Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

22 Ekim 2020

Dönüş O’nadır!

İyilik ve güzellikleri ahiret yurduna bırakan, refahı elinin tersiyle iten ve kendini ilme adayan münzevi bir mütefekkir.
Malatya’nın müstesna değerlerinden Hüsamettin YILDIRIM 1941 yılında Erzurum’un
Kara köprü köyünde doğdu. Henüz altı aylık iken annesini kaybederek anne sevgisi ve
korumasından mahrum kaldı. Annesi vefat ettikten sonra kendisi sara hastalığına yakalandı ve on iki yaşına kadar resmi ve gayri resmi tahsiline başlayamadı. 1952 yılında kendi isteği ile Malatya Cumhuriyet İlkokuluna başladı. Cumhuriyet ilkokulunu iyi bir dereceyle bitirip 1957 yılında Malatya Lisesinde eğitimine devam etti. Üvey annesinin varlığı ve ebeveynlerinin cehaletinden dolayı evinde birçok zulme maruz kaldı. Uğradığı bu zulümlerden sonra ailesiyle hiçbir bağı kalmayan Hüsamettin Yıldırım baba ocağını gönlü mahzun bir şekilde terk etti. Onun garip ve alışa gelmişin dışında bir hayatı vardı. Geriye kalan ömrünün tamamını bir piknik tüpü, bir küçük çaydanlık, bir çay bardağı ve kaşıktan başka mutfak eşyası bulunmayan mobilya, televizyon, buzdolabı gibi nice şeylerin hiçbirine yer vermeyen tek odalı olan rutubetli bir ‘’modern mağara’’ da geçirdi. Bu müstakil oda da münzevi bir hayata başlayan Hüsamettin Yıldırım, geçimini bazı hayırsever Müslümanların zaman zaman verdikleri zekat, fitre, sadaka gibi meblağlarla ve özelde öğrettiği Tarih, Matematik, Cebir derslerinden gelen parayla sağlıyordu. Dünya hayatında ilim ve kitaptan başka hiçbir meşguliyeti bulunmayan ve bir iki saatlik zamanın dışında günün çoğunu kitaplar arasında geçiren Hüsamettin Yıldırım birçok sıkıntı ve mahrumiyetler altında çileli bir hayat sürmüştür. Liseyi bitirdikten beş yıl sonra Ankara Hukuk Fakültesine istemediği halde kayıt yaptırdı. 1970 yılında buradan kaydını silerek İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi ‘’İktisat-Siyasi İlimler-Sosyal Siyaset Bölümü’nden mezun olup diplomasını aldı ve böylelikle resmi tahsil hayatını sona erdirdi.
Aldığı diploma için ‘’Boşa geçen bir ömrün acı hatıralarını dile getiren bir iflas belgesi’’
tabirini uygun görür. Çünkü dirayetli olmayı, liyakatli olmayı diplomaya sığdıranlara karşı
icap ettikçe bir silah olarak kullanmak için böyle bir vesikaya sahip olmak lüzumunu
görmüştür! Dünya hayatında sadece iki büyük ideali vardı: Bunlardan biri kendi şahsına ait
kütüphanesindeki tüm kitapları hazmedercesine okumak ve ölmeden önce ehil kimselere
devretmek. İkincisi ise yazdığı ve tercüme ettiği tüm eserlerin daktilosunu yapıp neşretmekti. Mütecessis bir yazar olan Yıldırım çeşitli dergilerde şiir ve makale ve yirminin üzerinde kitap telif etti. Bu kitaplardan bazıları; İnsanın Dünyada Mesut Olmak İhtimali, Rasulullah Döneminde Sünnet, Müslümanların Mazideki ve Halihazırdaki İhtilafları ve en önemli kitabı İçtimai Matematiktir. İçtimai matematik kitabı bilinenin aksine çarpma ve bölme gibi sayısal matematik konularına yer vermez. Yıldırım’ın üzerinde durdurduğu matematik; ölçme, biçme, muhakeme etme ve karar verme noktasında bir araç olan ‘’sosyal matematik’’ adıyla anılabilir. Ona göre matematik tüm ilimlerin temeliydi. Çünkü: beşer zekası için müşterek dil; ne İngilizce, ne Almanca,…, ne de Fransızca’dır ; ancak matematiktir. Matematik, ilmin mantık ifadesidir.(2) Kendi hayatının muhakeme ve muhasebesini de matematiksel bir noktadan yaklaşarak der ki; ‘’Ameli olarak dinim sekizde birdir. Çünkü  evlenen dinin yarısını tamamlamıştır. Ben bekar olduğum için dinimin  yarısı yok! Müminler malları ve canları karşılığında cenneti satın alırlar.  Benim malım olmadığı için yarım olan dinimin tekrar yarısı yok. Ayaklarım sakat olduğu için canımın da yarısı yok. Buna göre amel olarak dinim sekizde birdir.’’

Bütün varoluşsal gayesini kendini bilmeye (Men arafe nefseh fekad arafe
rabbeh/Nefsini bilen, Rabbini bilir.) adayan mütefekkir Kur’an ve Kütüb-i Sitte’deki
delillerden hareketle mü’min insanın dünyada mesud olma gayesinin olmaması gerektiğini
açıklamıştır. Eğer mesud olmak, saadete erişmek, felaha ulaşmak, refaha kavuşmak…
terimleriyle dünya hayatında her geçen saniye boyunca hiçbir ızdıraba, felakete, rahatsızlığa, üzüntüye, derde, belaya, hoşnutsuzluğa… muhatap olmaksızın gayet sakin, neşeli, huzurlu bir hayat yaşamak, aç ve çıplak kalmamak, hasta olma 1 mak, hiç kimseye borçlanmamak, hiç kimseyle kavga ve münakaşa etmemek, sıkıcı, yorucu, kalp kırıcı konuşmaları hiç kimseden duymamak… gibi şeyler kastediliyorsa: ‘’İnsan, İslamiyeti kabul etmek ve onun icaplarına göre yaşamakla, dünyada mes’ud olur’’ tezini savunmak, mümkün olamaz. (Ahiret saadeti, konumuzun dışındadır.)(3). Bunun nakli ve akli delillerini şöyle sıralamıştır: a) ‘’Ben; cinleri de, insanları da, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.(4). b) ‘’Allah, hanginizin daha güzel amel işleyeceğini imtihan etmek için ölümü de, dirimi de takdir ve yaratandır.’’(5). c) ‘’Ben gizli bir hazine idim. Bilinmemi istedim. Bilinmem için, halkı yarattım.’’(6) d) ‘’ Allah, rahmetini tattırmak için insanları yarattı.’’(7)
Bu dünyada yaşayan ama bu dünyayı yaşamayan, dünyada mesut olmak gibi bir
gayesi olmayan Hüsamettin Yıldırım 2018 yılının mart ayında dünya hayatına öncelediği
ahiret yurduna döndü. Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na
döneceğiz.(8)

 

Mahmut Gazi Özışık

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x