Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

12 Eylül 2020

Mekana Dair

Bir toprak parçasını çitle çevirip burası benim diyen ilk insandan önce de mekanlar vardı. Kurulan ilk köy bile mekanların birleşiminden daha fazlası değildi aslında. Bu durum mekanların insanlar tarafından bilinçli bir şekilde oluşturulmamasından ileri gelmekte. Yani bir yerin mekân oluşu insanların isimlendirmesinden bağımsız bir şekilde gelişiyor. Zorlamayla veyahut inşa ile elde edinilecek bir şey değildir bu statü.

Sınıflandırmalarımızı mekanlar üzerinden yaparız, anlamlı bulduğumuz yer topluluğudur mekân. Dünyayı mekanlar üzerinden okuruz, mekan bir yeri başka bir yerden ayırmamızı sağlayan sınır çizgisidir. Çevremizdeki her şeyin bir bütünlüğünün olması sonucu mekan ortaya çıkar. Alelade bir araya getirilmiş bir yatak bir iki kanepe belki bir ev ortaya çıkarır, ama mekan için daha fazlası gerekir.

Mekandan söz edebilmemiz için sınırlandırılmış coğrafi bölgenin kendi içerisinde bir uyumu, bir imtizacı barındırması gerekir. Nasıl olmuşsa bir araya gelmiş nesneler bütünü değildir mekan. O nesnelerin bir araya gelmesinde birtakım karakteristik özellikler olmalıdır; içine girildiğinde evet, burası orası dedirtmelidir. Benzeri -tıpatıp aynısı- bir başka yerde yapılsa, inşa edilse bile kendi farkını ortaya koyacak yerdir mekan. Tüm bir Paris’i Çinin Tianducheng kentinde yeniden inşa edebilirsiniz. En küçük ayrıntısına kadar, tepeden tırnağa Paris şehrini birebir ölçekte modelleyebilirsiniz. Ama bu iki mekan asla ve asla aynı mekan haline gelmeyecektir.

Mekanların üst üste yığılması veyahut iç içe girmesi sınırlarını koruyarak olur. Yani her ne kadar mekanlar üst üste yığılsalar da iç içe girseler de aslında her biri özerkliğini, bağımsızlığını korur. Bu mekanın karakteristiğinden ileri gelir, o karakteristik bir başkasının yanında ya da içerisinde bulunmakla zarar görmez. Etkileşim içindedirler belki ama birbirlerini dönüştürmelerine yol açmaz bu, aksine bu etkileşim ve bir aradalık her birini daha özgün kılar. Renk yelpazesindeki renklerin birbirlerini ortaya çıkarması gibi, siyahın beyazı patlatması gibi…

Bazen taş duvarlarla ayrılır bu mekanlar, bazen buna bile ihtiyaç duyulmaz. Yurt odaları böyledir mesela, arada duvar yoktur ama her bir yatak/ dolap ayrı bir mekana işaret eder. Zira o yeri, o alanı mekan yapan şey görsel/maddi sınırlandırmalar değil, o yerin kendi iç dinamiğidir. Gün gelir tüm bir şehir, tüm bir ülke, tüm bir dünya tek mekan haline gelir. Gün gelir ayırabildiğimiz/bölebildiğimiz her bir parçaya ayrı mekan muamelesi yaparız. Bu sebepledir ki mekan kalıcı değildir. Bir yerin bir defa mekan olması bundan sonra da mekan olacağı anlamına gelmez. Mekan olma statüsü kazanılan ama aynı zamanda kaybedilen de bir şeydir. Bu kaybetme bazen yalnızca bir değişimdir. Sadece farklı bir mekandır o yer artık. Bazen de gerçek bir kaybediştir. O yer gerçekten alelade bir yer olmuştur artık, karakteristik bir özelliği kalmamış alabildiğine sıradanlaşmıştır.

Furkan Erden

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x