Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

12 Eylül 2020

Şehrin Işıkları

Işıkla başlar bizim hikâyemiz. Işıklarla doğarız ve ilk ışığa merhaba deriz. Fikirlerimizin alevlerini onunla yakar, onunla aydınlanırız. Kitleler, fikirler, düşünceler onunla hareketlenir; Kutsalların ilk hecelerine eşlik eder: ‘’Tanrı ‘ışık olsun’ diye buyurdu, Işık oldu.’’ ‘’Işık karanlıkta parlar, Karanlık onu alt edemedi’’ alt edemezdi de. Etmedi de hiçbir zaman… Işık insana yol gösterdi, Yaratan bize onu rehber yaptı yardımcı kıldı, böyle başladı ışığın insanla dansı sonra yuvalarımıza misafir ettik; çatısız yuvalarımızın bile misafiri oydu hep, aslında misafirliğin ötesinde ev sahibiydi. Dilimizi şekillendirdi, sözcüklerimizde konuşmalarımızda yer buldu. Ona farklı isimler verdik bununla kalmayıp kutsadık, ismi, kaynağı ne olursa olsun nereden gelirse gelsin amacını görevini hiç unutmadı bize hizmet etti, karanlığın karşısında oldu… Bazen de karanlığımıza ışık olup, aydınlık oldu.

Şehirlerimize, meskenlerimize, mütemmim bir cüz olmuş, bir şehri baştan aşağı süsleyen yıldızlar gibi iç içe geçmiş, bazen şehrin gözlerinden istemsizce akan, bazen ışıl ışıl şehrin gözlerinde parlayan, bazen de hikâyelerin başkahramanı olan serüven tadında hayat hikâyelerinin şahidi oldu. Her sokak lambası altında ayrı bir yaşanmışlıkla var etti kendini. Evlerde insan hikâyelerinin aydınlatıcısı oldu bir yerde. Her huzmesi yuvaları var eden insan hallerinin -hüzünlerinin, mutluluklarının amansız kahkahaların, emekçi bir babanın iş dönüşü çocuğuna hasretle sarılışındaki sıcaklığın, bir annenin sofrayı kuruşundaki samimiyetin, çocukların birbiri ile oynarkenki kardeşliğin ve birliğin, karlı bir akşam evine girdiğinde burnuna gelen iştah açıcı yemek kokusunun, cayır cayır yanan soba sıcaklığının iliklerine işleyişinin ve arkasından gelen mayışmışlık hallerinin, soba üzerine konulan portakal kabuklarının kokusunu içine çekerkenki aidiyet ve yuva olma duygusunun- şahidi oldu. Bir yandan da çocukluğumuzu anlamlı kılan anılar şeridi haline geldi. Işığın kıymetinin bilindiği zamanlarda kardeşlerin bir döşek üzerinde yan yana yatarken sessizliğin ihtişamını bölmeden oynanan oyunların, içine gülmelerin, gözlerini uykuya kapatmadan rüyalar görmelerinin adı oldu ışık. Gaz lambası karşısında oynan gölge oyunlarının en masum haliydi belki de… Bazen korku filmi tadında bazen komedi kıvamında masumiyetin ve saflığın yani çocukluğun ve çocuksuluğun sembolü oldu ışık. Hangi yaşta olursan ol aklına geldiğinde uyumadan önce dudağında hafif bir tebessüm bırakan anıların toplamıydı ışık… Ve lambalar kapatıldığında şehrinden sokağına, sokağından da odana yansıyan tek uyku arkadaşındı ışık.

Ve insan şehrin ışıklarına her dalışında başından beri onun hayatına kattığı o anları anımsamadan geçmeyi vefasızlık sayar. Bir gün fırsatınız olursa ılıkça esen rüzgârlı bir havada şehir ışıklarını bütünüyle görebileceğiniz bir tepeye çıkılmalı, şehri var eden renklerin birbirleriyle girdiği o hengâmeye şahit olunmalı. Işıklar içine saklanmış beşeri manzarayı fark etmeli. Rüzgâr ruhunu hafifçe üşütmeye başladığında üzerine seni sıcak tutacak bir battaniye ve şehrin samimi hikâyelerine eşlik edecek sıcak bir kahve ile yeniden ışıkla olan anılara dalmalı ve iç dünyana yeniden misafir olmalı… İnsan, her gece kendisine eşlik eden ışığa karşı vefalı olmalı…

 

Ahmet Tunçdemir

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla