Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

22 Ekim 2020

İmtihan, Sabır Ve Şükür

Ömrümüz ne çok imtihandan geçiyor şu sıralar. İnsan varoluşundan bu yana ömrünün sonuna dek pek çok çetin imtihandan geçecektir elbette ve bazı imtihanlar vardır çetin mi çetin, zor mu zordur. Pek çoğu, ahirete, büyük güne hazırlık içindir. Bazen serra/sevinç, sürur, bazen de darra/sıkıntı dert, mihnetle geçen zaman aralıklarıdır. Zira zaman bazen insanın heva ve nefsiyle sıkıntısız dert tasasız bazen de eza ve ızdıraplarla geçmekte ve her iki durum da imtihan kabul edildiğinde kişi için kazanç kaynağıdır.
İMTİHAN kavramını kısaca şu kabul gören tanımla açıklayabiliriz: Güç, direnme, dayanışma gerektiren genel bir kavramdır. Yani imtihan olmanın doğasında bir zorlanma, ölçme ve nihayetinde başarı ya da başarısızlık unsuru barındırdığını söyleyebiliriz. Rahman bizi Kur’an’da imtihan edeceğini açıkça belirtmiştir. Hatta bu dünyanın geçici bir yer olduğunu asıl mekanımızın ahiret olduğunu vurgulamasına rağmen insanoğlu bu durumu yeterince içselleştirebilmiş değildir. “Şüphesiz ki bu (yaşananlardan, ders çıkarılması gereken) ayetler vardır. Ve kuşkusuz bizler, mutlaka imtihan ederiz.” (23/Müminun 30) Demek ki imtihan da olduğumuzu kavradığımızda attığımız her bir adımın imtihan olduğunu, sadece darlıkta değil, malın ve huzurun arttığı anda da imtihanda olduğumuz gerçeğini unutmamak ve bilincinde olmak gerekir.
İmtihan dediğimiz çetin bir sınavdan geçtikten sonra asıl hayatımızı yönlendiren zor bir sınav ile daha karşılaşıyoruz: SABIR. Dünya hayatında nefisle olan imtihanımızın başlıca ölçüsüdür. Biraz daha bu manayı açmak gerekirse sıkıntılar, hastalıklar, ayrılıklar, yoksulluklar, haksızlıklar ve sayamayacağımız pek çok felaket karşısında şikâyet etmeden sızlanmadan Rahmandan gelen her duruma rıza göstermek gerekir.
Sabır, aslında beklemek ve karşılığında alınan en güzel hediye de değil midir? Ne yazık ki yaşadığımız şu dönemde sabrın olmadığını görmekteyiz. Günümüz insanı sabrı unutmuş durumda, hatta her ne istiyorsa “hemen şimdi” olmalı… Bu bir hayat tarzına dönüşmüş durumda. Yaşadığımız çağın zihniyeti ve hayat tarzı bize sabrı öğretmek yerine sabırsızlığı telkin eder durumda. Hele ki modern teknolojik hayat bizden sabrı alıp götürmüş durumdadır.
Hz. Eyyub Kur’an’da adı geçen ve Allah’ın kendilerine ilim ve hikmet verdiği bildirilen peygamberdendir. Yüce Kitabımızda; Hz. Eyyub (a.s)’ın başına gelen dert ile buna gösterdiği sabır ve sonunda aldığı mükâfattan bahsedilmekte, onun yaşadığı uzun ve acı olaylara karşı sabır ile bekleyen ve imtihanla ile geçen koca bir ömrü bir ayet ile özetlenmektedir. “(Ey Muhammed!) Kulumuz Eyyub’u da an. Hani o, Rabbine, ‘Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu’ diye seslenmişti. Biz de ona, ‘Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içecek soğuk bir su’ dedik. Biz ona tarafımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir o kadarını bahşettik. Şöyle dedik: ‘Eline bir demet sap al ve onunla vur, yeminini bozma.’ Gerçekten Eyyub’u sabreden bir kimse olarak bulduk. O ne güzel bir kuldu! O, Allah’a çok yönelen bir kimse idi.” (Sad, 38/41-44) buyrulmak suretiyle Hz. Eyyub’un ilahi yardıma mazhar oluşu anlatılmaktadır. Özetle ne olursa olsun yoksulluk, hastalık, sıkıntı ve zorluklar karşısında sabır ile beklemeliyiz. Ayet-i kerimede de ifade edildiği gibi her sabrın sonunda mükâfatın olduğunu unutmamak ve yaşantımızı da buna göre şekillendirmeliyiz. Sonuçta Yüce Allah, bizleri nimeti ve lütfu ile ödüllendirecek. Tam o anda dahi imtihandasın, unutma…
ŞÜKÜR. Allah’u Teâla’nın verdiği nimetleri onun sevdiği yerlerde kullanmak. Sorgulamadan, beğenmemezlik etmeden ve sabırla Rabbinden gelen hediyeyi kabul edebilmektir asıl şükür. Gençliğinde şükretmeyen bir genci düşünelim. Yaşı ilerledikçe elleri nasır tuttuğu vakit, yüzünde kırışıklıklar belirmeye başladığında, saçları beyazlaştığında keşke gençliğimin kıymetini bilseydim, keşke gençliğimde eğlendiğim, rahat rahat koşabildiğim günlerde şükretseydim diye yakınmayacak mıdır? Ancak iş işten geçmiştir artık. İnsan sağlığında şükretmeyip hastalık gelmezden evvel sağlığına şükretmeden yaşamıştır. Fakirlik gelmezden evvel zevk sefa içinde zenginliğinin şükrünü eda etmeden yaşamını sürdürmüştür. Oysa düşünsenize Rabbinden gelen nimetler karşısında teşekkür etmeden yaşayan birini. Size gelen bir hediyeyi teşekkür etmeden alır mısınız? Birçoğumuz şükretmeyi unutmuş durumda. Özellikle en güzel hediyelerimizi bize bahşedene…
“Andolsun, sizi yeryüzünde yerleşik kıldık ve orda size geçimlikler yarattık. Ne az şükrediyorsunuz?” (Araf Suresi 10. Ayet) buyurarak nimetler karşısında çok az şükrettiğimizi Yüce Rahman bize hatırlatıyor. Unutmayalım ki hayatın başı da sonu da imtihandır. Ardından gelen sabır da Allah’tan gelen nimetlere karşı bekleyiştir. Sonuç olarak gelen nimeti sorgulamadan şükretmeyi de hayat tarzımıza göre belirlemek ve ona göre uymak düşer bize. İmtihan kaderde yazılan bir yoldur. Ara yollara girerek sabrı bulmak, sabrın sonucu olarak yolun sonunda çiçekli bahçeye erişmek ve nihayetinde şükre yürümektir.

Hava ÇELİK

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla