Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

7 Aralık 2020

İnsanın Kutsalla Bağ Kurma Felsefesi Ve Medeniyet İnşası Serüveni

İnsanlık hep ulaşılmazın peşinde gizem denilen taşın eşiğindeki hakikati , keşfetme çabasında olmuştur. Hatta dostlarım şunu iddia edebilirim, insanlığı inşa eden, insanlığı günümüze kadar var kılan, günümüze taşıyan ve dünyada tutunmasını sağlayan temel; bu arayıştır. Hira arayış yeri demektir, hiraya ilk çekilen Hz Muhammed değildi Hz İbrahim de değildi. İnsanın bu arayışı düşünceleri, inançları, felsefeyi, tarihi bakış açılarını, medeniyetleri inşa etti. Fakat kendi başına uydurduğu kısır bir döngü halinde olmadı insanın ruhuna şifrelenmiş hakikat evrensel özelliklere ve kişisel yeteneklere müsait biçimde lütfedilmişti. İnsan yeryüzüne geldiği günden beri onca fani özellikleri ile unuttuğu, değiştirdiği, anlayamadığı, bazen bilmediği hakikat hep insanlığa tekrar hatırlatılmış o kutsal tarafından…

Daha beliğ olmam gerekirse Göbeklitepe ile başlayalım, insanlığın sıfır noktası olan bu yapı M.ö. 10.000’lere dayandırılıyor hatta  çevresinde bu tarihten 2000 yıl daha eski ve halen  gün yüzüne çıkartılmakta olan 16 odacık şeklinde yerleşim birimi bulunuyor bu ise buzul çağının sonlarına tekabül ediyor kısaca bize anlatılagelen evrim geçirmekte olan yahut avcı toplayıcı hayvansal potansiyeli ile yetinen mağarada 

yaşayan insan tipolojisi ile çelişiyor! Tarıma geçme dönemlerinden daha önce kutsalın yakınında bulunmayı tercih etmiş ademoğlu… İlk yerleşik yaşamın öyküsü de böylece tekrar yazılmaya tabii oluyor, modernize, seküler kafalarla anlamamız mümkün değil hele de objektif bakış açısı adı altında nübüvvetten  arındırılmış tarih algısı yaratma, anlatma çabaları bizi böyle çıkmazlara sokuyor maalesef. Medeniyet 2 ana eksen üzerine oluşur yatay eksen ve dikey eksen. Uygarlıktan farkı bu noktadadır. Yatay zeminde insan ilişkileri dikey zeminde Rab ile ilişkileri ve günlük hayatına, medeniyetin sanat, zanaat, edebiyat, mimarisine unutulmamak üzere  işleyen mesaj insanlığın hissiyatını da temsil ediyor ve medeniyetlerin bir felsefesi bir kimliği var oluyordu kendi olmak hüviyet kazanmak en mümtaz şeylerdi.

1800’lerden önce doğuda veya batıda insanlık tarihi, dinler tarihi eserleri peygamberler tarihi ekseninde anlatılıyor, hatta hayret edebilirsiniz Hz Muhammed’in doğumu Modernitenin başlangıcı kabul ediliyordu. Hint felsefesine dair ilk araştırma yapan bizlere ulaştıran Biruni’nin eserlerine bakarsak Hint inanç felsefesi ve Tanrı tezahürünün ne kadar İslam ile benzer olduğunu göreceğiz. Demek istediğim bütünlüklü bir tarihi bakış açısından çok algısı içinde olduğumuz için buhran bu noktada başlıyor hüviyetine yabancı kalan, kendi hakikatini idrak etmesine engeller çıkan insanoğlunun hayatının her safhasına bu savrukluk yine yansıyor… Çevremize biraz bakarsak mimarideki kafa karmaşası, kullandığımız kelime dağarcığı, dinlediğimiz müzikler buna ispat olabilir biraz üzerine düşünür isek…

Vel hasılı kelam gelin insanlık inanç hususunda kronolojik olarak insanın yeryüzündeki yeri nedir sorusuna nasıl sistematik bir felsefe ile cevap vermiş bunu inceleyelim.

İslam düşüncesinde ilk insan ile birlikte insan yeryüzüne halife olarak gönderilmiştir, her daim Allah insanlara bu görevini hatırlatmış, kulluk vazifelerinden ötürü dünya ve ahiret saadetini sağlaması için insana Allah-u Teala ilmi öğretmiştir, elçilerle uyarmıştır. Bütün elçiler Müslümandır. Allah elçileri farklı toplumlara farklı şeriatla gönderse de  tevhit, din hep aynıdır. Peygamberlerin sonuncusu Hz Muhammet güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilmiştir. Kurandaki ifadesi ile: İşte böylece, siz insanlara şahit olasınız, peygamber de size şahit olsun diye sizi vasat (örnek) bir ümmet yaptık. Biz bu yöneldiğin kıbleyi özellikle resule uyanlarla sırt çevirenleri açıkça ayırt edelim diye belirledik. Bu, Allah’ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelecektir. Allah imanınızı asla zayi edecek değildir. Çünkü Allah insanlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir. Bakara 143. Ayet

Evrensel ilkeler ile tüm insanlığa örneklik teşkil edecek biçimde vasat(itidal) ümmet ve tamamlanmış seçilmiş din İslam da insanları tevhit nübüvvet mead hakkında  bilgilendirmiş uluhiyyet ve ubudiyyetin sınırlarını çizerek yön tayin etmiştir.

Gelgelelim yaşayan din felsefelerinin oluştuğu Hint yarımadasına. M.ö. 3000lerde Hindistan’ın kuzeyinde Krishna’nın doğumu ardından  M.ö. 480 yılına kadar Hinduizm’in Hindistan’da, Bengal Körfezinde Ve daha sonra Çin Hindinde yayılması…M.Ö. 480 yılında Budha’nın doğumu M.S. 32 yılına kadar Budizm’in Hindistan’ın kuzeyinde yayılması…

Hint Yarımadası Dinleri: Hinduizm, Budizm, Caynizm, Sihizm

İnsanın yeryüzündeki yeri ve önemi her daim tartışılan konulardan olmuştur. Caynizm, Hinduizm, Budizm ve Sihizm Hint Yarımadasında ortaya çıkan dinlerdir. Bu sebepten insan ile ilgili görüşlerine bazı benzerlikler bulunmaktadır.

Hinduizm’ de insanın nasıl yaratıldığıyla alakalı farklı yaklaşımlar mevcuttur. Hinduizm’e göre Tanrı insana zorluk yaşadığı zaman yardımcı olabilmek için yeryüzüne insan suretinde iner. Onlara öğütler verip içinde bulundukları sıkıntılardan çıkmalarına yardımcı olur. 

Hinduizm’e göre insan bir kast sisteminin içine doğar. Onlara göre insan kaderini belirleyen bir varlık olmasına karşın kast istemine bağlıdır. İçinde bulunduğu kast sistemini değiştirmesi o yaşadığı hayat içerisinde mümkün değildir bu sebepten bulunduğu kasta uygun bir yaşam sürmelidir.

İnsanlar birbirinden farklı yaratılışlara sahiptir. Daha iyi bir kastta yer almak yeniden dünyaya geldiğinde mümkün olabilir ancak bunun için iyi bir hayat sürmek ve içinde bulunulan kasta aykırı davranışlar gerçekleştirmek gerekmektedir.

İnsanların dini yaşayış ve sorumlulukları farklılık göstermektedir. Herkes içinde bulunduğu kastının sorumluluklarını yerine getirir.

Tenasüh inançları vardır ve bu inanca göre yeniden hayata geldiklerinde iyi bir kast içinde yer almak için mevcut yaşantılarını iyi geçirmeleri gerekmektedir. Eğer kötü işler yapmış ise daha aşağı bir varlık olarak dünyaya gelebilir. Bu sebepten iyi, ahlaklı ve diğer insanlara da faydalı bir insan olmak için hassasiyet gösterirler.

Hinduizm’de insanın bu hayattaki amacına yönelik bazı ifadeler vardır; dharma, dini ve ahlaklı bir hayat sürmek. Artha, kendisine ve ailesine yetecek kadar mülk sahibi olmak. Kama, arzu ve istekleri meşru yollardan karşılamak. Mokşa, tenasüh çarkından kurtulup mutlak kurtuluşa ermek.

Hinduizm’e göre her insan bir atmana yani ruha sahiptir. Ruhu beslemek, geliştirmek gerekmektedir. Benliğin keşfi için yoga yaparlar. Yoga insanı dünyevi sıkıntılardan kurtararak hakikati görmesini sağlar.

İnsanın temel haklarına önem verirler.

İnsanların değeri mensup oldukları kast ile belirlenir. Suç işlendiğinde verilen ceza bile kasttan kasta farklılık gösterir.

Bir Brahman öldürmek en ağır suçlardandır.

Hint dinlerinden bir diğeri de Budizm’dir. Hinduizm dininde olduğu gibi insanın bir kast sisteminin mensubu olarak doğduğunu düşünmezler ve bu düşünceye karşı çıkarlar. Fakat Hinduizm’deki tenasüh ve nihai kurtuluş ile ilgili düşüncelerinde benzerlikler vardır.

 Budizm’e göre varlıklar bir nedene bağlı olmaksızın manevi olarak saf bir şekilde meydana gelmiştir. İnsanın doğuştan sahip olduğu şeyler onun çabasına bağlı değildir. Bir insanın bir diğer insana üstünlüğü söz konusu olamaz. Bu açıdan Hinduizm ile zıt görüşlere sahiptirler.

İnsan beş farklı geçici olay türünün bir birleşimidir ve bu birleşim ölümle birlikte son bulacak, insanın vücudunu terk edecektir. Bu beş olay türü; bedensel olaylar, idrak olayları, duyu olayları, mizaç olayları ve şuur olaylarıdır. 

Bütün insanlar eşittir ve insan ancak kendi çabasıyla kurtuluşa erebilir. İnsanın kurtuluşa erebilmesi için hatalarının farkına varabilmesi ve onları düzeltmeye çalışması gerekmektedir.

Nirvana/kesin kurtuluş insanın nihai gayesidir. Onlara göre gerçek mutluluk ancak Nirvana’ya ulaşmakla mümkündür. İnsanın Nirvana’ya ulaşması için sırayla izlemesi gereken sekiz aşama vardır.

Budizm insanlardan samimi, merhametli, anlayışlı ve ılımlı olmalarını ister.

İnsan ve insan hakları Hinduizm’de de olduğu gibi son derece önemlidir. İftira atmak, alkol almak, zararlı başka maddeler kullanmak yasaktır.

Hint yarımadasında ortaya çıkan bir din ise Caynizm’dir. O da Budizm dininde olduğu gibi insanın bir kast sisteminin içinde doğmadığını savunur. “Tanrı” yaratıcı fikrine karşı çıkarlar. Âlemi oluşturan en önemli unsur ruh(jiva)’dur. Ruh, saf ve ebedidir. İnsan bedeni ise maddi ve geçicidir. Caynizm’ de insanın varoluş amacı; ruhunu kurtuluşa(Nirvana) kavuşturmaktır. 

Ruh doğuştan bilgedir fakat bunu unutur hatırlamaya ihtiyacı vardır. Bu da ruhun özgürleşmesi ile olur.

Hiçbir canlıya zarar verilmemesini kendilerine önemli bir görev olarak addederler.  Hatta gözle görülmesi güç olan canlılara zarar vermek için yürürken önlerini süpürerek ilerlerler.

Zinadan uzak dururlar ve fazla mal edinmezler. İnsan haklarına aynı Budist’ler de olduğu gibi önem verirler.

Caynizm’ e göre her insan da on iki fazilet olmalıdır. Bu faziletler; sabır, alçak gönüllük, dürüstlük, doğruluk, saflık, sadelik, soğukkanlılık, fedakârlık, gururlanmamak ve samimiyettir.

İnsan zorluklara göğüz germeli fakat başaramayacağına kanaat getirdiği zaman intihar etmelidir. Dini kurallara uyma konusunda aşırı hassastırlar. Uyamıyorlarsa yaşamlarına son vermekte bir beis görmezler. Kurtuluşa ermek için ölüm orucu tutarlar. Oruç ile intihar ederler. Kurtuluş ancak kişinin çabasına bağlıdır. 

Bir diğer din olan Shizm, İslam dini ile Hinduizm’i ulaştırma çabalarına dayanır. Bu sebepten her iki dine ait bir takım noktaları içinde bulundurmaktadır. Shizm’ de Budizm ve Caynizm’ in aksine mutlak bir Tanrı anlayışı vardır. Tanrı ezeli ve ebedidir, bir benzeri yoktur. Yaratıcı Tanrıdır.

İnsan mükemmelliğe dünyaya gelmekle erişir. Dünyaya gelmek kurtuluşa ermektir. Bütün insanlar Tanrı katında eşittir ve insanlar tanrının bir parçası olarak onun ruhunu taşır. Bu sebepten insan çok değerli bir varlıktır onlar için.

İnsan akıl ile doğruyu bulabilir. Kurtuluş için insanın yapması gereken; ibadet etmek ve Tanrı’ya affedilmesi için yakarmaktır. Shizm’ e göre kurtuluş ancak kendini Tanrı’ya adamakla olacaktır. 

Kumar, alkol, sigara kullanmak yasaktır. Kullanımı yasak olduğu gibi ticareti de yasaktır. 

İnsanlar alçak gönüllü, cömert, irade sahibi ve azla yetinmeyi bilmelidir. Sihlere göre insanlara temel haklarını veren Guru Nanak’tır. Onlar din, ırk, dil veya cinsiyet ayrımı yapmazlar. Ve insanın bütün yaratılmışların içinde mertebe olarak en yüksek varlık olduğunu düşünürler.

(M.Ö. 2000 yılında Hz. İbrahim’in İran Körfezi’ne yakın bir yerde doğması M.Ö. 1000 yılında İsrail Oğulları’nın Kutsal Toprakları fethedip Kenan (Asur, Finike) ülkesine gidişleri, M.Ö. 600 yılında Kudüs’ten Musevilerin kovulması ve Musevi Diasporasının (Kopuntusunun) ortaya çıkması M.S. 32 yılında İsa’nın vefatı M.S. 571 yılında Mekke’de Hz. Muhammed’in doğumu M.S. 1500 yıllarında Hinduizm’in Hindistan’da yeniden canlanması, M.S. 1948 yılında İsrail’in kurulması ve Museviliğin genişlemesi.

Ehli kitap dinlerin genel düşüncesi İslam’a benzediği için bu yazıda ayrıca bahsedilmeyecektir.)

Eski İran Dinleri: Zerdüştlük, Maniheizm

Zerdüştlük dininde savaşa kesin surette karşı çıkılmıştır. Bütün varlıkların Ahura Mazda’dan geldiğine ve onun yegâne tanrı olduğuna inanılır. Ateşin devamlı yanıyor olması Tanrı ve insan arasındaki ilişkinin canlılığına ve Tanrı’nın gücünün devam ettiğine işarettir. Bütün âlem yaratıldıktan sonra insanlar yaratılmıştır. İnsanların ruhları bedenlerinden önce yaratılmıştır.

Yeryüzündeki her varlığın ilahi âlemde bir sureti ya da eşi vardır. Yeryüzü geçicidir.

İnsanın dünyadaki rolü, yeryüzünde kötülüğe engel olmak ve onu ortadan kaldırmaktır. Zerdüştlüğe göre kurtuluşa ermek için ibadetleri yerine getirmek, çalışmak, yalan söylememek, namuslu olmak, temiz olmak ve bütün insanlar için faydalı işler yapmak gerekmektedir. İftira, cinayet, zina, hırsızlık, yalan dibi eylemler yasaktır.

Bir diğer eski İran dini ise Maniheizm’dir. Zerdüştlük gibi bir Tanrı inancına sahip değildirler. Bu dinde yaratıcı Tanrı değil, kötü güçlerdir. İlk olarak Âdem ve Havva’nın karanlık güçler tarafından yaratıldığını düşünürler.

İnsan kendini maddi dünyanın her şeyinden uzak tutmalı, arzu ve isteklerinden kaçınmalıdır. Kurtuluşa ancak bu şekilde erebileceklerini düşünürler.  İnsanların ruhları temiz ve masumdur; kötülük insanların bedenlerindedir. Dünya hayatı kötüdür ve ruhların buradan kurtulması gerekir.

Ahlak anlayışı insancıllığa ve iyilikseverliğe dayanır. İnsanlar hataya düştüklerinde tövbe edebilirler. Doğruluk ve insanlara yardım etmek emredilmiştir.

Zina, hırsızlık, putperestlik, yalan, açgözlülük, cinayet gibi eylemler yasaklanmıştır.

Üç mühür olarak adlandırdıkları bir kurala uyarlar. Bunlar; “ele, dile ve duyulara hâkim olmak” tır. İnsana ve insan haklarına değer verirler.

Sabiilik 

Sabiilik’ te “Işık Âlemi” ve “Karanlık Âlem” olmak üzere iki güç vardır. “Işık Âlemi” iyiliği, “Karanlık Âlem” ise kötülüğü ifade eder. Onların inancına göre dünyanın kötü güçler tarafından ele geçirildiğini gören Tanrı, kendi suretinde Âdem’i yaratmıştır. Havva’yı da Âdem’in suretinde yaratmıştır.

Âdem ilk kurtulan insandır. Sabiilik’ e göre insan iki farklı unsurdan meydana gelir. Bunlar madde ve ruhtur. Maniheizm’de olduğu gibi ceset, maddidir ve kötülüğü temsil eder. Ruh ise iyilik ve nuru temsil eder. Ceset bu âlem aittir. Ruh ilahi âlemden inmiştir dolayısıyla aslında o âleme aittir. Ruh için beden bir hapishanedir.

Kurtuluş ibadet etmekten geçer.

Zina, sarhoşluk, kumarı yeminden dönmek, iftira etmek, gıybet, emanete ihanet etmek gibi yasaklar vardır.

Riyazete önem veren ve evliliği gerekli görmeyen Maniheizm’in aksine riyazete önem vermez ve evliliği, çocuk sahibi olmayı tavsiye eder ve önemserler.

Hatice Horuz

Zümra Kozak

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla