Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

11 Eylül 2020

Öl Ama Yıkılma Sakın!

 

21. yy’ın ilk çeyreğine denk gelen ömrümüz, şu günlerde hiç olmadığı kadar hengâmenin içerisinde, muammalarla dolu bir şekilde soru işaretleri ile geçiyor. Haklılığımı teyit edip, “her şeyi gördük” serzenişlerinizi duyar gibiyim.

 

Evet, 21. yy’ın ilk çeyreğine denk gelen ömrümüz türlü badirelere şahitlik ediyor. Belki bundan yüz yıl öncesinde yaşamı son bulan bir insanın, hayatında görme ihtimali dahi bulunmadığı bir hız içerisinde olaylar gerçekleşiyor ve biz de buna şahitlik ediyoruz. İnsan psikolojisi, sosyolojisi ve fizyolojisi gibi etmenler göz önüne alındığında, bu hız bir insan için oldukça fazla. Bu hızın muhatabı olan insan, aynı zamanda bu hızın da mimarı. Neyin, nasıl, ne şekilde ve ne zaman olacağının belirli olmadığı şu günlerde, kendisinin arzuladığı hız için oynadığı ekolojik değerlerin belki de bir karşılığını alıyor insanoğlu. Bugünlerde bu hızın adı korona virüs. İnsanoğlu karşısında bu virüs o kadar hızlı ki, insanoğlu ne bu hızın karşısında durabiliyor, ne de bu hıza ayak uydurabiliyor. Nasıl ve ne zaman çıktığını bilmediğimiz bu virüs hakkında tek bildiğimiz şey ise yayılma hızının çok yüksek, ölüm oranının ise buna bakarak daha düşük olması. Bunun dışında ne zaman biteceğine ve nasıl biteceğine dair veriler şimdilik elimizde mevcut değil. Fakat bu virüs sayesinde başka şeylerin anlam dünyamızda da mevcut olmadığını görüyoruz. Virüsün önlenememesi nedeni ile tüm dünyayı sarmış olan ölüm havası, iyiden iyiye kendini hissettiriyor.

Amerika’da yiyecek bulamama korkusu ile insanların aç kalmaktan korkup birbirlerini öldürerek, tok kalmaya çalışmak için silahlanma çabaları artık kendini iyiden iyiye hissettirir durumda. Ne kadar da trajikomik değil mi? Açlıktan ölmek istemeyenler, kendi yaşamlarını sürdürebilmek için başka yaşamları hiçe sayıyorlar. Tehlike çanları Avrupa ve Amerika kıtası için çalmaya başladı bile. Aslında Avrupa ve Amerika kıtasının mental yapısı göz önüne alındığında bu çok da şaşılası bir durum değil. Ölüm mefhumuna yabancı olmaları gayet normal fakat iş bize gelince daha farklı oluyor. Bizdeki durum şükür ki onlardaki kadar kötü değil. En azından bizim halen anlam dünyamızda hayatta kalmak için birilerinin hayatına son verme durumu olmadı. Zaten olacağını da sanmıyorum. Onlara nazaran durum bizde biraz daha iyi. Ama sadece onlara nazaran… Bugün gözlemlediğim durum bizde de ölüme kalınan yabancılığı gözler önüne seriyor. Sanki bugün ortaya yeni çıkan şey, bir virüs değil de ölüm gibi davranışlar içerisindeyiz maalesef. Ölüm bir sonmuş gibi, hayatta bir yıkılma evresi gibi görülüyor. Bu yüzden bu yazının başlığına “öl ama yıkılma” dedim. Elbet bu virüs bir gün son bulacak fakat ölüm her daim bizimle beraberdir. Yenmeye çalıştığımız şey ölüm değil, virüstür. Ölüm bir son değil aksine bir başlangıçtır. Virüsü tanımaya çalıştığımız şu günlerde, biraz da ölümü tanıyalım. Tedbiri elden bırakmadan sağlıklı güzel günlerimiz olsun.

Ahmet Buğrahan ARICI

 

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x