Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

21 Ekim 2020

Şehr-i Ramazan

Emine ŞİKAK

Rahman Ve Rahim Olan Allah’ın adıyla…

Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. (Bakara Suresi 183)

11 Ayın Sultanı hoş geldi.  Ayette de geçtiği üzere oruç bizden öncekilere farz kılındığı gibi bize de farz kılındı. Geçmişten günümüze kültürleri incelediğimizde kültürün şekillenmesindeki başlıca unsurlardan biri din olmuştur. Bunu sadece İslamiyet’le sınırlandırmak doğru değildir. Eski Türk toplumlarından biri olan Uygurların Maniheizm dinine geçtikleri vakit et yemeyi bırakması bunun güzel bir örneği olacaktır. Gelelim İslamiyet’in hayatımızdaki yerine, daha doğrusu İslamiyet’in kültürümüzdeki etkisine. Ramazan ayının kültürümüzdeki yerine beraber bakalım. Bizler birliğe ve beraberliğe önem veren bir milletiz. Bu nedenle Ramazan Ayı bizde ayrıca güzel geçer. Birlik beraberlik kardeşlik ve paylaşma duyguları hat safhadadır bu ayda. Her ne kadar şu sıralar bu duyguları tam anlamıyla yaşayamasak da uzaktan uzağa bunları birbirimize yansıtabilmemiz de bunun göstergesidir. Bizler evet bu süreçte evdeyiz ama bu bizim Ramazanı iyi bir şekilde değerlendirmemize engel değil. Şu sıralar camilere gidemiyoruz diye ibadetlerimizi geri plana attığımız gerçeği de var. Acziyet duygusunun gözler önüne serildiği bu dönemde hala neyin peşindeyiz ki anlam veremiyorum.  Camilere gidemiyoruz ama şunu da düşünemiyoruz ‘Yeryüzü Mescit’ kılınmadı mı bize? Sonuçta İman varsa imkân da var bu hususta hiçbir bahanemiz yok. Sosyal izolasyon kurallarına uymamız bizi bu mübarek ayı değerlendirmekten geri koymamalı. En güzel şekilde değerlendirmeye bakacağız. Geçmişten geleceğe kültürümüz dedik. Peki bu ramazan ayı bizden önceki dönemlerde nasıl gerçekleşmekteydi?

Bizler şimdi ortaya çıkan bu hamurun mayasının evvel zaman içinde atıldığının bilincinde olan bir nesiliz. Osmanlı Devleti’ne ayrıca bir parantez açmak isterim. Üç kıtada hüküm süren bu devletin çatısı altında barınan farklı milletler hoşgörü politikasıyla 624 yıl yönetildi. Ramazan ayı Osmanlı Devleti’nde günümüzden farklı olarak geçerdi. Osmanlı’nın Ramazan geleneklerine baktığımızda Ramazan ayının gelişini anlamak için kadılar ayın doğuşunu takip ederek yüksek tepelere çıkarlardı ve Ramazan ayının gelişi bu şekilde anlaşılırdı. Dikkatimi çeken bir diğer şey de ‘diş kirası’ oldu. Zengin köşk veya konaklara davet edilen misafirlerin yanında durumu olmayanlar için de sofra kurulurdu. İftar sahipleri durumu olmayanlar için altın veya gümüş akçeleri keseler içinde hediye etmesine diş kirası denilmekteydi. Günümüzle kıyaslama işini size bırakıyorum. Gelelim bir başka güzel Ramazan geleneğine o da ‘zimem defteri ‘olacak. Ramazan ayında varlıklı insanlar bakkallardaki veresiye defterlerinde rastgele sayfaları açarak o sayfadaki kişilerin borçlarını gizlice kapatırlardı. Gizlice ibaresine dikkatinizi çekmek isterim. Şimdi günümüzde, bazı insanlar müstesna, diğer kısım da yaptığı yardımı sosyal medyada ortalığa yayıyor . Eskiler sağ elin verdiğini sol el görmesin demişler. Bu çağın insanı bunu çok yanlış anladı evet sağ elin verdiğini sol el görmüyor tüm dünya görüyor. Özümüzde böyle bir şey yoktur. Olmaması gerekir çünkü. Bu şekilde yapanların da en nihayetinde özüne rücu etmesi gerekmektedir. Sözlerim yanlış anlaşılmasın ben kişileri kastediyorum platformları değil. Onlar teşvik amacıyla bunu yapıyorlar ve birçok güzel şeye de vesile oluyorlar.

Çok sevdiğim bir Hadis-i şerif var sizinle paylaşmak isterim.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

“Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz! Geceleri nice namaz (teravih ve teheccüd) kılanlar vardır ki, namazlarından kendilerine kalan yalnız uykusuzluktur.” (İbn-i Mâce, Sıyâm, 21)

Bizler eğer bir ibadeti ya da Allah’ın hoşuna gidecek bir işi yaparken bunu Allah’ın istediği şekilde yapmazsak yarım kalırız. Misal sadakayı gösteriş için veriyorsak ya da oruç tutarken kötü konuşuyorsak bize kalan tek şeyin o ibadeti yaparken sevabından mahrum kalacağımız olduğunu çok zaman öncesinden Peygamber Efendimiz (s.a.v.) haberdar etmiştir. Gelelim ecdadımızın bir diğer Ramazan geleneğine.  Huzur dersleri. İsmini okurken bile içinizde bir ferahlık çöküyor öyle değil mi? Bu huzur dersleri dediğimiz şey Ramazan ayının ilk 10 günü büyük âlimlerin iştiraki ile yapılırdı. Ayet tefsirleriyle ilerleyen bu eğitim özel yönergelerle hayata geçirilirdi. Diğer bir husus da Ramazan eğlencelerinden başka bir şey olamazdı.  Osmanlı döneminde Ramazan ayı bir festival havasında geçerdi. Sahur vaktine kadar Karagöz-Hacivat, meddah gösterisi, ortaoyunu gibi çok sayıda eğlence peş peşe planlanır ve kalabalık gruplar halinde eğlenilirdi. İşte biz buralardan bugünlere geldik.

Evlerimizde kaldığımız bu süreci olumsuz olarak değerlendirmemeliyiz. Aksine evlerimizin sığınak olduğu bu dönemde camilerde olamasakta ailelerimizin de cemaat olduğunu bilerek mescide dönüştürmeliyiz evlerimizi. Dualarımızı semaya en yakınlarımızla göndererek gönül buluşmalarının huzuruyla geçirmeliyiz her günümüzü. Evet günler bir şekilde geçer gider. Önemli olan o günü maneviyatına uygun olarak dolu dolu geçirmektir. Ramazanın bu sürece şifa olması dualarımla..

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla