Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

18 Temmuz 2021

Ruhun Anlık Dansı

 

Aniden uyandım zamandan bihaberim, mekan beni içine hapsetmiş, boğazım kurumuş, dilim lal olmuş gibi… Soluklarım kaybedeceğini bile bile kalbimle yarışa girmiş. Yüzümü okşayan terim alev almış, yüzümün sıcaklığına inat seni alevlendiren benim diyor sanki… Muhtemelen kızarmış gözlerime veda eden gözyaşlarım ise geçtiği yollarda tuhaf bir his oluşturarak sesini duyurmaya gidiyor… Avuçlarımda parmaklarımın baskısı, bu baskının sebebi korku mu? Yoksa bedenimi harekete geçirmem için yapılan bir uyarı mı? İçine hapsolduğum düşünceler kuyusundaki çırpınışlarımı bıraktım. Kalkmalıydım fakat bedenim bana ait değilmiş gibiydi. Ağır bir kütleyi yattığı yerden kaldırmaya çalışıyorum… Oturur pozisyona geldiğimde yorgun olduğumu bir kez daha anladım. Üzerime sinen yalnız zihnimin ya da ruhumun yorgunluğu değildi, yeni uyanmış olmama rağmen bedenim de en az zihnim ve ruhum kadar yorgundu. Odanın karanlığından dolayı daha güneşin doğmadığına kanaat getirdim. Ayağa kalktım ne yapacağımı bende bilmiyordum, etrafıma bakındım… Kardeşlerimi üstü açık bir şekilde görünce, onların yerine ben üşüdüm… Bu soğukta nasıl oluyor da üstlerini açıyor ve çoğu kişinin bulamadığı o sıcaklığa tahammülleri olmuyordu? Anlayamıyorum, üstlerini düzelttim. Bu defa yönümü kapıya döndüm ve ilerledim, annem en ufak bir seste bile uyanabilirdi. Bunun için sessiz hareket etmeliydim. Peki, bu çabanın amacı neydi? Yani birileri uyansa ne olacaktı ki? Bilmiyorum içimde ki tedirginlik beni buna zorluyordu. Sessiz olmalıydım ve kimse uyanmamalıydı. Hol de ilerlerken bir şeye çarptım gürültü olmamıştı ama canım yanmıştı. Toparlanıp yere baktığımda çarptığım şeyin çamaşır sepeti olduğunu gördüm daha sinirle kimin buraya indirdiğini düşünürken indiren kişinin ben olduğum aklıma geldi insan ne yapıyorsa kendi kendine yapıyor ve kendi, kendi canını yakıyordu… Sepeti daha düzgün bir yere indirdikten sonra lavaboya doğru ilerledim, ışığı açacaktım ki gözlerimin açık olduğunun farkına vardım normalde karanlıkta biri aniden karşıma çıkacak korkusuyla gözlerimi kapatarak ilerlerdim garipti fakat içimdeki tedirginliğe inat gözlerim açıktı ışığı açtım ve aynadaki yansımama baktım. Yüzüm şişmiş ve kızarmıştı… Yüzümü yıkadım soğuk su beni kendime getirsin diye… Fakat ben benlere bölünmüştü hangisini daha kolay getirebilirim diye düşündüm hiçbirinin gönlü yoktu, içimdeki tedirginlik kendini tekrar hissettirdi yüreğimden cenk rüzgârının esintileri geliyordu.  Yüreğim farklı alemlerdeki benlere bir yuva; benlerin ben ile cenk ettiği bir meydandı ve bu cenkte ne ses ne bakış ne de kan vardı bu cenk bir yol ayrımıydı. Bu cenk benlerin bana karşı bir başkaldırıdır. Aynadaki yansımama gülümsedim fakat bize ait olmadığı anlaşılan tebessümler anında soldu. Bir kez daha yüzümü yıkadım bu defa kendi kendime yeterim diye düşünüyordum. Kafamı kaldırdığımda aynadaki yüzüm kirli görünüyordu, tıpkı şimdiye kadar gördüğüm diğer yüzler gibi… Bu defa onun yüzünü yıkıyordum. O ise uslu uslu durmak yerine engellemeye çalışıyordu, izin vermeyeceğini anlayınca bıraktım, her zamanki gibi ben bana engeldim…

 Birden yan tarafımda duvara yansıyan gölgemi gördüm. Sırtını dönmüştü zaten sırtını dönmeyen bir o kalmıştı şimdi tamamiyle kendime kalmış oldum. Galiba. Işığı kapatmadan odama dönüyordum ki ne göreyim nasıl ki ruhum bedenime ve ben bana mahkûmdum gölgem de bana mahkûmmuş sırtını dönmüş ama aramızdaki o görünmez prangayı kırmaya gücü yetmemişti, peşimden geliyordu. Yüzümde acı bir tebessüm başımı sağa sola salladım, omuzlarımı silktim, derin bir nefes aldım uyuduğum odaya doğru ilerledim…

Yatağıma uzandığımda ne ruhum uykunun esiri olmak istiyordu nede uyku ruhumu sarmak. Uyumaya çalıştıkça sanki içerisine hapsolduğum o düşünceler kuyusunun duvarlarına çarpıp duruyorum. Gecenin sessizliğini, kafamın içindeki sesler bozuyordu ve İşte şimdi yüreğimdeki cenk rüzgârının esintileri, yerini fırtınaya bırakmıştı. Bir fırtına ne alır? Peki, geriye ne bırakır? Biz hep fırtınanın etkisini, bize ne yaptığını konuşuyoruz, peki fırtınayı tetikleyen şey ne? Benler neden bu kadar coşmuş durumda? 

Kapalı gözlerimin önünde sergilenen gökyüzü… Bulutlar bir anlığına fırtınayı andırdı bana, bulutların hem veda edememesi hem de sürgün edilmiş olmaları sanki yüreğimde yaşanan cengin bir anlık tablosu çizilmiş gibiydi… Daha sonrasında gözümün önüne fırtına sonrası çöle ait bir manzara geldi. Etraf toz içerisinde, fırtına uzaktan da olsa görünüyor… Daha yeni yeni kum tepelerinin yerleri değişmiş. Tıpkı insan hayatının kırılma noktaları gibi… Uzaklaşmakta olan fırtınanın ise bir meczuptan farkı yok… 

(…)

Yüreğim, cenklerin arkalarından bıraktığı enkazlardan dolayı daralmıştı. Yüreğimin her yanı toz içindeydi. Benler yara bere içinde, bir yağmur yağsaydı da etraf temizlenseydi, bir rahmet inseydi de yaralar iyileşseydi. 

Mihriban Oymak

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla