Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

11 Eylül 2020

Nezir Ergenç İle Röportaj

   1) Günümüzde internet ve televizyon üzerinden sınırsız bilgiye ulaşma imkânına sahibiz ve son zamanlarda korona virüsle alakalı da çok kalabalık bir bilgi havuzunun içindeyiz. Genel olarak nitelikli bilgi nasıl elde edilir?

Enflasyon kavramı arz taleple alakalı bir şeydir. Piyasada arz fazla olduğu zaman yani ürün satılan her neyse ihtiyaç olan şey; bu bir sebze-meyve olabilir, bir makine de olabilir. Eğer fazla üretiliyorsa bunun fiyatı düşer. Çünkü insanların ona rağbeti düşer ya da çeşit fazla olduğu için fiyat düşer. Ama talep arzdan fazlaysa; diyelim ki 100 kişi istiyor ama 50 tane ürün var bu seferde fiyat yükselir.

Bilgiyi de bu şekilde değerlendirmek lazım. Bilgi kendiliğinden aslı itibari ile çok kıymetli bir şeydir, pahalıdır. Az insanın ulaşabildiği bir değerdir. Bahsettiğimiz sosyal medyada ya da televizyon v.b. iletişim kanallarında ortaya konulan enformasyon bilgiden ziyade malumatı oluşturur. Bunlara yan ürün ya da çakma ürün diyebiliriz. Bu çakma ürün ya da yan ürünler aslının yerini tutmadığı için ya da aslı kadar kaliteli olmadığı için doğal olarak fiyatı da düşüyor. Yani söylemek istediğim şey, şu anda ciddi bir bilgi ya da malumat enflasyonu var. Çünkü piyasadaki herkes neredeyse bilim adamı, uzman ve her konuda konuşuyorlar, sizde şahit oluyorsunuz. Onlar için önemli olan konuşmaktır, karşıdakini ikna etmektir ya da susturmaktır. Bir sürü böyle insan ve bu insanların ağzından çıkan yüzlerce binlerce kelime var. Ama bu kelimeler bir cümleye oturtulduğu zaman bir anlam oluşturuyor mu? Bakıyorsunuz hayır. Dolayısıyla ben sosyal medyadaki bu fazla malumatın (Eskiler malûmat-ı huruç derler.) çok kıymetli olmadığını ve buradan fazlaca bir bilgiye sahip olamayacağımızı düşünüyorum. Çünkü bilgi hakikatten bir parça taşır, hakikatin kendisi olmasa bile kıymetlidir, değerlidir. Öyle ulu orta konuşulmaz, onun bir zamanı, bir coğrafyası, bir mekânı, muhatabı ve hitabı vardır. Bilgi bu niteliklerde kıymetlidir. Aksine çobanın koyunlara dünyanın en güzel türküsünü söylemesi ya da dünyanın en kaliteli şiirini okuması gibi olur. Öyle de oluyor onun için bilgiyle hemhal olan insanların bu sosyal medyadaki malumatlara çokta fazla kulak asmaması gerektiğini düşünüyorum. Bilgiyi daha çok kitaplardan, ehli olan insanların özel ortamlarından almak önemlidir.

   2) Korona virüs dolayısıyla ölüm çok fazla gündeme geliyor. Bundan sonraki süreç için özellikle insanların ahlakını, bu durum etkiler mi, sizce nasıl etkiler?

Zannetmiyorum, ölümü hakkıyla idrak ettiklerini de düşünmüyorum. Bir şeyden korkmak da onu hissetmek anlamına gelmez. İnsanlar, virüsten dolayı ölebileceğini düşünüyor ama bunu hissetmiyorlar. Nihilistler ya da ateistler gibi öldükten sonra yok olmayı düşünen insanlar için ölüm korkutucu olabilir. Normal şartlarda insanların ölümden korkmaması gerekir özellikle de Müslümanların. Müslümanlar ölüme biraz sıcak biraz da soğuk bir dost gibi iç içe geçmiş bir şekilde bakmaları gerekiyor. Bir yerde okumuştum, ‘Ölüm en yakın komşudur.’ diyordu. Her an ihtiyacınızın olabileceği, her an kapımızı NEZİR ERGENÇ İLE RÖPORTAJ 21 çalabilecek bir komşu. Eğer ölümün bir sonuç olduğunu, gidilecek bir yer olduğunu biliyorsak ve inanıyorsak bu dünyada ölmeden önceki yaşamı onun üzerine bina etmemiz gerekiyor. İnsanlar bugün kaç kişi ölmüş diye bakarken, bu bana da gelebilir diye düşünüyor. Fakat ‘Bunun için ne yapıyorsun?’ sorusunun bir karşılığı yok hatta bunu kendisine sormuyor. Sadece hastalığın kendisine bulaşmaması gibi gayreti var. Özellikle Müslümanlar her anını, ölüm olan komşunun gelebileceğini ve onu iyi bir şekilde karşılayacağını düşünerek yaşamını düzenlemesi gerekiyor. Şunu vurgulamak istiyorum, ayrıca hastalıklar, depremler, seller bunlara doğal afetler deniyor. Aslında afet olarak görmememiz gerekiyor. Yağmur tabii bir olaydır. Yağmurun çok yağması sonucunda fazla yağmur taşar, bir yere akar. Bu suların akacak bir yeri yoksa bunlar sel olur. Sel doğanın kendisinde yoktur. Bu biz insanların bir yorumlamasıdır. Bu olaylar insanın doğaya aykırı davranmasından kaynaklanıyor. Eğer evinizi sellerin olacağı bir yere kurarsanız o su gelip evinizi yıkacaktır. Bu olaylar bizim gerekli tedbirleri anlayışımızdan kaynaklanıyor. Örneğin yüzme bilmeyen bir insan suya atlasa, yanlış olan suyun onu boğması değildir. Yanlış olan şahsın yüzme bilmediği halde suya atlamasıdır. Dolayısıyla bu virüs ya da yaşanabilecek olan her olaya karşı bizim tedbirlerimizi almamız gerekiyor.

    3) Sosyal mesafe, evde hayat var gibi deyimleri nasıl yorumluyorsunuz?

Evde hayat var, doğru. İnsanlar evdeki yaşamı, hayatı unutmuşlardı. Aile kavramı, modern anlamda çok sığ bir duruma gelmişti. Baba, sabah çıkıp akşam geliyordu. Birde anne çalışıyorsa, çocuklarla iletişim çok zayıftı. Aile içi ilişkiler, çok light diyebileceğimiz bir durumdaydı. Dolayısıyla biz aileyi unutmuştuk virüs kardeşimiz bize hatırlattı. İnsanlar evlerine çekildiler. Çocuklarını gördüler. Eksiklerini fazlalıklarını gördüler. Yani evde aile var, hayat var. Sosyal mesafe yani sosyallik insanların ilişkileri arasındaki boyutuna sosyoloji bilimi açısından baktığımızda selamünaleyküm bir sosyal ilişkidir. Merhaba bir sosyal ilişkidir. Ya da musafaha, sarılma bir sosyal ilişkidir. Virüsün bunların ne kadarını etkilediği, biraz da bizim algımıza ve ilişkilerimize bağlıdır. Biz yine birbirimizden selam veriyoruz, merhaba diyoruz. Biz yine selamlaşıyoruz. Aramızdaki ilişkiyi belki mesafe, uzaklık açısından bir iki metreye çıkardık. Fakat bu ilişkinin boyutunu değiştirmedi. Değiştirmemesi de lazım. Olayı böyle algılamalıyız. Mesela ben kucaklaşmayı çok özledim. Herhalde bu psikolojiyi atlattıktan sonra yapacağım ilk şey samimi bir arkadaşımla kucaklaşmak olacaktır. Şahsen insanların elini tutmayı özledim. Bu hususta musafaha yapacağım. Size de tavsiyem arkadaşlarınızla kucaklaşın o sıcaklığı, sevgiyi hissedin. Çünkü bu modern insanın yapmadığı bir şeydir. Modern insan resmi bir tokalaşma yapar. Modern insanın arasında zaten sosyal mesafe vardı, Bizim gibi Müslüman Anadolu insanının arasında sosyal mesafe yoktu. Tabi bu geçici bir süreç, biz bunu sohbetle selamlaşmayla izole edebiliriz. Teknik şeylere takılmamak gerekir

4) Aile konusunda Müslümanlar eksiklerini, fazlalıklarını anladılar dedik. Yalnızca aile konusunda değil, cuma namazı hac gibi ibadetlerimizde de, eksiklerimizi fazlalıklarımızı da inşallah anlamışsınızdır. Peki, bundan sonra Müslümanın hayatında yapacağı değişikliklerde dikkat etmesi gereken şeyler neler olmalıdır?

Ben bu kısa ya da anormal zamanlardaki geçici uygulamaların her zaman olmadığını düşünüyorum. Mesela ramazan geldi oruç tutuyoruz. İftar soframda Ramazanla Ramazan dışında bir farklılık yok. Olmaması da gerekir diye düşünüyorum. Oruç tutuyoruz diye neden ayrı bir sofra kültürü oluşsun ki. Normal zamanda iki ya da üç yemek varsa sofrada Ramazanda da öyle olsun. Yani değişen tek şey benim oruç tutmamdır. Fakat oruç tutmadığımız zamanlarda diğer insanlarla ilişkimiz, gayrı samimi, iste, oruç tuttuğunuz zamanlarda daha samimi, daha sıcak ilişkilere dönüşmeli. Değişim olaylara göre şekillenmeli. Virüs bizi eve hapsediyor çıkmıyoruz evde bir yaşam sürüyoruz. Mesela aile dedik. Bu olaylar olmadan önce evde çok nadiren cemaatle namaz kılıyorduk şimdi her gün cemaate namaz kılıyoruz. Neden bu devam etmesin? Normalde baba eve geldiğinde çocuklarını eşini yanına alıp akşam namazını, yatsı namazın cemaatle kılmaları lazım. Virüs dolayısıyla bizler bunu yapmaya başladık. Ve biz bunu devam ettirelim, zaten aslı bu. Bundan sonra dünya değişecek diyoruz ama biz değişmeyeceğiz. İnsanlar olağanüstü durumları kısa sürede atlatıyorlar Sonra eski hayatlarına devam ediyorlar. Benim asıl vurgulamak istediğim şey; aslında 365 gün yaşadığımız hayatı devam ettirmemiz, hatta daha da üstüne koyarak güzelleştirerek devam ettirmemiz gerekiyor. Benim açımdan virüsten, önceki hayatı nasılsa sonrasında aynı olacak. Hatta artıları olacak. Bu iki ay boyunca hayatıma kattığım fiziki ve ruhani tecrübelerimin yaşama olumlu anlamda katkılarının olabileceğini düşünüyorum. Kötü üzerine yaşamlarını bina edenler kötülüklerine devam ettirecekler farkında olmadan bilinçsizce yaşayanlar o bilinçsizliği devam ettireceklerdir. Hayatını bilgiye, ilahi rızaya uygun bina edenler ise yine aynı şekilde devam edeceklerini düşünüyorum.

Rumeysa TAŞ

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x