Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

14 Eylül 2020

Hal-i Pür Meal

Düşünceler sırra kadem basmış, konfor gelmiş bağrımıza yatmış.Kederler dört yanımızı sarmış, biz güleriz ağlanacak halimize.

Bir dindir, sadece ağzımızda…

Her ne kadar kafiyeye gelmişse de kafiyeye gelsin diye söylenmiş sözler değildir bunlar. Söyleyeceklerim beni de rahatsız eden ama farkına varmak zorunda olduğumuz gerçeklerdir. Başlıkta belirttiğim,-keder dolu durumumuzun kara aynada yansımasıdır.

En büyük, en şaşaalı camiler yapıp içerisinde fakirlere dua ettik. 33 değil 99’luk tesbihler çektik ama “sub..sub..” demekten öteye geçemedik. Allah kaderimizi çabamıza bağlı kıldı biz çabalarımızı kaderimize… Önce bizim değişmemiz gerekirken başkalarını değiştirmeye çalıştık. İstişareyi istiharenin, taklidi takibin, lafzı mananın önüne geçirdik. Özü kabuğa, niteliği niceliğe, maslahatı menfaate tercih ettik. Musibetten sonra şükrettik, hareketten önce bereket istedik. Ya bir şeyler yanlış gitti ya da giden şey yalnızca yanlıştı…

Gecelerimizi yalnızca uykuya ayırdık. Faiziyle gündüzden de çıkardık.Halbuki gece içiyle, gündüz dışıyla uğraşır insan. Gece tesis eder, gündüz tehir eder insan. Gece inşa eder, gündüz imha eder insan. Gece bir yol açar, gündüz bir yol bulur insan. Gece sarmaşır,gündüz sırnaşır insan.

Gece cehd ile gündüz cep ile hemhal olur insan.

Ve gece düşüncelere dalar gündüz düşüncelerden doğar insan.

Bizim hassasiyetimiz ezan okunurken toparlanıp müziğin sesini kısmaktan ibaret. Ama namaza icabet edecek kadar hassas değiliz. Üstelik namaz kılınmamasına gayet hoşgörülü iken ezan okunurken müziğin sesini kapatmayanı ise neredeyse dinden çıkaracak kadar hassasız. Bizim hassasiyetimiz suyu üç yudum-da içerken gıybeti tek nefeste yapabilmemiz. Bizim hassasiyetimiz malımızı, servetimizi bolca artırmak isterken sadaka ve infaklarımızı olabildiğince asgari-den vermektir. Bizim hassasiyetimiz Afrika’daki kemik-leri sayılan çocukları görünce hüzünlenip sıkıntıdan bir menü McDonald yemektir. Bizim hassasiyetimiz sol el ile faiz alırken sağ el ile tesbih çekmektir. Ve bizim hassasiyetimiz Kur’an’ı yaşamaktan değil sadece oku-maktan ibarettir… Bütün bu bahsettiklerim mürekkebini bizlerin oluşturduğu yazılar aslında. Bilerek veya bilmeyerek sırtımızı yasladığımız avuntularımızdır. Bilmek dedim fark ettiyseniz. Bilmek, bilinçli olmakla mümkündür. Bilinç, düşünmek zorunluluğunu beraberinde getirir. Oysa biz düşünmek ibadetini de hayli azalttık. Cevdet Said’in dediği gibi: “Bugün İslam dünyasında nereye giderseniz gidin orada düşünmekten korkulduğunu göreceksiniz”. Doğrudur çünkü düşünmek eylemi sorgulamayı da beraberinde getirir. Sorgulamak ise yanlış bildiğimiz doğruları ister. Bunun sonucunda ise değişim kaçınılmazdır. Değişim geçmişi kabullenmez, onun için şu an ise başlı başına beladır. Dolayısıyla değişim konfora saplanan bir kılıçtır. Konfor bozulursa tüketim de bozulur. Konfor tüketimin en temel nedenidir. Eğer konfor yerindeyse üretim ihtiyacı yok demektir. Tüketim medeniyetinin(!) elindeki doneler kendisine yeterlidir. Dolayısıyla konfor rehavetin kardeşidir, üretim ise derdin. Derdi olan bir kimse devasının peşine düşecektir. Bu deva ise ancak rahatından vazgeçen, üreten, sorgulayan ve düşünen biri tarafın-dan bulunabilir. O zaman derdin kaynağı düşünmektir, düşünmenin sonucu sorgulamaktır, sorgulamanın sonucu değişimdir, değişimin sonucu rahatsızlıktır, rahatsızlığın sonucu üretimdir ve üretimin kaynağı ise DÜŞÜNMEKTİR.

İşte temel mesele zaten burada gizli değil midir? Rabbimiz birçok ayette “hiç akletmez misiniz, düşünmez misiniz?” diye söylemiyor mu bizlere? Dini doğru anlamak doğru düşünmekle mümkündür. Düşünme-menin sonucu yanlış bir dini yaşamak demektir. Peki, toplum neden bireyselleşiyor? İnsanlar neden pragmetistleşiyor? Birbirimize ses titreşimleri gönderdiğimiz halde neden anlaşamıyoruz? Nesiller arası anlayış neden uçurumlaşıyor?

Neden maskelerle yaşıyoruz? Samimiyetimizi neden kaybettik?…

Bu soruların oluşmasının ve toplumsal ifsadın ana nedeni dini anlamamaktır dolayısıyla dini yaşamamaktır. Bütün kötülükler doğru din anlayışından sapma ile başlar. Demem o ki düşünmek ve doğru dini keşfetmek zorundayız. Dinimizi keşfetmek fıtratımızı, kendimizi, hayatımızı keşfetmek demektir. Hayatımızı keşfetmek mecburiyetindeyiz çünkü keşfetmediğimiz bir şeyi fethedemeyiz!

İnsanın kapitalistleştiği, duyguların emperyalistleştiği, dinin misyonerleştiği, zulmün sosyalistleştiği, baskının demokratikleştiği, ruhların laikleştiği bir dün-yada, kıyamı unutmuş, kamburu çıkmış, gözleri açık ölüler kitlesi miyiz? Yoksa düşünmek farzını yerine getiren doğru dini ve dini doğru anlayan kimseler miyiz? Sorunun cevabı sözcüklerde veya ağızda değil,amellerde yani eylemlerde gizlidir!

En değerli şeyi harcamakla meşgulüz. Zaman akarken bizler sadece yaşlanıyor muyuz? Yoksa salih amellerimizi hayat serüvenimize şahit ediyor muyuz? Bazı filmler bittiğinde başlar, asıl hayat öldükten sonra yaşanılandır, öldüğümüzde uyandığımız… O zaman “Ne kadar vaktimiz var?”

 

Abdullah Huzeyfe SEVİNÇ

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla