Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

18 Temmuz 2021

Mavi Kokulu Yolculuk (İkinci Bölüm)

“İyice sil, kirli yer bırakma” diyen, Aloise’in başıma diktiği adama sinirle baktım. Yine emirlerini sıralayıp gitmişti. Zindanın arka taraflarına doğru ilerledim. Bir orası kalmıştı, burası o kadar büyüktü ki canım çıkmıştı, kameralar ve güverteyi halletmiştim, son olarak esirlerin kaldığı geminin alt tarafları kalmıştı, daha sonra mutfağa geçerdim. Evet, dostlarım bu benim cezamdı. Yardımcı kaptan Aloise madem bunu suya atamıyorum bari bir işe yarasın politikası izliyordu. Oldukça ilginç biriydi Aloise, gemisinde her türden insan vardı, üstelik içinde oldukları döneme rağmen adaleti gözetiyordu. Kadın ve erkeklerden oluşan tayfası ona güveniyordu. Babası gemiyi onun yönetimine bırakmış gibiydi, kızının işlerine karışmıyordu. Ona biraz hayranlık beslemiyor değilim dostlarım.    

Ben düşüncelere dalmışken, ayağım kayıpta kovam kanatlanıp uçarken, ne yazık ki kirli suyum hep yerlere dökülmüştü, ama keşke yerlere dökülseydi de aramızda sadece parmaklıkların olduğu, bana sinirle bakan adamın üzerine ulaşmasaydı. Yerde uzanan adam öfkesini kontrol etmeye çalışan bir ifadeyle ayağa kalktı.  Uzun boyluydu, denizci oluşunu bronz teni ele veriyordu. Pek yaşlı sayılmazdı, ama yaşına göre hayli dinç görünüyordu. Saçlarında yer yer siyahlar kalmıştı, herhalde birkaç yıla onlarda beyazlar içinde kaybolurdu, düşüncelerim onun konuşmaya başlamasıyla yön değiştirdi. Saçlarından sular damlayan adam gözlerini bana dikip “Eğer kapıyı açarsan küçük sakar, hatanı affedebilirim” demesiyle bu teklifini, deniz üstü kalas vukuatım aklıma gelince “yok kalsın bayım, Aloise daha korkutucu” diyerek reddettim. “Hem söylesene sen  de kimsin?” 

Sevgili suçlumuz onu tanımıyor oluşuma baya içerlemişti dostlarım, daha sonraları onun, Akdeniz’in korkulan adamı, Leòn Sin Corazòn olduğunu öğrenecektim. Bu onun lakabıydı, asıl adını bilen yoktu. Hükümete çok sorun çıkardığından kral için kara listenin başındakilerden biriydi.

Adam sorumu duymazdan gelip yerine oturunca kovamı alıp gitmeye karar verdim. “Bir sürü işim var ama ben burada oyalanıyorum” deyince adamın yüz ifadesi alaycı bir merakla kaplandı.

-Söylesene sakar matmazel, işin de neymiş? 

– Bayım, ben bu geminin özel temizlik işleri, artı mutfak sorumlusuyum.  Deyince kahkahalarla gülmeye başladı. Niye gülüyorsun soruma karşılık olarak, yani hizmetçisin cevabını beklemiyordum dostlarım, ne kaba adam ama hayret doğrusu. Söylene söylene mutfağa doğru yol aldım. Bir şeyleri doğramak iyi gelebilirdi…

Aloise karanlık, içinde sonsuzluk barındıran gökyüzüne bakarken Leon Sin Corazòn’u düşünüyordu. Onu ele geçirip boğazına kılıcı dayadığı zaman, Flor Que Mato demişti. Bu onun zalim bir korsanken kullandığı ismiydi. Öldüren çiçek…  Başını iki yana salladı, eskide kalmıştı bunlar, o artık Aloise Flor’du. Önceden haksızlık için kalkan kılıcı, şimdilerde adaleti sağlamak için kalkıyordu. Evet, eskiden oda bir suçluydu. Ancak kralla yaptığı anlaşmayla Akdeniz’in hâkimiyeti ona bırakılmıştı, görevi korsan avcılığı yapıp denizlerin güvenliğini sağlamaktı.

 Babası kaptan Flecter başlarda bu duruma karşı çıksa da artık yaşlanmıştı ve kızının güvende olmasını istiyordu. Oğullarından büyük olan Louis’i, Leon Sin Corazòn’la girdikleri çatışmada kaybetmişti. Küçük olan oğlu William’ın ise nerde olduğunu kimse bilmiyordu. Belki bir gün dönerdi, yaşlı adamın tek dileği buydu ve geriye kalan tek evladını, kızını gözünden sakınıyordu, onu da kaybetmek istemiyor hep yakınında ve güvende olsun istiyordu.

“Bayan Aloise beni ne zaman bırakacaksınız” duyduğu soruyla arkasına dönen Aloise gemisine gizlice binen kaçak yolcusunun gözlerine baktı. Adının Alandra olduğunu söylemişti. Onu denize atmakla tehdit ettiğinde nasılda korkmuştu. O anları hatırlayınca gülümsedi. Kız burada, gemide kalacaktı, kıyıdan çok uzaklaşmışlardı, geri dönemezlerdi. Ona ceza olarak tüm gemiyi temizleme görevi vermişti, her ne kadar berbat bir iş çıkarsa da en azından çabalıyordu. Belki de ona karşı biraz daha insaflı davranabilirdi. Sır verir gibi öne doğru eğilerek “Bir süre daha buradasın, sonrasına bakarız” diyerek düşüncelere dalan genç kızdan uzaklaşıp kamarasına doğru yol aldı.

Yukarda kızılca kıyamet kopuyordu sanki. Gürültülere uyanan Buena beni de çağırmıştı. Baskın yemiştik. Anladığım kadarıyla Corazòn diye biri içindi bu saldırı. Onu almaya gelmişlerdi. Dün üzerine su döktüğüm adam aklıma gelince istediklerinin o olduğunu anlamıştım. Önemli bir esir olduğu zaten belliydi. Geminin en alt katındaki, kuytu bir yere yerleştirmişlerdi. Buena’nın sarsmasıyla kendime gelmiştim.

“Yukarı çıkmalıyız, bizde yardım etmeliyiz, hadi” Buena’yla yukarı çıktığımızda karşılaştığımız manzara midemi bulandırmıştı. Corazòn’un adamları kimseye acımıyordu. Kolumdaki keskin acıyla inledim. Sanırım durup izlemek yerine harekete geçmeliydik. 

Aradan geçen dakikalar saatler gibiydi sanki ancak gücü elde eden yoktu, eşittik. Ama işler değişiyordu, bir terslik vardı. Kaptan kılıcını yere attı. Yüzünde garip bir ifadeyle, ona kılıcını doğrultmuş olan genç adama bakıyordu. Ne konuştukları bu mesafeden anlaşılmıyordu. Ama kaptan mücadeleyi bırakmış gibiydi. William babasının boğazını keserken “her şey bitti” diye mırıldandı. Gerçekten de her şey bitmişti. Kaptanın cansız bedeni yere düşerken, aynı zamanda zindandan kurtarılan Leon Sin Corazòn Aloise’i köşeye sıkıştırmıştı. Zavallı Aloise babasına yardım edememişti. Gözlerinin önünde ağabeyi babasını öldürmüştü. Esiri elinden kaçmış ve ona üstün gelmişti. “Öldür beni” Aloise’in sözlerine kahkahayla karşılık veren adam, tayfasına dönüp emirler vermeye başladı. Ben şu ortaçağda bir gün yüzü görmemiştim dostlarım. Corazòn artık özgürdü. Ve bende dahil artık onun esirleriydik…

Amine Şemse FİDAN

 

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla