Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

18 Temmuz 2021

Dijital Salgın

Koronavirüs salgını ile beraber hayatımızda gereğinden fazla yer kaplayan “sanal alem” girdabına düşmüş fani bir müslümanın kendisinin de zaman zaman derman bulamadığı yarasına tuz basmaya geldim. Salgın hepimizi ister istemez kısıtlamaya itiyor. Aslında bu süreç gayet doğal fakat bu kısıtlamaların bizdeki kötü yansımaları da yadsınamaz boyuttadır. Ve kronik bir hal alması ise an meselesi…

     Çoğu toplum vaizlerinin söylediği gibi sosyal medya pistir, kakadır gibi söylemler miadını doldurmuş kelimelerdir. Dijital dünya ve sosyal medya çağımızda dışardan izleyeceğimiz ve dahil olmayacağımız bir mecra değildir. Zaten bundan kaçmamızın da manası yoktur. Çünkü yeni nesil ile iletişimin yegâne yolu dijital mahallelerin sanal yollarından geçmektedir. Ya bu deveyi gütmeli ya bu diyardan gitmeli… Bu diyardan giden dedelerimiz ninelerimiz var. Onlar adı üstünde; gitmiş. O zaman biz bu deveyi gütmek zorundayız. Yani kendimizi soyutlayarak, tabiri caizse “dijital anarşist” bir yaklaşımla develer güdülmez.

     Evet demek ki sosyal medyaya dahil olmamakla bir devrim yaptığımız falan yok. Esasında bu kendimize güvenmememizden kaynaklıdır. Çünkü oraya adım atınca artık kontrolü kaybettiğimizi düşünüyoruz. Halbuki bizler iradesi olan insanlarız ve doğru bir kullanımla sosyal medya ve dijital dünya bulunmaz bir nimet olacaktır. O zaman kendine güvenmeyen öteye gitsin.

     Şimdi gelelim “öteye gidenleri” haklı çıkaranlara. Yani dijitalleşmeyi salgına, pandemiye çevirenlere. Yani zaman geçsin diye “zamanı öldürenlere”. Halbuki Hasan El Benna’nın da dediği gibi; “Zamanı öldürmek insanı öldürmekten farksızdır.”

     Koronavirüs salgınıyla beraber insanların bireyselleştiği ve gelecekteki maskesiz günlere bir an önce kavuşmak için gecesini gündüzüne katan “sanal şövalyeler” in yetiştiği; klavyelerin eskidiği, kulakların insan sesine hasret kaldığı şu günlerde kontrolü ele almamızın tam zamanıdır. Çünkü dijital salgınlar biyolojik bir salgın kadar tehlikedir. İkisi de ilk safhada gözle görülmezler. Koronavirüs özellikle akciğerleri ele geçirmeye çalışırken dijital virüs ise beynimizi ele geçirmeye çalışır. 

     Dijital salgının en kötü sonuçlarından birisi yukarıda da söylediğimiz gibi bireyselleşmedir. Yani bana dokunmayan yılan bin yaşasın. Halbuki inancımızın gereği olarak insanlara dokunmak gibi bir görevimiz vardır: “Emr-i bi’l ma’ruf nehy-i anil münker” yani iyiliği emredip kötülükten sakındırmak. İnsanlar özellikle gençler kendi sanal mağaralarında sıkışmış, yaşlanıyorlar. Atları o kadar hızlı gidiyor ki ruhları onlara yetişemiyor. İnsan sosyal bir varlıkken Şeriati’nin dediği gibi; “beni bize feda” etmesi gerekirken neden hayatımızı kendimizle sınırlandırıyoruz? Dışarıda bizden yardım bekleyen insanlara fiili bir dua olarak maddi yardım yapıp, yoksulun halinden haberdar olmak varken neden sadakayı “donate” butonundan ibaret sanıyoruz? İşte bunların hepsi aşılamaz sorunlar değildir. Yani geç kalmış sayılmayız. Bunlar bilincimizi tekrar kazanarak düzeltilecek hasletlerimiz. Bizi kontrol edenleri bizim kontrol etme zamanımız gelmiştir artık!

     Dijital salgın burnumuzu değil de beynimizi akıtıyor. Etrafa anlamsızca bakan bireylere dönüşüyoruz. Tabii ki söylediğimiz olumsuz şeyler salgınlaşmış dijitalleşme içindir. Oysa yerinde ve kararında kullanılan her şey gibi sanal dünya da bize hizmet için çok güzel bir fırsattır. 

     Çözüm kendimizde. Cevap biziz. Zihinlerimiz dijital olarak kuşatılmadıktan sonra korkulacak bir şey yoktur. Kendi iradesizliğimizi bir nedene yüklemek yerine bir nedene ihtiyaç kalmayacak iradeyi kazanmanın yollarını aramalıyız. Sonuç olarak “kendine güvenmeyen öteye gitsin” …

Abdullah Huzeyfe SEVİNÇ

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla