Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

22 Ekim 2020

Hal İlmi

İnsan büyük bir şeydir ve içinde her şey yazılıdır, fakat karanlıklar ve perdeler bırakmaz ki içindekileri okuyabilsin. (Fihi Mâ Fih, Hz. Mevlana)
İnsanoğlu fıtrat gereği aciz bir yaratılış içerisindedir. İçinden geçtiğimiz şu zorlu süreç bunu destekler niteliktedir. İnsanoğlunun bedeninin; yeme, içme, giyinme, uyuma, barınma gibi temel ihtiyaçlarının giderilmesi mecburiyeti varsa aynı şekilde onun ruh ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla da manevi tatmine de ihtiyacı vardır.
Allah(cc), Rad Suresi 28. ayet-i kerimede kalplerin ancak Allah’ı zikretmekte tatmin bulacağı, Ahzab suresi 41. ayette müminlerin Allah’ı çokça zikretmesi gerektiği, Şuara Suresi 89. ayette ise temiz bir kalple Allah’ın huzuruna çıkmanın uhrevi kurtuluş için gerekli olduğunu emreder. Buhari ve Müslim’de geçen hadis-i şerifte ise iyi ve temiz kalplilerin diğer organlarında iyi ve temiz hâle geleceğini söyler. Yine Kur’an-ı Kerim’de Bakara 200, Al-i İmran 145, Nisa 77, Hud 15-16, Ankebut 64, Şuara 20. ayetlerde Buhari, Tirmizi, İbn-i Mâce’de geçen bazı hadislerde müminlerin dünya hayatına ve maddi zevklere dalmamaları ahirete ve manevi değerlere öncelik verilmesi hususunda kuvvetli bir şekilde vurgu yapılır. Bu vurgu tasavvufun ana gayesini oluşturur. Tasavvuf özü itibarı ile gönül âlemimizin selim bir hâle gelip marifetullah ve musibetullahtan hisse alacak bir seviyeye ulaşılabilmesi ve bu sayede ilahi vuslata medar olabilecek kıvama gelmesidir .Tasavvuf, bir tarafıyla ahlâk eğitimi diğer bir tarafıyla da kültürdür. Edebiyat, sanat, felsefe, ekonomi ve umumiyetle hayatın her sahasında etki eden bir yaşam şeklidir. Yine tasavvuf, varlık âleminde görülen-görülmeyen her ne varsa, bütün bunların hakikatini araştıran bilgelik olarak tanımlanmaktadır.
Tasavvuf bir hâl ilmidir. Hâl olması kâl’e engel değildir. Hâldeki asıl muhteva sözünü ettiğimiz değil yaşadığımızdır. Çünkü yaşamadığımız bizim değildir. Yine birçok ayette ve hadis de görüyoruz ki İslam sözde, sloganda, dilde değil; kalpte, eylemde, zahirde olmalıdır. Asr-ı saadette sahabeler vahye teori bir metin olarak yaklaşmıyordu, vahyi pratiğe aktarmak, hayata hakim kılmak için okuyordu, okuyordu, anlıyordu ve yaşıyordu yani teoriden pratiğe bir başka deyişle kâlden hâle aktarıyordu.
Bir gün Hz. Aişe’ye (r.a.) “Resulullah (sav) ahlakını (yaşayışını) anlatır mısın?” diye sorarlar. Hz Aişe annemiz Peygamberin ahlakı (yaşayışı) Kur’an’dan ibaretti, cevabını verir. İşte kâl’in hale geçişinin en mübarek örneği.
Tasavvuf anlaşılması zor bir ilimdir. Bazı saik veya yol ehlileri tarafından yanlış anlaşılmaya müsait, istismara açık bir ilimdir. Mahrem olan bu ilimler ile hemhâl olan bu işin sırrını erenlerin anlayabileceği ilimdir. Kıyısız umman gibi olanların tam anlamıyla idrak edeceği ilimdir. Niyazi Mısri beytinde şöyle açıklar:
Zat-ı Hakk’da mahrem-i irfan olan anlar bizi
İlm-i sırda bahr-i bi-payan olan anlar bizi
Hayat dediğimiz tekrarı olmayan teceller harmanıdır. Bize düşen ruhi doyumumuzu sağlayacak aynı zamanda kendimize uygun derman taneleri toplamaya çalışmaktır. Kendi muratlarımızı, dileklerimizi Allah’ın emirlerine denk düşürmektir. Tasavvuf bir ruhi doyum vesilesi, bir derman tanesi, bir arınma sanatıdır.
Vuslat-ı ilahiye mazhar olma duası ile.

Enes KATIKSIZ

5 1 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla