Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

21 Ekim 2020

Sana Söylüyorum!

Özgür bir anlayışa sahip olmak ve insanları hürriyete davet etmek bizi gerçekten özgür
kılıyor mu? Özgürlük bizim dışımızda gerçekleşen bir şey mi? İnsan iyi ve kötü olmaya
kabiliyetli yaratılmıştır(91/8). İnsan iyi ve kötü düşünmeye de kabiliyetli yaratılmış.
Düşünmek ve olmak gerekli olduğu gibi ve düşündüğü gibi olmak da bir gerekliliktir. Çünkü
inandığı gibi yaşamaya muvaffak olamayanlar yaşadığı gibi inanmaya esir olmaktadır. Eylem
ve söylem arasındaki farklılık insanlarda melez bir kişiliğe sebep olmaktadır. Eylemdeki
şuursuzluk, birey ve toplum için tehlike ve terörizme sebep olurken; eylemsiz söylem,
teslimiyeti olmayan etkisiz bir temsiliyet çabasıdır. Etkisiz kılan teslimiyetin olmaması. Bu
durum da bizleri var eden ve akletmeyi bağışlayan, bizlere '' Ey iman edenler! Yapmadığınız
şeyleri neden söylüyorsunuz; yapmadığınız şeyleri söylemeniz Allah katında büyük bir
öfkeye gerekçe oldu."(61/2-3) yine başka bir ayette "Siz, insanlara iyiliği emrederken
kendinizi unutuyor musunuz?"(2/44) şeklinde ikaz etmektedir.
Temelde bu tutarsızlığın sebebi iradesizlik yani nefsin buyruğu altında kalmaktır.
Nefis kelime anlamı olarak benlik, ego, kendilik anlamlarına gelmektedir. Nefis Kuran’da
"…nefis, Rabbimin acıyıp koruması dışında, daima kötülüğü emreder…"(12/53), "Kendini
kınayan nefse yemin ederim."(75/2), "Ey itmi'nana eren nefis."(89/27) şeklinde farklı
sürelerde farklı mertebeleriyle ele alınmaktadır. En alt mertebesi nefs-i emmare (kötülüğü
emreden nefis), en üst mertebesi nefs-i kâmil (olgunluğa erişmiş nefis) olup yedi mertebeden
oluşmaktadır. Nefis sürekli haz peşindedir. Yer, zaman, koşul ve ahlaki olup olmadığını
gözetmeksizin doyurulmak ister. Bu sırada beyne dopamin salgılar. Nefsin arzusu karşılandığı
an tatmin olur. Nefsin arzusuna karşı koymamak ve ertelemeksizin doyurmak beynin dopamin
hacminin genişlemesine sebep olur. Bu durumda nefsin arzuları ve baskıları artacak, karşı
koymadıkça bağımlılıklara ve alışkanlıklara sebep olacaktır. Nefsi terbiye etmenin en iyi yolu
ona yoksunluk çektirip beyindeki dopamin seviyesini düşürmek ve nefsin haz almadığı şeyleri
(Allah emir ve yasaklarına göre davranmak) yapmaktır. İslam insanlar için seçilmiş en iyi
yaşam biçimidir. Hayatı ona göre şekillendirmek, ibadetleri hakkıyla eda etmek, yasaklardan
kaçınmak nefsi terbiye eder. Çünkü Kuran’da namaz ve sabır bir arada zikredilir. Zekâtta
aynı şekilde insanın dünyaya bağlanmasına engel olarak nefsi terbiye etmektedir. Hac ve
umre ibadeti bir süreliğine dünyalık işlerden bağları koparılarak Allah’a yönelme söz
konusudur. Tüm bunlarla beraber insanın azılı düşmanı şeytan insanı küfre saptırma
gayretinde insana en beklenmedik yerden bile yaklaşmaktadır. Bu yüzden sürekli bir teyakkuz
hali gerekmektedir. Sürekli teyakkuz halinde olmanın en iyi yolu ilimle meşgul olmaktır.
Çünkü "ilim önceden görüş sağlıyor, önceden görüşte hareketlerimizi hazırlıyor."(1).
Allah, Peygamber’e (s.a.v.) henüz peygamberlik gelmeden önce Hira da belli bir süre
uzlet hayatı yaşatarak zorlu göreve hazırlamış ve örnek nesli sahabe-i kiramı da zorlu göreve
hazırlarken gece namazı ile ve Mekke’de yaşanan zorlu süreç ile imtihan etmiştir.
Peygamberin vefatının hemen ardından çoğunlukla bu zorlu süreci yaşayanların imanlarında
sebatkar kaldığı görülmektedir. Yine Bakara Suresinde ilim verildikten sonra nefsinin
arzularına uyarak azgınlaşan Bel‘am b. Bâûrâ'nın kıssası anlatılmaktadır. Bu kıssadan
anlaşılan imanda sebat etmek için nefsin arzularına karşı koymak gerekir. Bilhassa İslami
mücadele veren davet gönüllülerinin bu meseleyi kendilerine dert edinmeleri gerekir. Çünkü
Beled Suresinde insanın meşakkatlere içinde yaratıldığını, sarp yokuşta olduğunu ve ancak bu
sarp yokuşu aşanların rıza-i ilahiye muvaffak olabileceği anlatılmaktadır. Zira iradesiz, heva
ve heveslerine tabi olan kişilerin davet çalışmaları toplum içinde itibarsızlaşmasına, camia

içinde fitnelere ve hareketin aksamasına, Allah nezdinde kınanmaya sebep olacaktır. Yine
tüzel kişiliklerinde(dernekler, stk’lar) bu konuda hassasiyet göstermeleri gerekir. Davet
çalışmalarına riya ve israfın karışması hedefin önüne taş koymaktadır. Çünkü "ihtişam ve ifrat
yoluyla meşruluk mücadelesi istikrarsızlık ve kırılganlık demektir."(2)
Nefsini terbiye etmek için "Bir süreliğine ruhsal âlemde terakki etmeyi düşünüyor,
fırsat bulunca bunu yapacağını söyleyerek kendini kandırıyorsun. Yanılıyorsun. Bugün küçük
bir kusurunu gidermezsen, yarın büyük bir kusura yuvarlanırsın. Bunu devam ettirirsen, asla
önünü alamayacağın alışkanlık çukuruna düşersin."(3). Bunun için de "Eğer inzivaya çekilme
isteği duyuyorsan, gayet mümkün ve basittir bu: insan dilediği zaman kendi içinde inzivaya
çekilebilir. Üstelik insan inzivaya çekilmek için kendi içinden, kendi ruhundan daha huzurlu,
daha sakin hiçbir yer bulamaz, özellikle kendinde inzivaya çekildiğinde ona huzur verecek
şeylere sahipse"(4).

Mahmut Gazi Özışık

KAYNAKÇA
1. Auguste Comte
2. Zygmunt Bauman, Yaşam Sanatı, s.37
3. Epiktetos, Düşünceler ve Sohbetler, s.84
4. Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, s.29

 

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x