Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

23 Ekim 2020

Geçmişe Bir Mektup

Ateşin yakmadığı yere…

“İbrahim, cidden yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini Allah’a vermiş biriydi.” (Hud,75)

Ey bağrı yanık peygamber, bu satırlar kendi sesimden ümmet adına yazdığım bir kılıçtır, bilesin…

Şimdi ne söylesem de tekrar tekrar yüreğim dermansız kalır. Peki bir yürek yine de tekrar tekrar neden dermansız kalır, Ey Babacığım?

Ey Babacığım? Bu yüzyılda artık ateş düştüğü yeri yakmıyor, çünkü artık ateş düşecek yer bulamıyor. Ateş düşüp de senin bağrını yaktığı gibi bize de bir damla alev sunmuyor. Nedendir ki bilmem, belki de artık ateş de bizi kendine layık görmüyor. Çünkü O sadece sevdasına boyun eğmişleri kendisine çağırır, sonra da O sevdaya serinlik olur. Şimdi sana temiz bir iki söz söylemek isterdim, lakin çocuklara zindan olan bu dünya da ne söylesem her şey kirlenecek gibi. Çocuklar diyorum, Babacığım çocuklar… Neden artık annelerin kucağında değil de taşların katılığında büyüyor, bilmiyorum. Neden artık oyunların şefkatinde değil de kıyılara savrulmaktalar, bilmiyorum.

Neden ilmin ışığına değil de putların kör kuyusuna atılıyoruz, bilmiyorum. Aslında, aslında biliyorum. Benim, suskunluğumun zulmüdür bunlar. Bunlar, bizim suskunluğumuzun… Halbuki biz tek başımıza kalmışlığımıza rağmen yine de Hak’tan yana olmayı yine de zulme susmamayı, yine dimdik bir Dağ gibi durmayı senden öğrenmiştik. Şimdi dönüp “size ne oluyor” desen sana varacak bir iki cümlemiz bile kalmadı…

Biz ne yaptık Babacığım, bize ne yaptılar? Biz neden ellerimize putları yıkacak bir balta alamıyoruz da ellerine silah almışlara köle oluyoruz. Hani senden öğrenmiştik biz, “tek” başımıza ümmet olmayı, hani senden öğrenmiştik biz yavan bir çölde arkamıza dönüp bakmamayı, hani senden öğrenmiştik biz, “Rabb’im Allah’tır” deyip haykırmayı…

Babacığım,

“Belli bir bozgun yaşıyoruz

Her şeye ölüm dadanmış sanki

Kadınlar ki anne olmamak için direniyorlar

Erkekler savaşmayı tümden unutmuşlar

Çocuklar zaten hiç çocuk olmuyorlar

Çocukluk kalkmış dünyadan gibi”… (Erdem Bayazıt)

Şimdi bizim, çocuklara temiz birer sayfa bırakmak adına bağrımıza gül, elimize balta, sözümüze merhamet takmamız gerekir, Babacığım. Dağılmış, parçalanmış, yorulmuş bir ırmak gibi değil, sular seller gibi coşan bir deniz olmamız lazım. Bu satırları sana yazarken hem mahcup hem buruk hem de sessiz bir edayla yazdığımı bilesin. Lakin Ey Allah’ın Peygamberi, biz biliyoruz ki senin davan Hak’tır ve bu davada zafer muhakkaktır. İşte tam da bu sebepten, biz yine de atlar misali dağ, bayır koşacağız. Biz yine de bu sevda uğruna bu sevdaya kurban gideceğiz. Biz yine de yaralarımıza derman diye “ya Allah” diyeceğiz.

Ey Babacığım, satırlarımın en başında yüreğim dermansız, çilem sabırsız demiştim, lakin senin varlığın hasretimizin tam da yanı başında. Bilirim ki bize hem hiddetlenir hem de gözlerinden merhamet dökersin. Ah babacığım, sana sözler olsun ki biz yüreklerin tohumu olacağız, sana sözler olsun ki biz bir gün vurulduğumuz damardan çatlayacağız. Sen’i çilenin nabzından yeşerten ve de Sen’i Kendisine dost bilen Allah’a yemin olsun, biz iman ettik ki Sen Kendini Allah’a teslim etmiş birisin Ey Babacığım…

Ey Allah’ın Peygamberi, Ey İbrahim (a.s), Ey bütün ümmetin Babası ve Ey Babacığım…

Şimdi bizlerde senin gibi gideceğiz serinliklere, yani ateşin bizi yakmadığı yere…

Merve EMRE

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla