Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

18 Temmuz 2021

Kentsel Dönüşümler

Ellerimizden ve ayaklarımızdan tutup bir duvara mıhlasalar, yüz yıl sonra uyandırmak için derin dondurucuda saklasalar, kokmasın diye tuzlayıp bir bidona kursalar da içinde yaşadığımız dünya dönmeye devam ediyor. Her saniye bir öncekinin geleceği ve bir sonrakinin geçmişi iken, bizler her saniye bir önceki benliğimize bir çizik atarken değişimden söz etmemek mümkün görünmüyor. İnsan tabiatı gereği içinde bulunduğu hadiselerin hem müsebbibi hem müteessiri olabiliyor. Hatta fazlasıyla müteessir. Sanayi devrimi ile köyden kente varan yolculuğumuz, birlikten birliğe doğru azalarak devam ediyor. Kentin, çok sayıda insanı barındıran, ırkları, halkları, kültürleri bir potada eriten bir yerleşim yeri olarak toplumsal hayatın ortasına kurulduğunu görüyoruz. Kentte karmaşık yapı, hareketli ve değişken iken kır, daha sade ve daha yavaş seyreder hayatı. Zihni ve hissi tasavvurları kente göre zaman alır. Dolayısıyla davranışlar ve ilişkilerde istikrar vardır. Kentte ise hareketli ve değişken çevrenin meydana getirdiği kaygı ve çelişkilere karşı koruma içgüdüsü vardır. Kent kurumsaldır. Kırsal imecedir. Kentte yaşayan insanlar fiziken yakın, sosyal olarak uzak bir yapıya sahiptir. Kırsalın toplumsal kuralları ve birbirini denetleyen tavrı kentte özgürleşip bireysel sınırlılıklara evrilmiştir. Akraba bağları ve komşuluk ilişkileri zayıflamıştır. Fakat günümüzde artık bu ayrımı bile keskin çizgilerle belirleyemiyoruz. Teknoloji ile birlikte dünya artık büyük bir kent. Hayatımızın toplumsal, kültürel, ekonomik vb. pek çok alanında değişim yaşanırken pek tabi insanın anlam arayışı ve dini yaşantısı da zaman içerisinde bu değişimden etkilenmektedir. Özellikle kent hayatı, sekülerleşme ve modernleşme dini yaşantıyı biçimsel olarak farklı bir boyuta taşımıştır. İslam dini cemaat ruhu olan içerisinde birlik, beraberlik, yardımlaşma, dayanışma gibi temel insani ve toplumsal unsurlar barındıran geniş perspektifli ve kolektif bir dindir. Ancak bugün görüyoruz ki kamusal alanda görünmez kısıtlamalar, kapitalizm ve kentleşme bireyi cemaat ruhundan koparıp diğer spritüel akımlar gibi bireysel dini yaşantıya sürüklemeye başladı. Bireyin din ile bağlantısı kopmadı, birlik ile bağlantısı koptu. Kentin özgür havası, kişinin dini yaşantısını ev içerisinde bir kişilik cemaatlere hasretti. Kişi inanma içgüdüsünü doyurmak istediğinde güvenmediği, neyle karşılaşacağını bilmediği için ya da özgürlüğün dayanılmaz cazibesi sebebiyle bir cemaate veya dini otoriteye başvurmaktansa bireysel araştırmalar sonucu vardığı dini anlayışı tercih eder oldu. Pekala tek başına da dini kaynaklar anlaşılıp yorumlanabilir. Bugün dindar dediğimizde kime göre dindar? Neye göre dindar? Bunun ayırdına varmak zorlaşıyor. Çünkü dindar skalası artık o kadar geniş ki kentin heterojenliği içerisinde pirincin taşını ayıklamak o kadar da kolay olmuyor. Kentleşmeden önce geleneksel dindarlıkta din, toplumdan öğrenilir ve orada yaşanırdı. Dolayısıyla kişi sınırları aşmaz, aştığında ise toplum aşırılığa izin vermezdi. Böylelikle görünmeyen bir denetleme mekanizması varlığını hissettirirdi. Şimdi ise giderek kalabalığın içerisinde yalnızlaşan birey dini davranış ve yaşayışını toplumdan ziyade içsel dinamiklerinden yola çıkarak ortaya koyar hale gelmiştir. Birey bu haliyle elde ettiklerinin ve edemediklerinin sorumluluğunu kendi üstlenmiştir. Teşbihte hata olmaz ise işte tam olarak kontrolsüz kavşaktayız. Yolumuzu tayin eden levhalar, işaretler mevcut değil ve herkes kendince bir yol tutmuş, kaderi kazaya sevk ediyor.

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla