Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

24 Aralık 2020

İnsani Diriliş

Dirilmek ya da direnmek… Dirilirken diğer tüm direnişlere boyun eğmek… Suret bulmuş azalarının şükrünü, yarım kalan eğilişinde ama tam bir sükûnet ile armağan edebilmek… İlahi kuvvette ulûhiyet kokan bir ısrarla sırları aşina kılarak susuzluğunu dile dökebilmek… Yalpalayan vücudunla demir gibi huzura çıkabilmek ve hazziyatı huzur içinde yudumlamak… Kısacası tanrıda kaybolup tanrıda kaybetmek… Soluksuz soluğunu tanrıda vermek… Asılsız fikirlerde ve amellerde direnirken aslını unutup, asalet diye eriyen şahsını, seni şahsa kavuşturanda diriltmek… Kabuk bağlamış dünyanın yarasından taşıp, gerçeklerle yüzleşebilmek… Yüzüne geçirdiğin sureti sıyırırken, çehrene gizlenmiş ruhu hissedip o şekilde yönelebilmek… Yönelirken de yön tutmak değil amaç yönsüzlük huzurunda sonsuzluğu hissetmek, yüzsüzlüğü fark etmek… Bir ‘hay’da can bulup, cansızlığında hayat bulabilmek… Namaza ‘zamanda’ durup zamansızlıkta sücut eylemek… Her bir hareketinde manayı derinlere gömüp aydınlık ruhlar ve alınlar liderliğinde bel büküp boyun eğmek. 

Dayanacağımız yerde direniyoruz. Dirileceğimiz halde donuklaşıp, başkaldıramıyoruz… Bir âdemi hikâyenin yeni “Âdem” ve “Havvaları”nı canlandırıyoruz. Huzurdan kovulmak adına tüm yasakların tadına bakıp en büyük hazzı, nefsi zirvelerde yaşıyoruz. Teslim olmakla esareti birbirine karıştırıyor, prangalar altında hürriyeti yaşadığımızı zannediyoruz. İman etmiş her bir benliğin içinde yaşadığı fırtınalar ve düşüşleri görmezden gelip kördüğüm olmuş çözümlere çareler aramaya devam ederken durmadan dönen bir plağın estirdiği rüzgâr gibi bizler de yalama olmuş bu iç duygularla, teslim olmuş halde, gözlerimize ve vicdanımıza çekilmiş bir mil gibi aydınlık günler düşlercesine siyahın en tenhasında tanrının bahşettiği şeref sıfatının dışına taşıp yaşadığımızı zannederek bize yüklenen anlamda boğuluyor,  değerlerimizin altında yok oluyoruz. Yaşadığımız zannederek boyun eğdiğimiz direnişlerimizin kıyısında dirilmekten vazgeçiyor ve mananın olmadığı düzlemlerde yön buluyor söylemlerimiz.

  Bir nokta kadar küçük olan bizler büyük cihattan vazgeçip, bir cühela cehaletinde ve bilgisizliğin bilginliğinde, ilahi kelama kafa tutarcasına, yüklendiğimiz merkep yükünün ağrılığını umursamadan ölümsüzlük şerbetini içmiş gibi, ömrümüze her geçen gün ulûhiyet ilmeklerini ekliyor bir aczin kavisinde ekâbir eda ile secdelerin sacidi, suçluların yargıcı, ahlaksızların zabıtasını oynar gibi kafa tutuyoruz. 

Ey insan! kokuşmuş tohumuna ruh veren o ilahın önünde tam bir acziyet içinde eğil. Bir tahiyatla selamını alan tanrıya karşı küstahlık yapma. Sen bu dünya sürgününde en büyük mahkûmsun. Mahkûmluğunun mahkemesi, suçlarının yargıcı olma. Sen senliğini bil ve Tanrıya öyle eğil. Tanrılaşma… Haddini aşma…

Elif Esra Atalan

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla