Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

18 Temmuz 2021

Mustafa Mücahit ile Röportaj

*Röportaj Gamze Çamlıbel tarafından gerçekleştirilmiştir..

1 – Çocukluğunuzdan hatırladığınız ilk şey nedir?

Ramazan, oruç, misafir ve teravih. Benim çocukluğumun Ramazanları yaz aylarına denk gelmişti. Oturduğumuz sokaktaki komşularımız ve mahalle arkadaşlarımla hep birlikte tutulan oruçlar, birlikte açılan iftarlar, kimse ayrı tutulmaksızın yardımlaşmalar…

2- Sizce değerlerimiz yitip gidiyor mu? Değişen dünyada kendilerine bir yer bulabilecekler mi?

Evet değerlerimizi kaybediyoruz. Özellikle Ramazanın kazandırdığı yardımlaşma, paylaşma, dayanışma gibi değerler anlam kaybına uğruyor. Değişen dünyada dijital hayatta kelimeler kalsa bile belki boyutu farklılaşıyor, içeriğini boşaltıyor. Gittikçe yalnızlaşan, birbirinden uzaklaşan, bireyselleşen insanlar çoğalıyor. Dijital yaşam sabrı da kaybettiriyor. Büyüklerimizin oruçla kazanacağımız en büyük değerin sabır olduğunu ifade etmeleri bizleri daha da güçlendiriyor, çocukluğumuzdaki o cılız halimize rağmen arkadaşlarımızla yarışır hale getiriyordu. Şimdi özellikle gençlerde her şeyin hemen olup bitmesini isteyen bir anlayış hakim. Acelecilik insanı çevresinde olup biteni göremez, farkına varamaz bir duruma düşürüyor. Oysa insan değerleriyle hayatını anlamlandırılabilir. Güzel ahlakın insana kazandırdığı sabır, paylaşma, infak, ikramda bulunma, misafir etme, ihtiyacını sorma, hastalandığında ziyaret etme, başkalarını anlama, fakiri, garibanı yolda kalmışı gözetme, canlı cansız her şeye merhamet gösterme gibi hasletler gittikçe hayattan uzaklaşıyor. Yaşadığımız gelişmeler bu saydığımız hasletlerin zamanla önem ve içeriğini kaybedeceğini,

gelecekte kendisine yer bulamayacağı hissini veriyor.

3- Dostluk kavramını geçmişi ve bugünü ile karşılaştıracak olsanız büyük farklar ortaya çıkar mı? Neler söylersiniz?

Dostluklar geçmişten günümüze gerçekten çok değişti, farklılaştı. İnsanların birbirlerinin eksiklerini tamamladığı, kusurlarını örttüğü, dünyevi hiçbir karşılık gözetmeden oluşan dostluklar, güven, huzur, paylaşım kaynağıydı. Karşılığı sadece Allah’tan beklenirdi. Farklı düşünme, maddi durum hatta inanç farklılığı bile dostluğun önüne geçmezdi. Gayr-i müslim bir komşuyla bile dostluk kurulabilirdi. Şimdi insanların birbirlerine tahammülleri kalmadı. En ufak bir problem, farklı bir fikre sahip olma dostluğun bozulmasına, onca yıl yaşanmışlığın bir çırpıda gözden çıkarılmasına neden olabiliyor. İnsanların birbirlerini tamamladığı, birbirlerinden öğrendiği, vefa gösterildiği anlayışlar belki yeni nesil için anlamsız bulunuyor. Dostluklar çok büyük değer verilen, önemsenen ve yaptırımı olan bir yere sahipti. İki kişi arasında var olan bir anlaşmazlık bir dostun araya girmesiyle çözülebiliyordu. Olmaz denilen bir iş dostluk hatırına zarara uğrama pahasına olabiliyordu. Dostluk uğruna şimdilerde pek rastlanmayan büyük fedakarlıklar yapılıyor, verilen sözler yerine getiriliyordu. Dostluklar çocukların terbiye ve edep duygularının öğretilmesinde bir uygulama alanı, görerek, gözlemleyerek, model alma yoluyla içselleştirdiği, benimsendiği bir mektep işlevi görmektedir. İnsanları dostunun çocuğunun hem edepli davranışından kendisini sorumlu gördüğü gibi aynı zamanda onun hiç bir şekilde zarar görmemesi, bir tehlikeye maruz kalmaması için de kendisini sorumlu sayıyordu.

4- Hızlı olmanın çok daha önem kazandığı bu yüzyılda sabretmeyi nereye koyabiliriz?

Müslümanın en önemli sermayesi sabırdır, denilebilir. Çünkü hız Kemal Sayar’ın dediği gibi insanı uyuşturuyor. Çünkü insan hızlı olduğu zaman bir çok parçaya bölünür, bir bütün halinde kalamıyor. Bir parçası bir yerde, öteki parçası başka bir yerde olabiliyor. Bir şeye odaklanma, dikkat kesilme sabır olmadığında mümkün olmuyor. İnsana, dostlara, çevresine yani fiilen yaşanan hayata zaman ayrılmayınca yabancılaşmaya, ürkmeye, endişe etme ortaya çıkıyor. Öğrenmek, uygulamak, anlatmak hep sabırla gerçekleşen şeylerdir. Dinlemeye ve düşünmeye zaman ayırmak, sabır göstermek gerekir. Zira bilgi ve düşünce üzerinde ısrarla durmayı, sabretmeyi gerektiren bir kazanımdır. Aslında hız çağında insanın en çok ihtiyacı bilgi ve düşüncedir. Ayrıca zaman ne kadar hızlı olsa da duygu kendi ritminde hareket eder. İşte insanda dengeyi yakalayabilme duygu ile zihni aynı düzlemde buluşturmayı zorunlu kılıyor. Bir yönü dengesiz kalan günümüz insanı sabretmeyi, azmetmeyi, kararlı olmayı mutlaka gündemine almalıdır.

5- Pandeminin ve gelişen teknolojinin etkileriyle artık eş dost akraba ziyaretleri daha sınırlı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında yaşanan her durumu, başa gelen her olayı teenni ile karşılamak, iyi taraflarını görmek gerekir. Belki bu pandemi dönemi insanın kendi iç dünyasında hesaplaşma yapabilmesine bir fırsat sunabilir. Akraba ve dostlarıyla ilişkisini gözden geçirme, ihmal ettiklerini tekrar hatırlama, irtibatı bir şekilde sürdürme yol ve yöntemlerinin arayışına sevk edebilir. Aç, açıkta kalan, ihtiyaç içerisinde olan gözden kaçmış akrabalara ulaşma, onları hatırlamaya vesile olarak da görülmeli. Yine teknoloji sayesinde ayrı mekanlarda yaşayan dost ve akrabaların bir şekilde on-line olarak yüz yüze görüşmesini de kolaylaştırdığını gözden kaçırmayalım, yani teknoloji hepten kötü bir şey de değil.

6- Çocukken gelmesini sabırla beklediğimiz bayramlara hasret kalır olduk. Yeni dünya düzeniyle bayramlaşma kültürünü nasıl canlı tutabiliriz?

Ziyaret anlayışımızı yenilememiz gerekir. Gerçekten insanlar, ziyaret edilmeyi çok önemsiyorlar. İslam medeniyeti ziyaretlerle gelişmiş ve olgunlaşmış bir medeniyettir. Bu anlayışın oluşması da çocukluktan itibaren bireyin öğrenmesiyle mümkün olabilir. Kendi çocukluğumun bayramlarını hatırladığımda; ailemizle o zamanlar bize çok uzak gelen mahallelerde oturan akrabalarımıza ve aile dostlarına bayram ziyaretleri yapılırdı. Bu ziyaretlere yürüyerek gidilirdi ve biz çocukları çok yorardı ama yine de bundan çok hoşlanır ve zevk alırdık. Bu ziyaretler akrabalık ve dostluk bağlarını güçlendirir ve tanışıklığı geliştirip devam ettirirdi. Şimdilerde bu ziyaretler, hatta düğün-ölüm gibi münasebetler çocukların sıkıldıkları ve uzak kaldıkları, gelmek istemedikleri durumlardır. Böylece akrabalar arası ilişkiler kopmakta, birbirlerini tanımaz hale gelmektedirler. Günümüzde hiç değilse bayramlarda bir araya gelmenin yolları aranmalı, evlere gidilemediği durumlarda belirlenen bir dış mekanda bayramın günlerinden birinde belli bir saatte bir araya gelip bayramlaşma yapılabilir. Bu durumda tek sakınca aile-akraba büyükleri bu bayramlaşmaya katıldığında onlara ziyaret etme amaçlı gidişleri engellemesidir. Yine uzaktakilerle teknoloji yardımıyla canlı görüşmeler yapılarak tanışıklığı, akraba ilişkilerini ve dostlukları mutlaka diri tutmak gerekir.

7-Eskiden büyüklerinizin sizlere verdiği öğütler şimdi de geçerliliğini koruyor mu?

Evet büyüklerin verdiği öğütler şimdi de geçerliliğini koruyor. İnsanın özü değişmediği için yapılan nasihatler güncelliğini koruyor.

8- Bugün geçmişteki size gelecekteki kendinizden bir ipucu verecek olsaydınız neler söylersiniz?

Daha dikkatli, sistemli bir okuma gerçekleştirmem gerektiğini söylerdim. Hedefi iyi belirlemek, daha çok danışmak, deneyimlere çok daha değer vermek gerektiğini önemsemeyi belirtirdim.

9- Bizlere bir nasihat vermenizi istesek ne olurdu?

Gelenek kutsal değil ama önemli. Büyüklerin deneyimi, hayat tecrübesi dikkate alınmalı. Mümkün olduğu kadar 60-70 yaş üzerindeki büyüklerin sohbetlerini dinlemeye fırsat ve imkan oluşturun. Geçmişin verilerini geleceğinizi planlarken önemseyin. Hedefinizi büyük tutun ve bu toplumun ümidi olduğunuzu hiç aklınızdan çıkarmayın.

10- Son olarak sizce insan insanın nesidir?

İnsan, insanın birlikte yaşadığı, yol yürüdüğü, dost olduğu, sırtını dayadığı kişidir. Kendi varlığı ancak onunla anlamlı olduğu kişidir.

11- Sizin eklemek istedikleriniz…

Özgün olunuz, kendiniz olunuz, bir davanız olsun, bir tarzınız olsun, gayret ve çabanız, büyük düşünmeyi berberinde taşısın.

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla