Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

11 Eylül 2020

Hukukun Gücünden Gücün Hukuna

 

“Yeni çağda ise hukuk tanrıdan veya doğadan değil, tüm insanları yöneten “beşeri akıl”dan kaynaklanır.”

Hukuk felsefesi tarihinde ideal hukukun ne olduğunu bulabilmek için birçok fikir ortaya atılmıştır. Bu fikirler arasında en belirgin farkları olan iki görüş doğal hukuk ve hukuki pozitivizm ekolüdür. Doğal hukuk doktrinine göre hukukun temelini “adalet” oluşturur. Doğal hukukçular hukukun, ancak adaleti sağladığı ya da adaleti sağlamaya hizmet ettiği ölçüde hukuk sayılabileceğini savunmuşlardır. Aziz Augustunis’in deyişiyle “adil olmayan kanun, kanun değildir.” Doğal hukukun, pozitivizmin kullandığı bilimsel metotla ilişkisi olmadığı için bu hukuka bilimsel olmayan hukuk düşüncesi denilebilir. Hukuki pozitivizm ise “adalet” kavramının fizik ötesi ve tanımlanamaz bir kavram olduğunu söyler, bu nedenle hukuk biliminde yeri olmadığını savunarak doğal hukukun adalet anlayışını eleştirmiştir.

Doğal hukuk doktrininin hukuk anlayışının temelinde “adalet” olsa da bu kavram çağlara göre değişkenlik göstererek farklı yorumlanmıştır. İlk çağda doğal hukuka göre adalet, eşyanın doğasına-fıtratına uygun olan şeydir. İnsanların koyduğu kanunlar doğanın kanunlarına uygun olduğu ölçekte geçerlidir. Mesela güçlü hayvanın zayıf hayvanı yenip yok ettiği bu doğal durum insanlarda da geçerlidir dolayısıyla kölelik de buna uygun bir doğa kanunudur.

Orta çağdaki toplum üzerinde daha çok hristiyanlık ve kilisenin baskın olduğu düşünüldüğünde orta çağ doğal hukukçuları, doğayı yaratan bir Tanrının olduğu ve bu tanrının emirlerinin hukuk sayılabileceğini savunmuşlardır. Dolayısıyla orta çağdaki hukuk anlayışına göre tanrının emirlerine uyulursa o toplumda adalet temin edilmiş olur. Yeni çağda ise hukuk tanrıdan veya doğadan değil, tüm insanları yöneten “beşeri akıl”dan kaynaklanır. Bu dönemin en meşhur temsilcisi Hugo Grotius (1583- 1645)’tur. Grotius’a göre her insanda “akla göre yaşama içgüdüsü” vardır. İnsan aklı, doğası gereği iyiyi kötüyü ayırt edebilir. İnsan aklının doğasından kaynaklanan bazı HUKUKUN GÜCÜNDEN GÜCÜN HUKUKUNA 14 “Yeni çağda ise hukuk tanrıdan veya doğadan değil, tüm insanları yöneten “beşeri akıl”dan kaynaklanır.” 15 kurallar vardır. Bu kuralların başında ahde vefa-söze bağlılık ilkesi gelir. Örneğin “herkes kendi kusuruyla verdiği zararı tazmine mecburdur”, “herkes başkasına ait şeyi geri vermelidir”, “herkese hak ettiği ceza verilmelidir” gibi kurallar insan aklının doğasından kaynaklanan kurallardır. Dolayısıyla yeni çağda adalet, beşeri kuralların insan aklının doğasından kaynaklanan kurallara uygun düşmesiyle mümkündür.

Yeni çağda Avrupa’daki Rönesans (Yeniden Doğuş) ve reformasyon hareketlerinin (Aydınlanma Dönemi) başlamasıyla; vahiy kaynaklı insani ve ahlaki ilkeler karşısında etkisini gösteren bilimsel devrim, liberal yaklaşımdan kaynaklanan siyasal devrim, fikirlerin seküler ve laik bir nitelik arz etmesiyle dinden bağımsız hale gelen kültürel devrim ve makineleşmenin getirdiği kapitalist sistemi oluşturan endüstriyel devrim gibi yenilikler gerçekleşmiştir. Karanlık Çağ (Orta çağ dönemi) kapanmıştır. Protestanlık ortaya çıkmış, Tanrı-İnsan ilişkisinde kilisenin etkisinin kırılmıştır. Aklından ve bilimden başka bir şeyi referans almayan insan, kilise dahil hiçbir otoriteye ihtiyaç duymamıştır. Dinin yerini bilim almaya başlamıştır. Bu tür gelişmelerin ortaya çıkmasını orta çağda kilisenin toplum üzerindeki baskıcı hakimiyetine bağlamak yanlış olmaz. Tüm bu yeniliklerle birlikte hukuk da adeta yeniden doğmuştur. Akıl ve bilim, hukukun oluşumunda da etkisini göstermiş, Doğal Hukuk yerini Hukuki Pozitivizm’e bırakmıştır. Pozitivistler, doğal hukuk teorisine ciddi eleştiriler getirerek günümüze kadar devam edecek yeni bir hukuk teorisi ortaya koymuşlardır. Hukuki pozitivizm, akla dayalı doğal hukukun varlığını reddetmemiştir. Yürürlükte olmadığı için gözleme elverişli olmayan doğal hukuk adalet anlayışının, hukuk biliminin konusu sayılamayacağını savunmuştur. Akıl ve bilim ön planda olduğu için hukuki pozitivizme bilimsel hukuk düşüncesi de denilebilir. Doğal hukukçular tarih boyunca ideal hukukun ne olduğu üzerinde tartışıp hukukun ancak adaletle sağlanacağını savunurken pozitivistlere göre hukuk; toplumsal hayatı düzenleyen, cezai yaptırımlarla desteklenmiş kurallar bütünüdür.

Bu üç unsur hukuku oluşturur. Hukukun kaynağı da egemen güçtür. Egemen güç tarafından konulan kuralların yararlı veya yararsız, iyi ya da kötü olarak değerlendirilmesi önem taşımaz. “Ortak iyilik”, “yarar”, “amaç”, “adalet” gibi kavramlar pozitivist anlamda bilimsel sayılmadıklarından, hukuk bilimine yabancıdırlar ve hukuk biliminin konusunun dışında kalırlar. Hukuki pozitivizm doktrinine göre kuralların egemen güç tarafından konulması ve mahkemelerde uygulanıyor olması adaletin sağlanması için yeterlidir. Hukuk, kanuna eşittir

Günümüzde Hukuk Devleti’nin “kanunları özü ve sözüyle en iyi şekilde uygulandığı devlet” olarak anlaşılması da hukuki pozitivizmin bir sonucudur. Kimi dönemlerde izlenen politika pozitif hukuka başkaldırıyor olabilir ancak bu durum hukukun uygulanmasına müdahale etmeyip kanunların değiştirilmesi hususunda etki gösterir. Çünkü hukuk zamanın şartları ve toplumun ihtiyaçlarına göre değişebilir. “Egemen gücün koyduğu kanunlar adaletin gerçekleşmesine hizmet etmektedir ve ona uymak ahlaki bir görevdir” anlayışı zamanla egemen gücün koyduğu kanunların adil olup olmadığının tartışılamamasına neden olacağı için eleştirilmiştir.

Hukuk felsefesinde Aydınlanma Dönemine kadar “adalet”i referans alan insan günümüzde adaletin ikinci plana atıldığı, ilk olarak yasaların muteber görüldüğü bir ortamda hukuk mücadelesi vermek zorunda kalmıştır. Yasaüstü adaletin yerini adaletin üstünde yasalar almakta ve insanlar hukukun gücüne inanmak yerine, ‘hata yapması muhtemel güc’ün hukukuna inanmaktadır

                Saadettin Talha GERÇEK

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla