Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

22 Ekim 2020

Kalbine Dön Özüne Dön

Bir vuslat yaşıyoruz; aileye, dosta, kendimize… Geliyoruz en geriden…
Belki kimilerine göre illet olan bu virüs; herkesi evine kapanan, hatta özüne kapanan hale getirdi.
Hani bir tabir vardır ya kürkçü dükkânına geri dönmek, belki de şu anda hepimiz olmamız gereken yerdeyiz. Şu an gündemde olan kaç gram olduğu dahi belli olmayan virüsün dünyayı bu hale getirebileceğini asla düşünemezdik. Birçok film aslında bu hayalin bize yaşanabileceğini göstermişti ve bu bir hayalken filmlere kurgu oluyordu ve şimdi ise gerçek… Elbet kıyamet de gelecek…
Müslüman olmanın gereği olarak yavaşlayan bizler, bu zamanda belki de en çok kendi zamanımızı yitirdik. Dostlarımızla sarılmayı, tokalaşmayı, vakit geçirmeyi özledik. Ailenin ne kadar büyük bir nimet olduğunu küçücük virüs bize gösterdi. Amacımızın ne olduğunu bilmeden saatlerce çalışırdık ama birinin buna DUR demesi gerekiyordu, bir şeyler vesile oldu ve biz DUR(durul)DUK.
Bizler aslında bu günlerde yitirdiğimiz gençliği, aileyi ve dostlarımızla vakit geçirmenin ne kadar ehemmiyetli olduğunu anladık. Peygamber Efendimize (s.a.v) ilk vahiy geldiğinde Hira’dan korkarak inmişti ve ilk sığındığı limanı Hatice (r.a) annemizin dizleri olmuştu. “EY HATİCE Korkuyorum!” demişti. Ama Hatice (r.a) annemiz teselli ediyordu güzeller güzelini. İşte aile buydu, aile teselli demekti. Yitirdiklerimiz bunlardı ve kaybolunca söz konusu değerler birbiri ardına gelmeye başladı felaketler. Bizler şükrümüzü Allah’a karşı tamamıyla ihya edemedik. Garip bir hale büründük. Bizler unuttuk BİR bedende BİN can olmayı, amacımızı unuttuk. Hep erteledik güzel günleri, güzel sözleri. Ertelemenin, bir şeyleri geciktirmenin ne faydası vardı? SEVGİ ertelenir miydi? Aileyi ayakta tutabilmenin yolu sevebilmekten geçiyordu. Oysa ki bizler unuttuk her şeyi ya da unutturulduk…
Artık uyanış zamanı ki uyanmanın vakti çoktan geçiyor…
İlla bir şeylerin farkına varmak için Kâbe’den, camilerimizden, medreselerimizden uzaklaşmamız mı gerekiyordu? Belki de onlar bizi huzurunda istemediler! Cevabı ancak ALLAHU ALEM’dedir.
Hz. Ali’ye (r.a) soruyorlar: Başımızdaki sıkıntılar imtihan mıdır yoksa ceza mıdır? Hz. Ali (r.a) cevap verir: “Allah’a yaklaştırıyorsa imtihan, Allah’tan uzaklaştırıyorsa cezadır.”
İçinde bulunduğumuz her zorluğa karşı elbette maddi tedbirler alacağız ama en mühim olanı manevi tedbirleri almaktır. Bu evrede bizlere düşen en büyük vazife TEVEKKÜL. Ama tevekkülü doğru anlamak gerekir. Mü’min elinden geleni yapar ve neticeyi Allah’a bırakır. Dünya imtihan yeridir. Bizler sorumsuz bir şekilde yaşamak için gönderilmedik zaten bu dünyaya. Müslüman da sorumsuz olmamalı ve tevekküllü elden bırakmamalıdır. İmam Rabbani’ye (r.a) göre belaların gelmesi günahların çoğalmasından kaynaklanır. O vakit daha ne kadar bekleyeceğiz? Kırmalıyız zihnimizdeki PUTLARI, yıkmalıyız ailemizi ateşe veren PUTLARI, bir an önce TEK olan, KERİM olan Allah’a yönelmeliyiz. Hakkı tanıyıp ona yönelmemiz gerekiyor. Kur’an-ı Kerim’in mesajlarını okumayıp onları duvarlarda asılı kalmaya mahkûm ettiğimiz sürece bizim fıtratımıza da kâinatımıza da hiçbir etkisi olmayacaktır.
Sorunu ciddiye alabilmek için iman penceresinden bakabilmeliyiz. Tüm yaşananlar Allah’ın kaderinin tecellisidir diyebilmeliyiz. Geçmişin yanlışlarını telafi ederek yeni bir dönüş yapmalıyız, bir uyanış gerçekleştirmeliyiz… Unutmayalım ki nefsi ve hissi dürtülere uymanın sonu Hüsran’dır!
Selametle…
Büşra MEMİŞ

5 1 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla