Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

10 Aralık 2020

İyileşiyoruz

Uçsuz bucaksız bir deniz düşünün. Denizin tam ortasında bir ada. Bu adanın üzerinde bir ağaç, o ağacın üzerinde bir karga ve ağzında çamur parçası tahayyül edelim. O da ne? Kuşun gagasındaki çamur denize düştü. Sizce bu çamur parçası uçsuz bucaksız denizde ne olur? Sizi duyar gibiyim. Cevabımız şu şekildedir: Kaybolur, yok olur, gider. Koca denizde kaybolup giden çamur var ya işte o insanın kiri, pası, günahıdır. Uçsuz bucaksız deniz ise Yüce Allah(c.c.)’ ın sonsuz rahmet deryası, merhametidir. İşte hepimiz o merhamete muhtacız. Merhamet tüm ahlakların önünde bir rehber gibidir. Çünkü yeryüzünde en çok ihtiyacımız olan duygudur. “Merhamet etmeyene merhamet edilmez .”* 

Dalai Lama der ki “sevgi ve merhamet gerekliliktir. Lüks değildir, onlar olmadan insanlık ayakta kalamaz. “ Bence ayakta kalamayacak olan sadece insanlık değil, gezegende bildiğimiz bütün türlerdir, kuşlardan planktonlara kadar… 

Peki, nedir bu merhamet? Elle tutamadığımız aşikâr. Fakat hepimizin gözlemlediği ve bildiği bir tanımı vardır elbette. Mesela merhamet; empatidir, duyarlılıktır, sempatidir, sorunları yargılamamaktır, büyütmemektir, dikkattir, anlayıştır, şefkattir, başkalarıyla paylaşabilmektir. Görüldüğü gibi hiçbiri somut değildir. Fakat hepsini kalbimizle hissederiz. Psikoloji bilimi insanın bedenden ibaret olmadığını fark ettiğinden bu yana merhametini inceler. Bilim insanları, merhametin hayatımızın neredeyse tamamında olumlu sonuçlar doğurduğunu söylüyor. Merhamet, sinirsel bütünleşme denen özelliği arttırır. Beynin tüm parçalarını birbirine bağlar. Ayrıca birçok araştırmacı tarafından keşfedilen bir başka şey de merhametin bağışıklığı geliştirdiğidir. Yani merhamet aslında şifa bulduğumuz bir duygu. Nörobilimden biliyoruz ki, merhamet alışılmışın dışında olağanüstü birkaç özelliğe sahiptir. Örneğin; merhamet besleyen bir insan, ızdıraba tanık olduğunda o acıyı başkalarından daha fazla hisseder. Ancak kendi özüne daha çabuk döner. Buna esneklik denir. Birçoğumuz merhametin bizi tükettiğini düşünüyoruz. Atalarımızın “ Merhametten maraz doğar. “ sözüyle bu kanıya vardıkları aşikâr. Oysaki merhamet, bizi gerçekten canlandıran bir şey. Bir an için düşünelim. İnsanlar daha merhametli olsa dünyamız nasıl olurdu acaba? 

Savaşlar, göçler, açlık olur muydu? Dünyanın dört bir köşesinden, kimi zaman Myanmar’dan, kimi zaman Somali’den, kimi zaman da Arakan ‘dan ahlar ve yakarışlar yükselir miydi? Sadece merhamet sahiplerinin duyabildiği bu çığlıklarla ancak rahmet denizinde yüzmek isteyenler koşuyorlar. Merhamet ne kadar başkası için duyulan bir his olsa da nefsi de terbiye eden bir histir. Kişiyi, yalnız kendini düşünmesinden ve bencillikten alıkoyar. “ Merhamet olmazsa, fazilet kuru bir kelimedir.” Merhamet alemde öyle bir halka oluşturur ki her zinciri bir haslettir. Yesevi şeyhlerinden İsmail Ata sanki buna işaret eder gibi “ Halka şefkat yolunda güneşte onun gölgesi olacaksın, soğukta hırkası, açlıkta ekmeği.” 

Peki, sadece insan mı merhametlidir? Ya medeniyetler? Bir toplumun uygarlık içindeki gelişmişlik seviyesi, toplumun en zayıf üyelerine nasıl davrandığıyla belli olur. Örneğin; Osmanlı Devleti sosyal hayattan mimariye kadar tüm düzenini, yaşayan her canlıyı düşünerek kurmuştur. Ve medeniyim diyenler bugün ancak kendini kandırmıştır. Toplumun ahlaki değerler duvarını oluşturan her parça, yine toplumu ulaştıran bireylerdir. Bireyler temel harcını merhamet, empati, sevgi ve dayanışma ile yoğurmadığı sürece duvarı oluşturan parçalar zayıf ve yetersiz olur . Böylece duvar dayanıklılığını yitirir, toplum çöker.

Peki, merhamet size de kar gibi örtücü geliyor mu? Mü’minler, birbirlerine karşı sevgi ve şefkatle hareket ederek birbirlerinin kusurlarını örterler. Onlar örter ki, Allah’ ta onların kusurlarını örtsün. Eğer herhangi bir meselede biz af ve merhamet göstermezsek, Allah’a karşı olan kusurlarımızda hangi yüzle af ve merhamet dileyebiliriz ki… 

Zira buyruk çok açıktır. “Affeden affedilir, rahmet edene rahmet edilir. Ayette ki dua şöyledir; Bağışla ve merhamet et Rabbim. Sen merhametlilerin en iyisisin. “ Unutmayalım en takvalı, en erdemli insan merhametli insandır. Ve bizler merhamet peygamberinin ümmetiyiz. Efendimiz, merhametlilerin en merhametlisiydi. Öyle bir Nebi ki her ilişkisinde insanlara sevgiyle, şefkatle, tevazu ile yaklaşırdı. Sergilediği her davranışıyla bize örnek oldu. Her mahlukata merhametliydi. Kuşu ölen çocuğun derdiyle dertlenir, kendisini taşlayan, hakaret eden Taif halkına bile mağfiret diler, öz amcasını öldüren Hz. Vahşi’ yi affedip hak dine davet edendir. Yaratılanların en hayırlısıydı. Kendi gibi insanlara öğrettikleri de güzeldi. Hasan (r.a) anlatıyor: 

Resûlullah ( s.a.v) buyurdu; 

“ Cennete sadece merhametli olanlar girecektir. Orada bulunanlar; 

Ya Resûlullah ! Hepimiz merhametliyiz, dediler. 

Hz. Peygamber buyurdu: 

“Sadece kendi nefsinize karşı merhametli olmanız yeterli değildir. Tüm insanlara karşı, Allah Teâlâ’nın rızası için merhametli olmalısınız .” 

Merhamet, kalbin aklıdır. Ve sözler kör olmaz, göğüslerdeki kalpler kör olur. Kalpler, merhametini kaybettiği zaman kör olur. Bugün kendimize bir iyilik yapalım. Merhametsizliğin, bizi ne hale getirdiğini bir kez daha düşünelim. Çünkü merhamet etmeyene merhamet edilmez. Merhamet peygamberinin ümmetine selam olsun… 

Sümeyye TAVUR

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla