Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

18 Temmuz 2021

Karanlığa Meyilli Aydınlıktan Ümitli

Mutluluk da hüzünlendirebilir insanı, demişti annem. Uzaktayken bile anlamıştı beni. Kendimin idrak edemediğini annem nasıl bu kadar kolay özetleyebilmişti? Bu sözün üstüne uzunca tefekkür etmem elzemdi. Süregelen bu tefekkürle beraber;  mutluluk ile hüznün, sevgi ile nefretin, öfke ile sakinliğin, kaygı ile rahatlığın, keder ile neşenin ve sayamadığımız tüm karşıt duyguların yoldaş olduğunu anladım. Öyle ki yalnızca duygular da değil söylenildiği gibi “Alemde her şey zıddıyla kaimdir.” Zıtlıklar birbirine düşman olmaktan ziyade birbirine muhtaçtırlar. Peki nerede görebiliriz bu zıtlıkları? Dönüp baktığımız her yerde. Odada, evde, sokakta, hayvanda, bitkide ve insanda… Evet insanda. İnsan zıtlıklardan meydana gelmiş bir varlıktır desek fazla cüretkar olmayız diye ümid ediyorum. Bu zıtlıkların hikayesi Kabil ve Habil ile başlar nice dağlar, okyanuslar, yollar aşarak insanın nefsinde son bulur. Öyle bir sondur ki insanın başladığı yer de bittiği yer de orasıdır. 

 İnsan, nefsinde barındırdıklarından sorumludur. Onu harekete geçiren içsel dürtüleri onun iradesine sunulmuştur. Sorumlu olduğumuzu okumak,tanımak,bilmek insan olmanın bizatihi koşuludur. Nefsin iradeyle sıkı sıkıya bağlı olduğunu düşünürsek eğer insan, bu yolla diğer yaratılmışlardan Allah tarafından farklı kılınır. Öyleyse nefsi bilmek ve düşünce ve eylemlerimizi, tefekkür ile tayin etmek bizi insan kılacaktır. 

 Zıtlıklar, insanın nefsindedir. Hak Teala var ettiğini bizlerin yok etmesi ne mümkün.

“Zıtlar arası ahenk, af ve günah yarışta;
Bütün zıtlar kavgada bütün zıtlar barışta…’’ de Necip Fazıl.
İçimizdeki hak ile batılın bu mücadelesi yaşam boyu devam edecektir. Bunun idrakine varmış kişi için bilme serüveni başlar. Nefsini bilmek…

 Nefis doyumsuzdur. Biz verdikçe isteyecek, biz şımarttıkça şımaracaktır. İstemenin bir sonu yoktur. Çok şeye sahip olmak ister. Güzelliğe, zenginliğe, bilgiye, övgüye, ilgiye. Her kişinin zaafını bilir ve onun üstüne yoğunlaşarak gece gündüz çalışır. Geldiğimiz bu çağda  nefsin istemesini tetikleyici birçok unsur mevcuttur. Her birimiz çokça aşina olduğumuzdan saymayı lüzumsuz görüyorum. Fakat bu tetikleyicilerin varlığı irademizi kullanmaya engel midir ? Eminim ki ara sıra bizi yoklayan vicdanımız bu soruya yanıt verecektir. 

 İnsan kör, sağır ve dilsiz olmayı kendi seçer. Belki kolayına gelir, belki cesaretsizdir. Doyumsuzluğun zirvesine gelmiş biri o uçurumdan kendini atmaya mecbur kalır.Çünkü nefis doyarken ruh aç,susuz kalmıştır.Yaşayan bir ölüden farksızdır artık. Bu ölüye; anksiyete, depresyon,  narsisizm, bipolar gibi  birçok isim koyabiliriz. Öyle ya tarlanın ahvalini besiciye sormanın trajikomik sonucudur.

 Mülkün sahibi olan Allah’tır. Çareyi dışarıda değil içeride aramak lazım gelir. “Nefsini bilen Rabbini bilir” sözü bizlere çok şey anlatmaktadır. Henüz bedenen ölmemişsek eğer rabbimiz tarafından hala bize tanınan bir süre var demektir. Çareyi; kalabalıkta değil yalnızlıkta, çokta değil azda, görülende değil gizlenende, varılanda değil gidilende, konuşulanda değil susulanda, bulmak değil aramak lazımdır.

 Tolstoy: İtiraflarım ’da der ki : “Var olan her insan dünyaya Tanrı’nın iradesiyle gelmiştir.Tanrı,bizi öyle bir şekilde yaratmıştır ki her insan kendi ruhunu kurtarabilir veya yok edebilir.İnsanın hayattaki görevi: ruhunu kurtarmaktır.” 

Ve devam eder…

”Ruhumuzu kurtarmak için Tanrı’nın istediği şekilde yaşamalıyız.Tanrı’nın istediği şekilde yaşamak için hayatın dünyevi zevklerinden vazgeçmeliyiz; çalışmalıyız, acı çekmeliyiz, iyi kalpli, alçak gönüllü olmalıyız.” 

Bu sözlere bakacak olursak Tolstoy’un Müslüman bilincinde olup olmadığını bilmesek bile kendinin farkında olan bir ruhun canlı olduğunu hissedebiliriz. İnsan fıtratının farkında olduğunda en ideal yaşam kodlarını çözmüş bulunur. Çünkü doğan her insan fıtrat üzere doğmuştur.Her ne kadar farklı din,inanç ve mezheplere ayrılmış da olsak hakikat tektir.Bu hakikati aramak bizi her adımda biraz daha gerçek ışık kaynağına yaklaştıracaktır. 

 İnsan ölmek üzere yola çıkmış ; olmak üzere programlanmış bir varlıktır. Dünyaya geldiğinden itibaren gün be gün ölen insanın asıl ölümü nefsinde olduğunda kalbi mutmain olur. Rabbiyle arasında bir duvar olan nefsini öldürdüğünde O’nun uluhiyetine mazhar olur.Mana keşfedilmiştir artık.Putlar yıkılmış,batıl asılmış,amaçlar araç olmuş, istikamet tek olmuş, boşluklar dolmuştur.Yalnızca O vardır.Tüm yollar O’nadır, tüm lafızlar O’na, her nefes O’na…

 

Gökyüzünün kızıllığı gibidir insan, karanlığa meyilli fakat aydınlıktan ümitli

Üstü başı dünya olmuş kalkıp silkelenmeli

İnsan olmak, insan ölmek için…

 Kader ŞAHİN

 

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla