Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

21 Ekim 2020

Farklı Bir Ruh Hali Yalnızlık

Mihriban OYMAK

Yalnızlık TDK’ye göre kimsesizlik demektir. Psikologlara göre ise yalnızlık, herhangi biri değil, sizin ilgisini beklediğiniz kişinin sizi hiç takmadığında ortaya çıkan hissiyattır. Genel olarak yalnızlık çeşitleri şunlardır: Derin Yalnızlık, Sosyal Durum Yalnızlığı, Duygusal Yalnızlık, Gizli Yalnızlık, Triad Yalnızlık… Ve dikkat! Yalnızlık girdabı son derece tehlikelidir. Sizi içine çekebilir ve duymadığınız bunalımlara sürükleyebilir…

Size göre yalnızlık nedir? Kimsenin olmadığı bir ıssız adaya düşmeniz mi? Aynaya baktığınızda hiçbir şey görememeniz mi?  Ya da…  7.8 milyarlık nüfusa sahip olan dünyada tebessüm edeceğiniz, konuşacağınız kimsenin olmaması mı? Veyahut sizi anlayan kimsenin olmamasıdır belki de… Aslında bu soruya verilecek cevapların sayısı epeyce fazla… Peki, bu yalnızlıkları o insanlar kendileri mi seçer? Ya da zorla mı sürüklenir insan yalnızlıklara?

Sessizleşen dünyada insanların kendi benliklerine olan göçü başladı. Yani günümüz dünyasında modern göçebeler ortaya çıktı. Bu göç, kimileri için virüs çıkmadan başlamış olsa da, kimileri içinse virüs ile birlikte zaruri bir göç haline geldi.  Kendi labirentlerinde kaybolanlar etrafında oluşan

kıyamet sahnelerini görmüyor hatta hissetmiyorlar… Düşünceleri nedeniyle yalnızlık çekenler zamanla bedenen de yalnız kalacakları korkusuyla sarsılıp kıyafet seçer gibi yeni karakterler oluşturmaya çalışıyor. Kimileri ise “ben olduğum gibiyim, beni anlamayanlarla işim olmaz” deyip çevresini hatta yaşadığı şehri değiştiriyor. Yalnızlık diye adlandırdığımız kavram hayatı ve düzeni sömürüyor. Ve toplumun adeta belini büken bir kavram haline geliyor. İnsanların psikolojik savaşlarını kaybetmeleri ile hassaslaşan, hırçınlaşan ve raydan çıkan hormonların onları her an bir tür boşluğa düşürebileceği gerçeği ortaya çıkmış oluyor. Şöyle düşünelim; gerilim dolu bir korku filmi izliyorsunuz ve filmin en can alıcı yerindesiniz, eee tabi saat epey ilerlemiş, ışıklar ise kapalı durumda ve bulunduğunuz odanın kapısı yavaşça, gıcırdayarak açılıyor. İçinizden bildiğiniz tüm duaları okumaya başlıyorsunuz… Gözleriniz kapalı olduğu için bir şey görmüyor olabilirsiniz ama kulağınız ve yanağınız arasındaki noktaya değen, sıcak bir nefes hissediyorsunuz korkudan donup kalmışken, annenizin öpücüğü ile kendinize geliyorsunuz ve anneniz söylenmeye başlıyor.  Eh be yavrum! Madem korkuyorsun ne diye izliyorsun şu canavarları? Ve söylene söylene çekilen bilgisayar fişi, siz ise o esnada hala içinizde oluşan ve sizi kıvrandıran duyguyla mücadele ediyorsunuz, ama bir iki dakika içerisinde kendinize gelebiliyorsunuz. Çünkü biliyorsunuz anneniz ve aileniz yanınızda. Çünkü biliyorsunuz ki güvendesiniz ve yalnız değilsiniz. İşte bahsettiğimiz boşluğa düşme olayı bu, ufak bir korku ile başlıyor. Ardından kimsenin olmayışıyla derinleşiyor ve ruhlara derin yaralar açıyor…

Ama bunca şeye rağmen bence asıl soru yalnızlık diye bir şey var mı? Şöyle ki inanan bir insandan bahsedelim: Bu kişi gerçek manada inanıyorsa mantıken Rabbinin gönderdiği kitaba da itibar etmesi gerekir. Kur’an’ı Kerim’de Kaf suresi 16-17. ayetlerde Rabbimiz şöyle buyurmakta:

“-İnsanı biz yarattık ve elbette içinden geçenleri biliriz; sağında solunda oturmuş iki alıcı (yaptığını) alıp kaydederken biz ona şah damarından daha yakınız.” Bu ayet ışığında inançlı bir kişinin benim kimsem yok ya da beni kimse anlamıyor diye bir bahaneye sığınıp da kendi etrafına yalnızlık duvarları örmesi mantıksızdır. Zaten inanan bir insan kendisini yaratanın kendisini başıboş bırakacağını düşünmez. Çünkü bir inanca sahip olurken o inancın zorluklarını da omuzlamış olursunuz. Bu zorluklar sizin imtihanınızı oluşturur ve imtihan süresince imtihana tabii tutulanlar gözetlenir. Şunu diyebilirsiniz. Evet yaratıcı var ve biz imtihanlarla dolu bir yolda yürüyoruz, ama bu yolda hala kimsesiziz.

Çünkü yaratıcı soyuttur ve  biz yanımızda somut bir yol arkadaşı istiyoruz. Burada ise size düşen yolculuğunuz boyunca size yoldaşlık eden kişileri beklemeniz ve sabr

etmeniz. Benim kolumu omzuna atacak bir kardeşim yok ama alnımı yaslayacak bir seccadem var diyebilmeniz. Bu yolda bazen etrafınızda mahşeri bir kalabalık olabilir ama hiçbiri gerçek yol arkadaşınız da olmayabilir…

Peki ya inanmayanlar ne olacak? Acaba inanmayan var mı? 2004 yılında Dean Hamer, altı yıllık çalışmasının sonucu olarak inanç genini bulduğunu açıkladı. Buna göre insanlar farkında olmadan kendilerini birilerine bağlıyor. İnsanların hayatlarını adadıkları şey sadece ilahi bir Tanrı olmak zorunda değil! Anne, baba, arkadaş veya farklı bir cisim… Dünya da intihar eden kişilerin intihar nedeninin temelinde genellikle yalnızlık yatıyor. O zaman intihar eden kişi inançsız ise biz buna inançsızlıktan ve artık kendini adayacağı bir şey kalmadığından dolayı intihar etti diyebiliyoruz. Sonuç olarak inanmayan kişiler bile aslında inanıyor ve inandıkları şey ellerinden kayıp gittiğinde ise yaşamanın manasız olacağını düşündüğü için intihara meylediyor…

Yol bizim zannettiğimiz kadar uzun değil. Peki, biz ne yapabiliriz? Biz inananlara düşen bir olup dava bilincini kavramaktır. Ecdadımızın geride bıraktığı gençlikle gurur duymasını sağlamaktır. Üstat Necip Fazıl’ın sabırsızlıkla beklediği gençliği  “kim var? ” diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert “ben varım! ” cevabını verici, her ferdi “benim olmadığım yerde kimse yoktur! ” duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik…-  diyerek yâd ettiğinde, dava ahlakı prensibini belirtmiş ve kişinin davası için kendinden dahi vazgeçmesi gerektiğini hatırlatmıştır. Hiçbir zaman var olmamış yalnızlıkların sizi yutmasına izin vermeyin. Görünmeyen engellere takılıp da kaybetmeyin… Zaferi, büyük olduğundan dolayı göremiyorsunuz. Bizler seferle sorumluyuz, zafer ise Allah’ındır. Ve şunu da unutmayalım ki yolun zorluğu mükâfatındandır…

Selam ve dua ile..

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x