Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

24 Aralık 2020

Mana Bekçisi İnsan

Kâinatta bir zerre… Kendi için yaratılmış görkemli bir evrenin derinliğinde, yine kendini arayan… İçinde büyüttüğü dünyayla, dışında dönen dünyaya hükmetmeye, evrenin derinliğini aklının mizanıyla ölçmeye çalışan insan… Semâvâtın ağırlık merkezi olan dünyada, eşref-i mahlûkât olmanın onurlu ağırlığını kalbiyle yüklenip, bir ömür bunun mücadelesini veren insan… Yüce Kitapta: “Ben balçıktan bir insan yaratacağım. Onu belli bir kıvama getirip düzelttiğim ve ruhumdan ona üflediğim zaman derhal ona secdeye kapanın.” (Sad Suresi 71,72) ayetiyle yüceltilmiş olan… Alemlere sığmayan mukaddesatın özlü ateşini, ruhunun ipek kozasında taşıyan…  

Sinesine alemin özünü, canına dünyanın manasını sığdıran… Kâinatı, ruhunun ince imbiğinden geçirip kalbinin cevherine dolduran… Ahir hayat defterine,  dünya kalemiyle ömrünü yazan insan…   Derviş Yunus’un;

“Benim ol aşk bahrisi, denizler hayran bana,   

Derya benim katremdir, zerreler umman bana.” sözleri bu haline tercüman…

İnsan, cihan içinde cihan… Gönlü halden hale evrilen, bir dolup bir taşan… İçinde mesafe tanımayan heves, azade ruhunun peşinden koşan… Mahlûkata bağlanan mana düğümünü, akl-ı selim ile çözüp gönül makarasına dolayan…, Alemin fetih kapısı insan…

Aydınlığı kendi karanlığında, kurtuluşu içindeki dönüşümde olan… Kâinata egemen Tek Hakikate eremediğinde kör kuyularda sıkışıp kalan, sesi duyulmayan… Dünya yolculuğunda bütün tâkati sadece manevi tatminde bulan insan… Kendini donanamadığında, alemi dolanamayan…  İçindeki dirayeti uyandırıp, yola dosdoğru koyulmadan, göğsünde yanan emelleri hep noksan… Kendi sırtına koyamadığı şefkat elini, başkasına uzatsa da olmuyor derman…  Önce kendi derdine tabip olmalı, önce kendi derdine nalân

Kendiyle olan samimiyeti, alemle olan ilişkisine yansıyan… Noksanları ve zaaflarıyla hemhâl olup, vicdanını mürşit edindiğinde vardığı her yerde esenlik, adalet, huzur bırakan…. Zâtında derinleşip, olgunlaştığında bütün sığlıklara karşı duran bilge, insan… 

Şimdi hızlandıkça yozlaşan, yozlaştıkça  erdemleri yakıp kurutan ahir zaman… İnsan, içinde nefis taşıyan… O nefis ki, kalbini karartmaya, gönlünü hayırdan soğutmaya, rikkat eliyle yükselen kale duvarlarını yıkmaya yeminli gizli bir düşman… Önünde sarp dağlardan, alev çukurlarından daha çetin duran… İnsanı onurlu duruştan uzaklaştıran, hatta koparan…

Tefekkür…Tam bu noktada, bütün ihtişamıyla zuhûr edip insanı kuşatan… İnsanın mana derinliğinde akan âb-ı hayat pınarı… Gönüllere ferahlık katan… Bu billur kaynak, hâline gözetmen yoluna kılavuz olan… Sadrında oluşan derin çatlakları onarıp,  karanlığında akşam yıldızı gibi parlayan… 

Yüce Yaratıcı’nın derûnuna ektiği aşk tohumunu canından kutsal sayan… Tüm yaratılmışlar içinde, Allah’ın mutlak güzelliğini, kudretini, varlığını idrak edebilecek yegâne varlık olan insan… Bundan mahrum kaldığında, kâinattaki her şeyden mahrum kalan… Ve altında huzur bulacağı tek gölgelik bu İlahi aşk tohumunun yeşerip, serpileceği görkemli ve kusursuz ağaç olan… Cennet yolcusu, mana bekçisi insan…

Ve Şeyh Gâlip’den bir öğüt; “Ey insan! Kendine saygı ve hürmetle yaklaş. Çünkü sen kâinatta yaratılmışların özü ve en değerli olan insansın.” cihanda yankılanan…

Ayşegül Çeliker

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla