Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

17 Temmuz 2021

İslam’da Hat Sanatı ve Hamit Aytaç

Sanatla hakikat arayışı. Eskiden beri süregelen, tüm insanları ilgilendiren bir uğraştır hakikati bulma. Fakat sınırlı görme, sınırlı düşünme ve sınırlı anlama kapasitemiz yüzünden belli başlı şeyleri göremediğimiz ve bazı durumları da anlamlandıramadığımız aşikâr. Belki de bazı şeyleri anlamlandırabilmek için ikinci gözden farklı bir gözle bakmamız gerekir ve buradaki üçüncü göz görevini sanat üstlenir. Garip gelebilir fakat hakikati anlamak için bilimden bile önce sanat gerçeği gelir. İslam’ın ve Müslümanların sanata bu kadar önem vermesi bu bağlamda hiç de şaşılacak bir durum değildir. Tabii ki sanatı sadece vakit öldürmek için dinlenilen bir iki şarkıdan ötesine götüremeyen bizler için garip bir durum da olarak düşünülebilir. Bu yüzden bizim üzerimize düşen önemli bir görev sanatı ve sanat dallarını iyice öğrenmek. Bu yazımızda fazla ilgilenilmeyen sanatlardan biri olan hat sanatı ve usta kalem Hamit Aytaç’ı el ele alacağız.

Bilindiği üzere miladi yedinci yüzyılın başlarına kadar Arap Yarımadası sakinleri arasında yazıya karşı çok az bir temayül vardı. Kur’an’ın etkisi hat sanatını İslam kültürünün en önemli sanat formu haline getirmiştir. Hz. Ömer’in ısrarları ile ilk halife Hz. Ebubekir peygamberin kâtibi Zeyd bin Sabit’e bütün bölümlerini toplayarak, belirtilen sırada kâğıda getirmesini emretti. Halife Osman’ın emriyle toplanılan orijinal Kur’an’ın kopyaları çıkarıldı ve dağıtıldı. Arap alfabesinin harfleri İbranice’de ve diğer bazı Sami yazılarla halen olduğu gibi miladi yedinci yüzyıl başlarına kadar birbirlerinden ayrı yazılıyordu. Bu da diğer kavim ve ırkların Kur’an’ı okumasını zorlaştırıyordu buna bağlı olarak zamanla anlaşılabilmesi için harflerin üzerlerinde işaret kullanılmaya başlandı. Yazılı Arapça’da imla geliştikçe bazı yazı hatları ya da stilleri de geliştirildi. Görüldüğü gibi hat sanatı zaruriyetten doğmuştur ve gittikçe estetik kazanmıştır.

İslam sanatının bütün kategorilerinde hat sanatı en yaygın, en önemli, en çok beğenilen ve Müslümanların en çok takdir gösterdiği türüdür. Öyle ki her dönemde bu sanat dalıyla uğraşan birçok hattat çıkmıştır. Zeyd Bin Sabit, Ali Bin Ebu Talip(7.yy), Tacuddin eş -Selmani(9.yy), İbrahim Münif(15.yy), Hafız Osman (17.yy), Hamit Aytaç (20.yy), Ayten Tiryaki (21.yy) gibi isimler bu sanat dalının önde gelen isimleridir. Burada bahsedilen isimlerden Hamit Aytaç’ın önemini öğrencisi Hüsrev Subaşı’nın şu sözüyle anlamaktayız.

“Hamid Aytaç’tan hat icazeti almak Oxford mezuniyeti gibiydi” diyor Hattat Hüsrev Subaşı. Bu söz bile aslında olayı özetler nitelikte. Peki, bu usta kalem nasıl bu konuma geldi? Zorlu hayat şartlarına rağmen bu kadar önemli bir konuma gelmesi bu sanata olan sevgisinden kaynaklanır. Öyle ki kendini bu işe adamıştır.

1891 yılında Âmid’de yani Diyarbakır’da doğan Hamit Aytaç’ın asıl adı Şeyh Musa Diyarbakır’ da sıbyan mektebini, askeri rüştiyeyi, idadiyi bitirip yüksek tahsil için İstanbul’a gitmiştir. Sanata karşı kabiliyetini gören hocaları tarafından Sanayi-i Nefise Mektebi’ne kaydolur. Fakat onu bekleyen başka bir durum var ki o da babasının vefatıdır. Babasının vefatı üzerine geçim sıkıntısı yaşayan Aytaç çalışmak zorunda kalır ve mektebini bitiremez. Bu süreçte Gülşen-i Maarif Mektebi’nde hat ve resim hocalığı yapar bu arada özel matbaa işleri ile de uğraşır. Bir süre Mehmet Emin Efendi ile beraber hattat olarak çalışır. Sonrasında bir yıl kadar Almanya’da ihtisas yapan Aytaç döndüğünde memuriyetin yanında geçim sıkıntısı nedeniyle Babıali’de Hattat Hamid Yazı Yurdu’nu açarak piyasaya yazılar yazmaya başlar. Bir süre sonra istifa ederek kendini bu işe verir. Artık sadece yurt içinde değil yurt dışında da gelen özel istekleri karşılamaya başlayan Aytaç 1960’da Paşabahçe Cam Fabrikası’nda çalışmaya başlar. Buradaki cam eşyaların üzerine çeşitli yazılar yazar. 1975’te emekliliğe ayrılır. Ömrünün geri kalanını yazmayla geçirir ve 19 Mayıs 1982’de vefat eder.

Türk sanatı ve kültürüne üç çeyrek asra varan hizmetinden dolayı 1982 yılında “Üstun hizmet Armağanı” ödülüne layık görüldü. İslam yazı sanatlarına yön veren ve İslam dünyasının dikkatlerini İstanbul’da toplamayı başaran büyük Türk hattatların sonuncusudur.

En önemli eserlerinden biri, satırlarda Allah laflarını alt alta getirerek yazmış olduğunu Kur’an-ı Kerimlerdir. Bunların ilki İstanbul, Beyrut ve Almanya’da diğeri ise İstanbul’da basılmıştır ve bunlar gibi sayısız eserleri ile alanının önde gelen ismidir. İslam Konferansı Teşkilatı’ na bağlı milletlerarası İslam kültür mirasını koruma komisyonu tarafından 1986’da düzenlenen ilk hat müsabakasına onun adı verildi.

Tabii yetiştirdiği ve etkilediği pek çok talebeye de değinmemek olmaz. Bunların başında Hattat Halim Özyazıcı ve Iraklı Haşim Muhammed el Bağdadi gelir. Tabii isimlerini bu yazıya sığdıramayacağım birçok isim vardır en iyisi durumu talebesi Mehmet Hüsrev Subaşı’nın da dediği şu cümle ile bitireyim:

“Belki Hamid Hoca olmasaydı bugün biz yeni nesil hattatlardan söz edemeyecektik.” 

Erkam Kaya

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla