Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

21 Ekim 2020

İlk Defa Kendimi Müslüman Gibi Hissettim

Grup Kıyam’la gurubun müzik yolculuğunu ve içerisinden geçtiğimiz pandemi sürecini konuştuk.

Öncelikle hikâyenizi merak ediyoruz. Grup üyeleri ile sizi bir araya getiren güçlü bağlar nasıl kuruldu? Bize biraz Grup Kıyam’ın hikâyesinden bahseder misiniz?

Grup Kıyam olarak şu anda sahne aldığımız formatta ilk olarak 2013 yılında sahne almaya başladık. Fakat grup olma ve kardeşlik ağı oluşturma serüvenimiz grup üyelerinin çocukluk yıllarına kadar dayanıyor. Çocukluktan başlayan müzik merakımızın, bir arada, beraberce iş yapabilme yeteneği kazanmasıyla Kıyam ailesini büyüttük ve geliştirdik. İlk olarak üç arkadaş Özgür Çocuk Kulübü mütevazı, dertli ve samimi bir sivil eğitim kurumda atıldı. Örgün eğitimlerimizin dışında bu kulüpte ünsiyet kurduğumuz abilerimiz, ablalarımız ve kardeşlerimiz oldu. Bu süreçte gerek kulübün teşviki gerekse de ailelerimizin desteği ile enstrüman ve temel müzik eğitimleri almaya başladık. Kendimizi bireysel anlamda geliştirdikçe Grup Yürüyüş gibi ümmetin sesi olan bir ezgi grubunda farklı görevler aldık. Daha sonra sanatın ve müziğin bereketini üniversitelerimizde diğer arkadaşlarımıza kadar ulaştırdık. Çocukluğa dayanmasa da ahirete kadar sürecek kardeşlik ağları kurduk ve grup büyüdü. Grubun bereketinin artması müziğe ilgisi olan Müslümanların bu tür bir birliktelik yumaklarına ihtiyaçlarının olması bizi de kendi içimizde farklı görevler almaya teşvik etti. Bir grup olma yolunda sahne de bize temel olarak hangi enstrümanlar lazım olacak, bir müzik grubunun olmazsa olmazları nelerdir gibi soruları kendimize sorduk ve gruba gönülden bağlanan kardeşlerimize görevler verdik. Basgitar, ritim, gitar ve renk sazlarla grubumuzu çeşitlendirdik. Tabii ki bu süreçte grubumuz içerisinde konservatuar bitiren ve akademik olarak kendini bu alanda geliştiren arkadaşlarımız oldu. Ses Mühendisliğinden, sosyal medyaya hitap etme açısından grafik tasarım, video montaj gibi birçok alanda grup üyelerimizin fedakârlıklarıyla her şeyi grubumuz bünyesinde yapabilecek duruma geldik. Geldiğimiz son durumda da grubumuz bir aile gibi hareket etmeye başladı elhamdülillah.

Grubunuzun ismine nasıl karar verdiniz? İsminizle dinleyicilerinize vermek istediğiniz mesaj nedir?

Grup ismi en sancılı süreçlerden birisiydi. Bir yandan yaptığımız müziğe uygun olmasını, diri ve heyecan dolu olmasını diğer yandan da ismin bir ağırlığının bir duruşunun olması gerektiğini düşündük. Kıyam ismine karar verene kadar birçok isim düşündük. Birçoğu daha önce kullanılmış isimler olduğu için vazgeçtik. En son ‘Kıyam’ da karar kıldık. İsmimize karar vermiştik fakat ‘Kıyam’ isminin bazı dinleyicilerimiz tarafından eleştirilebileceğini hiç düşünmemiştik. Birçok çevreden çok sert, çok ağır bir isim gibi eleştiriler aldık. Bu süreçte birçok İslami Kavramımızın anlam kaymasına uğratıldığı gibi Kıyam kavramının da bu tahriften nasibini aldığını fark ettik.  Bu süreçte de bizim Kıyam ismine ne anlam yüklediğimizin bizim için bu kavramın ne ifade ettiğini hem yazılı hem sözlü olarak, dinleyicilerimize açıklamamız gerektiğine karar verdik ve ‘Neden Kıyam?’ diyerek gerek Web sitemize gerek diğer sosyal medya hesaplarımızda bununla ilgili bir manifesto yazdık. Dilerseniz bu kısma direk bu manifestoyu okuyarak devam edebiliriz.

Neden? Kıyam

Müzik sanatı insanlığın varoluşundan, günümüze kadar varlığını sürdürmektedir ve tarihi insanlık tarihi kadar eskidir.

Hayatın ve Doğa’nın bir ritmi bir melodisi vardır. İnsan da bu ahenk içerisinde yaşamını sürdürür.

Doğadaki kuş cıvıltısı, denizdeki dalga sesi, havanın meltem esintisi gibi sayısız örneğe, hangi insan kulak kabartıp da hoşlanmaz ki.

İşte bu hoşlanma, bu güzele meyil fıtratımızda mevcuttur. O yüzden varlığımızı saran her türlü ritim ve melodi bize huzur verir.

Mamafih insanoğlu, tabiattaki ve insanın nefsindeki fıtratı bozmuş ve bu dengeyi kaybetmemizi sağlamıştır.

Batının maddeci, hazcı, hedonist zevk anlayışı bizi tek tipleştirip sürüleştirmektedir. Batı medeniyeti değerleri ve küresel kapitalizm tabiatı paramparça etmektedir.

İşte bu bağlamda öncül olarak, varlığımıza saldıranlara karşı ontolojik bir çağrıdır KIYAM.

Her tür sömürüye, ahlaksızlığa, zulme ve kirliliğe başkaldırıştır.

Kısaca ekini ve nesli ifsat edenlere bir dik duruştur KIYAM.

İslami müzik alanında şimdiden önde gelen başarılı eserleriniz mevcut. Müzik ile insanların yüreklerinde dokunup İslami tohumlar ekmeye çalışıyorsunuz. Sizce İslam’a davette müziğin rolü nedir?

Teşekkür ederiz bu güzel ve onure edici tespitiniz için. Müzikten önce kendi yüreklerimize dokunuyoruz aslında. İnsanız, her insan gibi seviniyoruz, üzülüyoruz, hüzünleniyoruz, coşuyoruz ve bütün bu duyguları bir şekilde karşı tarafa aktarma isteğinde buluyoruz kendimizi. Burada müzik etki alanı sizin düşünebileceğinizden bile geniş bir araç oluyor. Biz de her insan gibi küçüklüğümüzden beri müzik dinliyoruz. Bizim kulağımıza ninni niyetine ezgiler söylendi. Yaşlarımız biraz büyüdükçe alanlar da meydanlar da hep bir ağızdan özgürlük türkülerine, şahitlik marşlarına eşlik ederken bulduk kendimizi. Popüler kültürden uzak durmaya çalıştık, kendi kültürümüzü ve İslami uyanış sürecini anlatan ezgileri yol azığı ettik kendimize ve bu donanımla koyulduk bu işe. Yaşadığımız çağda yapmış olduğumuz şahitlikleri bir şekilde saz ve söz olarak gelecek çağlara aktarmamız gerektiğini çok daha fazla hissettik sorumluluk duygularımız geliştikçe.

Yaşadığımız bu post-modern çağda müzik sadece bir sanat dalı olarak değil de daha bir popülarite aracı olarak kullanılıyor ne yazık ki. Kapitalizmin en verimli araçlarından biri olarak karşımıza çıktığını görebiliyoruz. Bu da genelde sanata, özelde de müziğe ilgisi olan biz gençleri gerçekten rahatsız ediyor. Bu rahatsızlığımızın sonucu olarak da bu alanda var olmamız gerektiğine inancımız artıyor.

Müslümanların her alanda olması gerektiğini ve her alanda çok iyi işler çıkarabileceklerini biliyoruz. Ancak bunu teoriden pratiğe çevirebilen yeteri kadar örnek yok. Siz de Grup Kıyam olarak birçok boşluğu doldurma gayretindesiniz. Çocuklara özel bir albüm çıkarmanız da bunun en güzel örneklerinden biri. Çocukların dünyasına dahil olmak ve onların sesini duyurmak nasıl bir duyguydu? İlk olması hasebiyle de heyecanlı hazırlık aşamasındaki unutamadığınız güzel anılarınızı biraz anlatabilir misiniz?

Grup Kıyam olarak ilk çalışmamızın çocuklara yönelik olması gerçekten bizi çok gururlandırıyor. Çünkü her şey daha çocukken başlıyor. Çocukken kulağınıza fısıldanan birçok şey sizi hayatınızın gelecek dönemlerinde inanılmaz etkiliyor. Bunu bizzat deneyimlemiş gençler olarak bu işe ilk koyulduğumuzda çocuk şarkılarının yapılması gerektiğinin elzem olduğunu düşündük. Bir Dünya İstiyorum Çocuk Şarkıları albümüne giden yolun ilk adımını Zehra Türkmen ablamız attı aslında. Yıllarımızı geçirdiğimiz Özgür Çocuk Kulübü’nü peşimizden gelen kardeşlerimize devretmiştik, fakat bağımızı koparmamıştık. Bir gün Zehra ablamız “ya gençler küçükken sizlere ezberletip hep bir ağızdan söylediğimiz çocuk şarkılarını hatırlarsınız. Peki, biz neden böyle bir çalışma ortaya koymuyoruz?” dediğinde bizimde zihnimizde inanılmaz fikirler oluşmaya başlamıştı. Zehra ablamız, Özgür Çocuk Kulübü’nde ki kardeşlerimizden seçerek kurduğumuz Çocuk Korosu ve Grup Kıyam’ın kolektif çalışmasını aranjörümüz İsmail Ergenler ‘in de katkılarıyla dinleyicilerimizle buluşturduk.

Bu süreçte birçok değerli hatıra da biriktirdik tabii ki. Sorunuza binaen bir anımızdan bahsedelim. Biz grup olarak stüdyo kayıtlarımızı almaya giderken topluca gideriz hep birlikteyken işlerimizi istişare ve hızlı aksiyonla bitirmeye çalışırız. Çocuklarla da böyle bir çalışma yapabileceğimizi sanmıştık fakat öyle olmadı. Biz aranjörümüz İsmail Ergenler ile birlikte albümün bütün teknik detaylarını hallettikten sonra, en sona çocukların okumaları ve çocuk korosunun kayıtları kalmıştı. Bir gün koroya seçtiğimiz bütün kardeşlerimizle birlikte bir minibüse atladık ve stüdyoya gittik. Stüdyonun her yerinden meraklı çocuklar çıkıyordu. İsmail abi çocukların kalabalığını görünce çok şaşırdı, fakat ilk etapta bize belli etmedi. O gün saatlerce uğraştık fakat nafile. Aldığımız tüm kayıtları silmek zorunda kaldık ve bize de bir ders oldu. Sonraki günlerde çocuklar arasında bir görev dağılımı yaparak sırayla kardeşlerimizi stüdyoya götürüp okumaları tamamladık. Gerçekten yorucu bir süreçti ama albüm bitip şarkıları dinlediğimizde yüzümüzde sadece tebessüm kaldı.

Bahsi açılmışken Çocuk Şarkıları albümü sürecindeki bir hikâyemizden daha bahsetmek isteriz. Bu hikâyemiz de bizi duygulandıran ve hüzünlendiren bir hikâyeydi. Bildiğiniz gibi Çocuk Şarkıları albümümüzde biri Türkçe, biri de Arapça olmak üzere iki adet Muhacir Çocuğum şarkısı var. Bu iki şarkıda da iki kardeşimiz şiir seslendirdi. Arapça seslendirmeyi yapmak için seçtiğimiz kardeşimiz bu şiirdeki yazılan her şeyi neredeyse birebir yaşamış bir kardeşimizdi. O şiiri okurken hem onun hem de bizim boğazlarımıza bir düğüm çöktü. Gerçekten çok hüzünlü bir stüdyo süreci geçmişti o gün…

İkinci olarak 15 Temmuz’u dert edindiğiniz mini bir albüm çıkardınız. 15 Temmuz sizi nasıl hissettirmişti de yüreğinizden kaleminize akıttığınız duyguları, müzikle birleştirip dinleyiciye de aynı duyguları aktarabildiniz?

Bir Dünya İstiyorum ‘Çocuk Şarkıları’ albümünün stüdyo aşamalı bitmişti, resmi işlemlerini başlatmak üzereydik. Bu sırada 15 Temmuz hain darbe girişimi hadisesini yaşadık. O gün hepimiz meydanlardaydık. O gece ve sonrasında yaşadıklarımızı yazmasak söylemesek olmazdı. Zaten o geceyle ilgili herkes dopdoluydu, bu da birçok sanatçının eserlerine yansıdı. Bizde 15 Temmuz’la ilgili yaşadıklarımızı ve hissettiklerimizi notalara döktük. Çocuk şarkıları albümünün çıkmasının ardından bir single albüm olarak dijital müzik platformlarında yayınladık.

Darbe girişimini duyduğumuz anda aslında bizim aklımıza ilk olarak Türkiye gelmedi nedense, bizim göğsümüzü sıkıştıran Halep olmuştu, Gazze olmuştu, Bosna’dan Urumçi’ye uzanan bir coğrafya için sıkışmıştı kalbimiz. Zaten halkımızın bu hain girişimi bertaraf etmesiyle birlikte Halep’te sokaklar, üzerlerine bombalar yağmasına rağmen Türkiye’ye dua için dolmuştu, Gazze ve birçok belde de sokakların, meydanların Türkiye ile birlikte çarptığını öğrendiğimizde ise neden kalbimizin buralarda çarptığını çok daha iyi anlamış olduk.

Hain girişim sonrasında halkın zaferini, birçok şehirde meydanlardaki nöbetlerde katıldığımız konserleri coşkulandırarak değerlendirdik. Kimi zamanda şahitlikleriyle hakka yürüyen şehitlerimizi anarak hüzünlendik. Bizim için dolu dolu ve dipdiri bir süreçti ama Rabbimiz böyle hain girişimlerden bizleri korusun.

Daha sonra “Dünden Bugüne” albümünüzle eski ezgilerimizi unutulmaması için tekrar gündeminize aldınız. Ezgilerin önemi ve sizin müzik anlayışınızdaki yeri nedir?

Röportajın başında da belirttiğimiz gibi ezgilerle büyüdük.

Ezgiler kimi zaman ninni oldu bizim için, kimi zamanda meydanları tutuşturan meşale. Grup Kıyam olarak sahne almaya başladığımızda da yavaş yavaş kendi ezgilerimizi söylemeye başlamıştık fakat eskimeyen ve hiçbir zaman da eskimeyecek olan ezgilerimizi daha çok seslendiriyorduk. Bu ezgileri yavaş yavaş YouTube kanalımızda yorumlamaya başlamıştık. Bu süreçte de kendi ezgilerimizi üretmek için çabalarımız sürüyordu. İkra albümünün neredeyse bütün eserleri Dünden Bugüne albümü yayınlanmadan önce hazırdı. Fakat biz İkra’dan önce bir vefa albümü yayınlamalıyız diye düşünüyorduk. Dünden bugüne de bu hassasiyetle şekillendi. Albümü tasarlamaya başladığımızda da Akustik formatında yorumlamayı uygun gördük. Çünkü eserlerin orijinal kayıtlarını unutmak istemedik. Akustik yorumlamamızın bir diğer sebebi de grubumuzun sahne duyumundan uzaklaşmak istemememizdi. Albüm sürecinde hoşumuza gitmeyen bazı şeyler yaşansa da bizi çok gururlandıran bir albüm oldu.

Her ezginin bir hikâyesinin olduğunu sık sık vurguluyorsunuz. Ezgilerinizin hikâyelerini merak ediyoruz. Kısaca bahseder misiniz?

Ezgiler tabii ki hikâyeleriyle yaşarlar. Bizce bir ezginin hikâyesi ne kadar güçlüyse ve ne kadar evrenselse eser de bir o kadar etkileyici oluyor. Mesela biz dünden bugüne dinlediğimiz ezgileri sadece dinlemedik. Aynı zamanda hikâyelerini de yaşadık, duyduk, okuduk, düşündük. Bu alışkanlığımız da zaten hikâyelerimizi melodilere aktarmamız için mihenk taşı oldu. Sorunuzu eksik bırakmamak açısından bir iki ezgimizin hikâyesine çok detaya girmeden değinelim. İlk yayınladığımız eserlerden biri olan “Kemikleri Sayılan Şehir” eseri, genelde Suriye ve özelde de Madaya bölgesinde yaşanan insanlık dramını bütün hücrelerimize kadar hissettiğimiz bir zamanda vücut buldu. Sessiz kalamazdık, bir şeyler söyleme sorumluluğu hissettik ve bu eser hayat buldu. Onun dışında Bir Dünya İstiyorum albümündeki son eserimizi “Bir Ufuk Çizilsin” sahada yazıldı diyebiliriz. Yetimlere, yardıma muhtaçlara, sevgiye aç olanlara yardıma koşmaya çalıştığımız günlerin birinde onca hüznümüze rağmen neşeli bir ezgi olarak kedini gösterdi. Çünkü elimizi yardım için uzattığımızda dünya herkes için güzelleşiyor, herkes için yaşanır bir yer haline geliyordu. Neredeyse bütün eserlerimizde bunlar gibi hikâyeler mevcut. Bu tarz bir hikâyesi olmayan eserler ise bir okuma ve bilinçlenme ağının ürünü olarak karşınıza çıkabilir. Örneğin son albümümüz İkra’daki “Kurtuluş Kitabı” ve “Önder Olsun” eserleri tamamen Kur’an’dan beslenir. Sözün en güzelini grupça özümseme çabalarımızın yansımaları olarak müziğimizde yerini bulmaktadır diyebiliriz.

Ezgilerin hikâyeleri konusunda şu hususa dikkat çeksek yeterli olacaktır aslında. Yalnız bizim değil dinlediğiniz bütün ezgilerin bir hikâyesi vardır ve bu hikâyeler bir yerlere gizlenmemiştir. Dikkatli bir şekilde dinlemek çoğu zaman eserin anlattıklarını yüreklerinizin kıyılarına vuracaktır. Sadece dikkatle dinleyebilmek gerekir…

Bir müzik grubunun müzik başarısı takdir edilmesinin yanında beklenen bir durumdur ancak siz söz yazarlığı da yapıyorsunuz. Bu aşamada yağmurlu havalarda orman yürüyüşleriyle ilham mı topluyorsunuz 🙂 yoksa buna gerek kalmıyor mu? Ya da soruyu şöyle soralım, ilham sizin için nedir?

İlham çok tartışmalı bir konu gibi dursa da karşımızda bizim için öyle değildir. İlhamdan söz edebilmek için iyi birer şahit olmak gerektiğini düşünüyoruz çünkü. Yaşadığımız olumlu veya olumsuz durumlara duyarsız kalırsanız ilhamdan söz edemezsiniz. Duyarlılık. Bu bağlamda ilham bir anlamıyla dert edinmektir. Gözlemlemektir. Hissetmektir. Kimi zaman kalbinizi başka bir kalbe çevirmek kimi zamanda sadece derin derin nefes almaktır. Bu süreçte doğa iyi bir arkadaştır evet. Doğayı dinlemeyi denerseniz size inanılmaz melodiler, inanılmaz sözcükler söyleyecektir. Çünkü mutlak gücün sanat eseridir. Yaratan, yaşatan, koruyan, kollayan o gücün sanatı. Biz ilhamı da bir anlamda bu çerçevede değerlendiriyoruz. İnsanın doğada ve nefsinde gizlenen şifreleri çözmesinin sonucu gibi bir hal. Yani özetle insanlık tarihine ve doğada yaşanan hiçbir şeye duyarsız kalmadığınızda, kendinizi sorumlu hissettiğinizde ilhamın gelmesini beklemek yerine onun üzerine üzerine yürüdüğünüzde sizin için tartışmasız bir konu olduğunu göreceksiniz.

“İkra” albümünüzle, İslami müzik anlayışının alışık olmadığı formlara da yer vererek ezgileri farklı bir noktaya taşıdınız. Rap, rock, blues tarzları İslami müzik çevresinde neredeyse hiç kullanılmadığı için İslam’a aykırıymış gibi algılanıyor. Siz bu tabuyu yıkmaya çalışırken ne gibi geri dönütlerle karşılaşıyorsunuz?

İkra, kolektif bir çalışmanın ürünü. Grubumuz üyeleri sadece tek bir müzik kaynağından beslenmiyor. Bu da üretimlerimize yansıyor. Burada aranjörümüz İsmail Ergenler’in de katkıları azımsanmayacak derecede karşımıza çıkıyor. Sizin istediğinize, düşündüğünüze ritmik ve melodik bir vücut biçecek bir ses terzisine ihtiyaç duyduğunuzda aranjörünüz devreye giriyor. Grubumuz bünyesinde aranje eğitimi olanlar da var fakat size bazen bir üçüncü göz de lazım olabiliyor. İsmail Ergenler işte bu bağlamda İkra’da hem bizim hem de kendi hayallerini gerçekleştirme konusunda hepimizi hayran bıraktı diyebiliriz.

Eserlerin geri dönüşleri hususuna gelecek olursak, malumunuz İkra albümünü çok yoğun bir gündemde ve çok yakın bir zamanda yayınladık. Lansman konserimizi iki kere ertelemek durumunda kaldık. Albümün başına gelmeyen kalmadı. Pandemi ilan edilmesinden sonra da artık eserleri YouTube kanalımızdan yayınlama kararı aldık ve yayınladık. Şu ana kadar pek olumsuz dönüş gerçekleşmedi. Biz tabii ki bunun sebebini sıcak gündeme değişen rutinlere de bağlıyoruz. Eleştiri ve övgü de ahlak ölçüsü kaçırılmadığı sürece de her tür yoruma açığız. Fakat yeni yayınlanmış bir albüm olduğu içim biraz daha zaman geçmesi lazım diye düşünüyoruz.

Müzik anlayışınızı ve tecrübenizi gençlere aktarma konusunda herhangi bir projeniz var mı?

Tabii ki. Bugüne kadar farklı proje ve çalışma alanında yüzlerce gence dokunduk. Bunlarla ilgili de projeler üretiyoruz. İmam Hatip’ler başta olmak üzere sanata ilgisi olan, olmayan bütün gençlere ulaşmak istiyoruz. Sanata ilgisi olanlar içinde özel bir çabamız var. Bu çabanın adı da Mihrimah Sanat Evi.

Yeri gelmişken Mihrimah Sanat Evinden bahsetmek isteriz. 2019 yılının son aylarında cesaretimizi toplayarak giriştiğimiz bir yapılanma bu. Yıllardır aklımızın bir köşesinde duran, gençlik yıllarında sanat eğitimlerine çokça ihtiyaç duyduğumuz fakat adam akıllı kurslar, eğitim alanları bulamadığımız dönemlerden kalma bir fikir. Hem grubumuzun irtibat ofisi olma hem de temel müzik eğitimlerinden, aklınıza gelebilecek her türlü enstrüman derslerine, resim çizme teknikleri ve aşamalarından, çocuklar için drama eğitimi verebileceğimiz bir sanat okulu olma özelliğine sahip bir “Ev” kurma arzusuyla Mihrimah Sanat Evini’nin temellerini attık. Bu sanat evi bünyesinde de birçok projemiz mevcut sadece bu zorunlu inziva günlerinin geçmesini bekliyoruz diyebiliriz.

Covid19 Grup Kıyam’ı nasıl etkiledi? Dinleyicilerinizle bağınız koparmamak için ne gibi faaliyetlerde bulunuyorsunuz?

Pandeminin herkeste olduğu gibi bizim çalışmalarımızda da olumlu ve olumsuz etkileri oldu tabii ki. İlk olumsuz etkisi daha yeni yeni ayağa kaldırmaya çalıştığımız Mihrimah Sanat Evi’ndeki çalışmalarımız çok ciddi sekteye uğrattı. İkra albümümüzü yeni yayınlamayı ve duyurmayı planlarken bir anda evden çıkamaz halde bulduk kendimizi. Yeni eserlerimize ve önceki albümlerimizde ki eserlere klip çekme planlarımız vardı ertelemek durumunda kaldık.

Olumsuz yanları dışında olumlu yanları da oldu tabii ki. Uzun zamandır yapmayı planladığımız fakat bir türlü hayata geçiremediğimiz Grup Kıyam YouTube canlı yayınlarımızı yapmamıza vesile oldu. Pandemi sürecinde dinleyicilerimizden sıcak teması kesmemek adına her hafta bir “Ev Konseri” yaparken bulduk kendimizi. Bunlar dışında da Çocuk Şarkılarının ikincisi için rahat rahat çalışabilme imkânı bulduk mesela. Allah izin verirse Çocuk Şarkıları albümünün ikincisinin hazırlığına girdik diyebiliyoruz şu an neredeyse yarısını tamamladık.

Korona virüsü olmasaydı muhtemelen şu sıralar birçok konseriniz olacaktı. Bu süreçte konserlerinizde en çok özlediğiniz şey ne oldu? Maziye gidecek olursak geriye dönüp baktığınızda konserlerinizden, keyifle hatırladığınız ilginç anılarınız olmuş muydu?

Cevabımız biraz kısa olacak fakat açık konuşmak gerekirse her şeyi çok özledik. Bu süreçte bu soruyu kime sorarsanız sorun aynı cevabı verecektir diye düşünüyoruz.

Eskilere gidip bir anımızdan bahsedelim dediğimiz zaman neredeyse bütün grubun aklına Edirne, İpsala gelir. İpsala’daki tek İmam Hatip okuluna konsere gitmiştik. Ortaokul ve Lise öğrencileri bizi dinlemek için hazır ve nazırdı. Konserimizi gerçekleştirdik. Repertuarımızda Allah-u Ekber, Lailaheillallah, Gül bahçesinde İbrahim gibi ezgiler vardı. Çocuklar ilk defa duymalarına rağmen çok hızlı bir şekilde eserlere adapte oldular ve bizlere eşlik ettiler. Konser sonrasında ortaokullu bir kardeşimizde yanımıza gelip “Hocam, ilk defa kendimi Müslüman gibi hissettim” dedi. Hem şaşırmış hem de mutlu olmuştuk. Ertesi sene aynı okulun etkinliğine tekrar katıldık. Bir önceki konserde söylediğimiz eserler ezberlenmişti. Bizim için çok gurur verici bir hatıra oldu. Sizinle de paylaşmış olalım.

Geleceğe dair planlarınızı merak ediyoruz. Dinleyicilerinizi nasıl sürprizler bekliyor olacak? Müjdelerinize vesile olmak isteriz.

Müjdelerin bazılarını az önceki sorumuzda verdik zaten. Önümüzdeki eylem planlarımız arasında eserlerimize klip çekmek var. Onun dışında Çocuk Şarkıları’nın ikincisi için yola koyulmuş durumdayız. Çocuk Şarkıları hakkında bir çalışmamız daha var. Bir Dünya İstiyorum albümüne müzikal yazma sürecimiz devam ediyor. Senaryosu tamamlandı sayılır provalarına geçeceğiz diyebiliriz. Yakın zamanda isteklerimiz arasında bir de şiir albümü tasarlamak var. YouTube kanalımızı daha aktif kullanmak için Canlı Yayınlarımıza pandemi sonrasında da devam etmeyi planlıyoruz diyebiliriz. Şimdilik bu kadar müjde yeter diyelim.

Rabbimize, bu fikirleri en güzel şekilde sizlerle buluşturabilmek için güç kuvvet duasında bulunuyoruz. Sizden de dua bekliyoruz inşallah.

Son olarak AÖB Şanlıurfa teşkilatı olarak çıkardığımız Kadraj Dergi’de yer almayı kabul edip bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Kadraj Dergi ekibine ve Şanlıurfa’ya vermek istediğiniz bir mesaj var mıdır?

Kadraj Dergi ekibine bu değerli röportaj için asıl biz çok teşekkür ederiz. Birçok konuda hafızamızı tazelediniz Allah razı olsun. Rabbimiz inşallah çabalarınızı bereketlendirir. Şanlı Urfa’ya gerek konser için gerek de ziyaret için çokça gelmiş bulunduk ve gerçekten de özledik. En kısa zamanda Balıklı Göl’de buluşmak üzere diyelim.

Hatice Ruken Taşçı 

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x