Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

11 Eylül 2020

Hira Günlerinde Seslenişler

İnsanoğluna kendi hira’sına çekilmesi zorunlu kılındı. Çünkü tekerrür eden tarihlerden biri gelmişti. Müdahil olmadığımız ancak seyirci kaldığımız bir tarih. Bebekler ölüyor, kan davaları sürüyor, faiz lobisi işliyor, zina normalleşiyor, doğa feryat figan ediyor, mazlumlar hıçkırıklara boğuluyordu. Bir gül kokusu değmeliydi hasretle sızlayan burunlarımıza…

Sonra zaman, Dur! Dedi insanlığa dur! Otur ve düşün. Beşeriyetin, acziyetin, yetersiz ideolojilerinle, gururunla, açgözlülüğünle, bencilliğin ve sekülerliğinle dokunduğun her yer kor oluyor! Yetişemediğin nedir? Seni bunca erdemden alıkoyan nedir? Modernite?

Belki de bitap düşmüş baygın haldeki insanlığa indirilen bu “şamar” bir merhamet göstergesiydi. Kimliğini kaybetmiş insan ruhunun çağrılışı, uyanışın vesilesiydi. Kendini yeryüzünde mukayeseye çekişi elzemdi. Yoksa Tanrı her gün zihnimizde ötelenmiş çıldırtan vehim ölümü niçin hatırlatırdı?

Ölümü o denli öteledik ki yaşam anlamını buzdan eşyaların burçlarında sıyırdı. Böylece buhran başladı. Ne zaman hakikat şerbetiyle dirilmek istese ona simya, bilim yahut estetik diyenler oldu. Hakikat herkesin kendi kumaşına özenle bambaşka biçimlerde kesilmişti. Her kim kendi hakikat kaftanını giyinse ebediyete uzanıyor, huzur, huşu ve sükunete bürünüyordu. İyiler teker teker göçerken, insanlık bir yandan yola yani tefekküre çağırılıyordu. İnsanlar düşündükçe başlarda azap verici olsa da sokaklar yine çocuk cıvıltılarıyla bahar kokularıyla dolacaktı…  Zaman durgunlaşmıştı, zaman duruldukça berraklaşıyor değerleniyordu.

Hatice HORUZ

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla