Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

17 Ekim 2020

On İki Bin Yıl Öncesinden Günümüze Uzanan Göbeklitepe

                                                                                                                                              Mihriban Oymak

Nefes kesen bir yolculuğa çıkmaya hazır olun. Çünkü bu yolculuk sizi bilinmeyenin ötesine götürecektir.

Şanlıurfa’nın yaklaşık 12 km kuzeydoğusunda, tek tek dağlarının üzerinde bulunan Göbeklitepe bulunduğu yer itibarıyla da bereketli hilal olarak bilinen coğrafyanın Fırat ve Dicle nehirleri ile bereketlenip yeşeren Mezopotamya’nın bir parçası bereketli hilal tarihteki ilk kentlerin, bürokrasinin, yazının ve devletin ortaya çıktığı başka bir deyişle uygarlığı başlangıç noktasıdır.

Yakın zamana kadar bu ölçüde anıtsal yapıların ancak yerleşik yaşamın ileri aşamalarında gerçekleşebileceği öngörülürken, Göbeklitepe bu görüşün doğru olmadığını; dönemin oldukça karmaşık bir toplumsal düzene ve teknolojiye sahip olduğunu ortaya koyuyor. Keşfedilmeyi bekleyen birçok şeyin daha olduğunu akla getiriyor… İngiltere’de bulunan “Stonehenge”den yaklaşık 7.000, “Mısır Piramitleri”nden ise yaklaşık 7.500 yıl eski olan Göbeklitepe Anadolu’nun uygarlık tarihindeki yerini göstermesi bakımından da ayrı bir öneme sahip.

Mağara duvarlarındaki avcılığı temsil eden resimlerden ziyade burada hayvan figürleri tek ve kabartma olarak işlenmiş, sanatsal açıdan farklı bir anlayışı etkileyici biçimde yansıtmaktadır. Taşlar üzerinde işlenmiş akrep, tilki, boğa, yılan, yaban domuzu, aslan, turna ve yaban ördeği figürleri yer almaktadır. Bir kısım arkeoloğa göre bu hayvan figürleri tapınağı ziyaret eden farklı kabilelerin sembolü olarak nitelendiriliyor.

Bölgede yapılan araştırmalar ve elde edilen bulgular doğrultusunda önemli kültür bitkisi olan ve yüzlerce genetik varyasyonu bulunan buğdayın atasının ilk olarak Göbeklitepe eteklerinde yetiştiği ortaya çıkarıldı ve hala bölge halkının geçim kaynağı olarak yeşeren buğday buradaki insanları hayata bağlıyor.

Arkeologlar boyları 3 ile 6 metre arasında değişen T biçimindeki sütunların stilize edilmiş insan figürleri olduklarını düşünüyorlar. Sütunlar üzerine yansıtılan diğer figürlerden farklı olarak aşağı doğru iner şekilde tasvir edilen 3 boyutlu aslan kabartması dikkat çekiyor. Bu ve diğer aslan figürleri neolitik dönemde aslanların Anadolu’da yaşamış olma ihtimalini güçlendiriyor. İnsanları temsil eden T sütunlarının ağırlıkları 40 ile 60 ton arasında değişiyor.

Şanlıurfa Müzesi başkanlığında ve Prof. Dr. Klaus Schmidt’in bilimsel danışmanlığında kazılar başlamıştır. 2007 yılında ise kazı başkanlığına Klaus Schmidt getirilmiştir.

Göbeklitepe, yıllardır tarih derslerinde öğretilen “göçebe toplulukların tarımı öğrenerek yerleşik hayata geçtiği” tezini çürütüyor. Yerleşik hayata geçişin çiftçilik ve hayvancılığın ortaya çıkışıyla birlikte gerçekleşeceği düşünülüyordu. Schmidt’e göre ise avcı ve toplayıcı toplulukların Göbeklitepe gibi dini merkezlerde sürekli olarak bir araya gelmelerinin sonucunda yerleşik hayata geçilmiştir. Kalabalık toplulukların ibadet merkezine yakın olma arzusu ve çevrede bu toplulukların ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde yeterli kaynak bulunmamasından dolayı insanlar tarıma yönelmişlerdir.

Yani tarım yerleşik hayatı getirmemiş, dini mabetlerin etrafında kalma arzusu sonucunda yerleşik hayat tarımı getirmiştir.

Evet, 12 bin yıl öncesi de insanları etrafına toplayan Göbeklitepe günümüzde de insanları etrafına toplamayı başarıyor. 2019 yılının Göbeklitepe yılı ilan edilmesi ile çoğu kişinin bilmediği bu gizemli hazine yeni misafirlerine kucak açıyor ve ziyaretçilerini bilinmeyenin ötesinde bir girdaba hapsediyor. Şanlıurfa kendi gibi sıcak insanları gezilmeyi bekleyen birçok yeri ile sizleri nefes kesen bir yolculuğa çıkarıyor.

4 1 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x