Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

11 Eylül 2020

Reis Bey

Kasvetli bir fonda, girişi ile önce merak uyandıran, sıkan sonrasındaysa ‘bunaltıcı galiba’ diye içimden geçirip izlemeye devam ettiğim ve bittiğinde ise beni derinden etkileyerek ‘Ey seni gidi Üstat!’ dediğim film. Aslında tiyatro (oyun) olan ‘Reis Bey’ aynı isimle 1988’de sinemaya uyarlanmış

Necip Fazıl Kısakürek’in eseri; şimdiki cinayet çözümlemeleri gibi dedektiflerin olmadığı, olayın gizem değil ruhsal bir mevzu olduğu bu filmin kalitesi, konusunun yanında oyuncu performansları ile artıyor. Sinemaya uyarlayan Mesut Uçakan, başrole kendini adayan isim ise Haluk Kurtoğlu.

Tüm yüzyılların ve coğrafyaların kaderi olan adalet, merhamet ve sevgi kavramları işleniyor bu eserde. Hayatımızın her alanında karşılaştığımız bu kavramlar ne kadar anlatılırsa anlatılsın bir şekilde eksik kalıyor. Üstat, eserinde, Reis Bey üzerinden bize insanın bu duygularla olan ilişkisini aktarıyor. İşi gücü adalet olan hâkim yani Reis Bey, filmin başlangıcında şahit olduğumuz mahkemede, annesini öldürmekle suçlanan zanlıyı, onun “ağlasaydınız, anlardınız” demesine rağmen delillere dayanarak, “gözyaşı suçun rengini soldurmaz” sözleriyle idamına karar veriyor.

Reis bey; yeryüzünde hiçbir yakınının olmadığını bildiğimiz, karanlık, küçük otel odasında tuttuğu günlüğü ve merhameti edebiyat olarak gören, merhametten acıma duygusundan yalnız kötülük doğacağına inanan, ömrünü mesleğine vermiş bir hâkim. Mahkûmun infazından çok kısa süre sonra gerçek katilin gelip teslim olmasıyla, o annesini öldürmekle suçlanan adamın masumiyeti tüm yurtta gazetelerde yer alan bir hadise olarak gündeme gelir. Reis Bey yaşadığı büyük pişmanlıkla mesleğini bırakır ve kendisinin merhametten yoksun oluşunu, acıma duygusunu nasıl yitirdiğinin farkına varıp sorgulamaya başlar. Çözümü mahkûmun “ağlasaydınız anlardınız” sözleriyle arar. Anlamanın, varoluşun kendine gerekli olan bakışın anahtarını ağlamakta görür ve bundan sonra adaleti, ketum, acımasız bir duruşla değil merhametle birlikte anlatmaya başlar. Önceki halinden eser kalmayan Reis Beyi zorlu sınavlar beklemektedir. Nefsi ile mücadelesinin üstesinden hidayete erdiği kişiliğiyle galip gelir. Bu zafer, burada bize derin mesajlar bırakır.

Film bir kitaptan uyarlandığı için her diyalogda güzel anlamlar çıkarmak mümkün özellikle finale yaklaşırken Reis Beyin kendi içinden dünyaya, evrene seslenişi…

Psikolojik dram kategorisi altında yer alan Necip Fazıl’ın eserini merak edip okumanız, izlemeniz ve merhameti, acımayı hissederek yaşamayı tercih etmeniz duasıyla. Ha bu arada film, hayali duvarlarınız için anlamlı aforizmalar içerebilir

Ahmet Erdem IŞIK

 

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x