Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

5 Aralık 2020

Kırılgan Vakitler

Ey yâr

Ben bilirim senin yüzünü sarartan,

Hakikati dillendirdiği için taşlanan bir yolcunun ahıdır, bilirim…

Uyku apnelerin,

Şizofren tepkilerin,

İçindeki dipsiz derin boşluklar hep ondandır, bilirim…

 

Dinmeyen yürek ağrıların,

Sonu gelmez hayıflanmaların,

Mezat döküntüsü ucuz aşkların hep ondandır, bilirim…

 

Ondandır omurganın eğriliği

Ondandır sık sık yolunu kaybetmen

Ondandır bir türlü doymak bilmeyişin…

 

Sen hala ayrık otundan şifa umarsın

Sen hala yolu olmayan diyarlara yolculuk düşlersin…

Ey gölgesini sırdaş edinen yeryüzü yetimi

Duy artık içindeki muştuları

Gör artık geride bıraktığın Zümrüdüanka izlerini

 

Ey gök sofrasının nasipsiz yüzü

Elden düşme düşlerin mağduru

Bir zamanlar bende senin gibi bir kuş yemine meftundum

Derli toplu pişmanlıklarımdan önce

Sonra bir gece bütün anılarımın acımasızca yandığını gördüm bir kuyunun dibinde

Hoyratça yandığını…

 

Tüm geçmişim elleri cebinde hayta bir ergen gibi bakarken yüzüme

Ben Merhamete sırtını dönmüş bir asi gibi

Islık çalarak yürümekteydim maviliklere

İçimin iniltilerini duymazlıktan gelerek…

 

Bu saatten sonra

Beni bir balık pazarında “keşke denizler kuruyaydı” diye ilenen bir sardalya anlar ancak

Yahut kovuğunda ateş yakılan güngörmüş bir ağaç

Ya da kuş uykusunda olan taşları tedirgin eden kimsesiz dalgalar…

 

Kırılgan vakitlerin arifesinde

Güneşin gölgesine bakıp yola koyulma vaktidir artık

Dikeceğim son çiçek tohumunu düşürdüğüm diyarlara

Eğilip şakağından öpmek için toprağını…

 

Sadettin Yıldız

 

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla