Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

11 Eylül 2020

Kolera Gitti, Korona Geldi

Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’nün Covid-19 salgınını pandemi olarak nitelendirilmesinin ardından dünyanın daha önce yaşadığı pandemiler daha da merak konusu olmaya başladı. Corona insanlığın başına gelen ilk pandemi değildi, son da olmayacaktı.

Dünya HIV/AIDS, veba, grip, kolera gibi birçok salgınla baş etmek zorunda kaldı. Bu salgınlara neden olan virüslerin hala günümüzde etkili olduğu ve insanların bu hastalıklara yakalandığı biliyoruz. Hatta virüsler sebebiyle bazı coğrafyalarda ölüm riskinin devam ettiğini de. Pandemilerin ortaya çıktığı dönem kadar şuan için can alıcı olmalarının nedenleri arasında en başta bu hastalıklara aşı tedavisinin bulunmuş olması geliyor. Umuyoruz ki Corona salgınına da en yakın zamanda tedavi geliştirilebilir.

Peki saydığımız salgınların hangisi daha uzun sürdü ve insan yaşamını daha olumsuz etkiledi? Nitekim bulaşıcı hastalıkların hepsi etkili ve milyonlarca insanın yaşamını kaybetmesine sebep olmuştur. Ancak kolera salgını yaklaşık iki yüzyıl belirli aralıklarla devam etmiş ve hala günümüzde de etkisini görebildiğimiz bir pandemi olmuştur. 1800‘ lü yılların başında ilk kolera salgını başlamış ardından belirli aralıklarla 20. Yüzyıla kadar uzanan tam 7 kolera salgını yaşanmıştır. 7 kolera salgını dünyanın çeşitli bölgelerinde ortaya çıkmış ve hemen hepsi tüm dünyayı etkisi altına almış ve milyonlarca insanın ölümüne yol açmıştır. 19. yy ‘da kolera salgınının yayılım merkezi Hindistan idi. Mevcut kaynaklara göre kolera Hindistan’da yerleşik bir hastalıktı. Hastalığın pandemi olma sürecinde Hindistan’ın dinsel toplumsal iklimsel birçok etkenin rolü büyüktü ama en büyük etken coğrafi konumdu. Salgının kaynağı olan bölge Ganj ve Brahmaputra nehirleri arasındaki bölgeydi. Bilindiği üzere Ganj nehri Hindistan’da kutsal kabul edilmekte ve insanların bu nehirde toplanıp yıkanarak günahlarından arındığına inanılmaktaydı aynı zamanda Hindistan’da kanalizasyon sisteminin bulunmaması nedeniyle temizliklerini de nehirde yapmaları hastalığın milyonlarca insana bulaşmasına neden oluyordu. Hindistan’da hızlı nüfus artışı köyden kente göç gibi olaylar hastalığın ülke içinde yayılımını had safhaya çıkarmıştı

Peki hastalık nasıl pandemiye dönüşmüştü? Yerel bir hastalığın pandemiye dönüşme süreci bilindiği üzere ülkeler arası bağlantılarla mümkün olmaktadır. Ticaret, kervan yolları, askeri sevkiyatlar, hac gibi dini seyahatler hastalığın doğu ve batıya yayılmasındaki etkenler olmuştur. Bu etkenlerden en dikkat çekeni ise İngiliz sömürgeciliğiydi. İngiliz birlikleri Hindistan’a yerleşmek için yerel halkla temasa geçiyor ve yeni yer arayışına geçen halk göç ediyordu. İngiliz askerlerinin sevkiyatı nedeniyle hastalık hem deniz hem kara yoluyla birçok ülkeye yayılmıştır. Bu durumdan en çok etkilenen devlet ise dönemin kara ve deniz ticaret merkezi Osmanlı Devletiydi.

Hastalık önce İran’da görülmüş ve vaka sayısının artmasıyla beraber gelen cenaze nakillerinin Osmanlı sınırlarında yapılması ise iki devlet arasında tartışmaya bile yol açmıştı. Nitekim hastalık artık Osmanlı topraklarındaydı. Osmanlı’nın doğusunda hastalık etkisini sürdürüyordu. Hastalık Trabzon’dan gelen buharlı gemiler yoluyla başkent İstanbul’a kadar gelmişti. Görülen ilk vaka ise Galata’da Meclis-i Tahaffuz’ un odacısı Mehmet Ağa olmuştu. Başkent İstanbul’da karantina sistemi gelişmemişti bunun üzerine Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi Kolera Risalesi kitapçığı hazırlamış ve bunu ülkenin her yerine göndermişti. Ancak bu etkili olmamıştı.

Hastalık Ortadoğu’da da etkisini göstermekte gecikmedi. Salgın hac için Hicaz’da bulunan hacıların yarısından fazlasının ölümüne neden olmuştu. Aynı zamanda gayrimüslimlerde de paskalya bayramı nedeniyle ölümler artmıştı. Daha önceki hastalıklara oranla daha şiddetli bir etki yaratan kolera salgını karşısında bilim dünyası da şaşkınlık içerisindeydi. Şaşkınlığın sebebi eski dönem salgın hastalıklarına karşı kullanılan karantina sistemlerinin yeni hastalık karşısında istenileni verememiş olmasıydı. Her ne kadar bu durum için yeni yöntemler uygulansa da kolera ilerleyen dönemlerde de milyonlarca can almaya devam etti.

Yaşanan bu olaylar bir virüsün ortaya çıkardığı etkinin en ağır tablosu olabilir ancak tarih bize çoğu zaman yol gösterici olmuştur. Eski dönem salgınları dikkate alarak Corona salgınından en az etkilenmekte bizlerin elinde. Bu dönemde evimizde kalarak Corona virüsün yayılmasını en aza indirmeye çalışmalıyız. Tarihin Corona virüsü en öldürücü virüs olarak yazmasını istemiyorsak kendimizi evlerimizde karantinaya alarak durumun gidişatını iyileştirmek en doğrusu olacaktır.

Beyza KURT

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla