğunu yapan İbn-i Sina’yı, bu alanda model haline getirmektedir.

Türk Müziği makamlarının ruha olan etkileri Farabi’ye göre şöyle sınıflandırılmıştır:

o Rast makamı: İnsana sefa verir.

o Rehavi makamı: İnsana beka(sonsuzluk fikri) verir. 

o Kuçek makamı: İnsana hüzün ve elem verir. 

o Büzürk makamı: İnsana korku verir. 

o İsfahan makamı: İnsana hareket kabiliyeti, güven hissi verir.

o Neva makamı: İnsana lezzet ve ferahlık verir. 

o Uşşak makamı: İnsana gülme hissi verir. 

o Zirgüle makamı: İnsana uyku verir.

o Saba makamı: İnsana cesaret ve kuvvet verir.

o Buselik makamı: İnsana kuvvet verir. 

o Hüseyni makamı: İnsana sükûnet ve rahatlık verir. 

o Hicaz makamı: İnsana alçak gönüllülük verir. 

Farabi Türk Müziği makamlarının zaman göre psikolojik etkilerini de şu şekilde göstermiştir: 

o Rehavi makamı: Yalancı sabah vaktinde etkilidir.

o Hüseyni makamı: Sabahleyin etkilidir

o Rast makamı: Güneş iki mızrak boyu iken etkilidir.

o Buselik makamı: Kuşluk vaktinde etkilidir. 

o Zirgüle makamı: Öğleye doğru etkilidir.

o Uşşak makamı: Öğle vakti etkilidir

o Hicaz makamı: İkindi vakti etkilidir.

İbn-i Sina, Farabi‟nin eserlerinden çok yararlandığını ve hatta musikiyi de ondan öğrenerek tıp mesleğinde uyguladığını ifade etmiştir. Belirttiğim gibi bu alanda çokça çalışma yapan olmuştur ancak İbn-i Sina damgasını vurmuştur. Günümüzde de hala sürdürülmekte olan bu yöntem sağlığın her alanında kullanılabilen, ağrısız, güvenli, yan etkisi olmayan bir tedavi yöntemi olmuştur. Bir nevi ruhsal ilaç olmuştur. Bu tedavi yöntemiyle çoğu insan sağlığına kimyasal ilaçlara mahkûm kalmadan ruhunu iyileştirerek kavuşmuştur. Sağlıklı yaşamın yolu ruhu iyileştirmekten geçer, şimdi sizler de kendinize bir iyilik yapın ve kendinizi ruhunuza iyi gelecek derin tınıların boşluğuna bırakın…

Sağlıcakla Kalın…

Emine ŞİKAK

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla