Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

5 Aralık 2020

Sen Siz

Her sabah soruyorum bu soruyu kendime ,”Yeni bir dünya mümkün mü, yeni bir dünya düzeni?” İnsanlar birbirleriyle konuşmaya başladığında hep egolarını  daha da olmadı nefislerini ortaya sürerek konuşuyorlar. Akabinde hızlıca afetler, felaketler bir bir sıraya geçiyor. Ben ben ben hep ben daima ben; ben beğenmiyorum, ben biliyorum evet en iyisi hep iyisi. Doğru, en doğru, hep doğru haklı, daima haklı. Evet, bu şekilde konuşmalar yaparken görmediğimiz bir düğmeye basıyoruz. Ben ile birlikte duymamızı sağlayan kulaklarımızın kapatma düğmesine basıyoruz ve akabinde yavaş yavaş felakete koşmaya başlıyoruz. Gelen uyarıları, ikazları görmeden, duymadan canhıraş bir şekilde koşmaya devam ediyoruz. Ben ben ben diye diye…

Yeni bir dünya, bu iş o kadar abartılmaya başlandı ki! Bir aralar insan insanı beğenmiyordu. Köleler duymayı bırakıp kulaklarını açmayı unuttuğundan beri yaratıcıyı da beğenmemeye başladı birileri; hatta bu işi o kadar büyüttüler ki, o bilmiyor yanlış yaptı biz hatalarını yanlışlarını gördük ve hatta daha iyisini yaparız üretiriz, demeye başladılar. Şimdilerde bu şarkıyı hep bir ağızdan tüm dünyaya söyletmeye çabalıyorlar. Neymiş yoktan var eden, emsali yokken benzeri yokken var eden bu işi bilmiyormuş. Bu kadar da yazmışsın, zamanımızdan aldın. Bunu mu yazacaktın dediniz. Evet, bunu yazacaktım. Ürettiği robotun, bize sundukları milyonluk otomobillerin ismini vermekte acze düşen birileri eşsiz olan varlığa meydan okuyor. Bu fütursuz, şuursuz meydan okumaya tüm insanlığı ve canlıları davet ediyorlar. Öyle ya bu akşam olmadı yarın sabah başına ne iş geleceği bilmeyen bir varlık olduğunu unutup gücünün, aklının yetmeyeceği müthiş ve harikulade idare sahibine kafa tutuyor. Şaşırtıcı olan ise farklı algı, farklı dünyalarda olan hatta zıt kutuplarda olan insanlar da aynı şarkıyı söylemeye başlıyor. Neşeli bir şekilde mini minik bir virüs, yepyeni hastalık piyasaya çıktı. Şimdilerde tüm dünya sabah akşam korona ile ölümlerin sayısını, tedbirlerini konuşuyor. Benim, sizin hatta tüm dünyanın tek bakıp gördüğü “bu hastalık bizi öldürür mü? Beni yakalarsa bende ölür müyüm?” Sorusu oluyor. Ölüm korkusu herkesi sardı. İnsanları hastalıktan daha çok korkutan tek şey ölüm. Şimdilik öldükten sonra ne olur ne biter diye tartışan görmedim, duymadım, bilmiyorum. Muhakkak konuşan anlatan vardır olmalıdır. Ya yoksa demeyeyim.

En çok konuşulan konu; aşı bulunmalı, üretilmeli, herkes bir şeklide bu aşıyı olmalı, olmayanlar utandırılmalı, mecbur bırakılmalı, herkes aşı olmalıdır. Aşı olmayanların bizi hastalandırmak gibi bir hakkı olamaz, olmamalı! Otobüse binmemeli! Uçağa alınmamalı! Oturduğumuz sitenin kapısı ona kapalı olmalı! Peki, anladık, ya sonra…

 

Evet, en kirli olan şey para idi hatta kâğıt para derken gülenler şimdi şöyle diyorlar ,”Kâğıt para kirli ve hastalık yayıyor”. Hııım bir dakika düşünmeliyiz. Değişim aracı olan para ne zaman kirlendi? Yoksa hep kirli miydi?

 

Zamanı geldi şöyle yapalım kâğıt parayı ortadan kaldıralım. Böylece hastalık kalmaz ve tabii ki salgın da uzay boşluğuna uçar diğer insanlara da bulaşmaz. Sorun ortadan kalkar biz de dokunmadığımız, görmediğimiz, bilmediğimiz nereden gelip nereye gittiğini anlamadığımız bir takas imkânına kavuşuruz. Böylece kölelik zincirinin en klâs olanına görünmez, kırılmaz ve kurtulunamaz olanına sahip oluruz. Aylar geçer yıllar geçer sonra birileri özgürlüğün “Ö” harfini gördüğü için mutlu olur. Hayaller kurar şanslı ise şiirler yazar, büyük bir iştiyak ve özlemle özgürlüğü yâd eder. Yeni bir dünya hayırlı olsun iyi çalışmalar. Öngörüler komplo teorisi olarak kayıtlara geçer, üç beş vakit sonra bu amcalar kâhin olurlar böyle anılırlar. Ve zamanı gelip insanların karşısına dikildiğinde. Kaçınılmaz sonuç. Çok zaman önce söylenen sözler insanları kölelikten kurtarmaya yetmez.

 

Sistem uzun zamandır hata veriyor. Arada bir çöküyor sonra canhıraş bir şekilde kâğıttan dev kuleler yapılıp tekrar çalışmaya başlıyor. Renkli ve fotoğraflı deste deste kuleler, onlar da sistemi çalıştırmaya yetmiyor. Sonra yine arıza. Sistem yeni bir yol arıyor kuytularda akıp gitmek, giderken de görünmemek, sessiz ve derinden… Bu mecrada efendileri kölelerini kaybetmek istemiyorlar ve yüz göz de olmakta istemiyorlar. Kölelerinden tiksiniyorlar öyle ki ölesiye öldüresiye nefret ediyorlar. Bir kötü yanı da köleler olmadan hayatta anlamsızlaşıyor.  Olsalar olmaz e olmasalar da olmuyor. Çok yaman çelişki bu.  Köleler olmalı mı? Olmamalı mı? Yılları alan bu zor sorunun cevabını ha buldu ha bulacaklar. Derken yüksek oktavdan, “Evraka! Evraka! Evraka! Çözüm bu olmalı! Hııım o zaman kontrol edilebilir köleler olmalı vazgeçilebilmesi istenildiği de hemen vazgeçilebilecek ölümlü köleler. Tüm köleler bir tuş kadar yakın olmalı efendilerine ve sonra…”

 

Bu ücretli prangalılar üzerlerinde daimi bulunan görünmez hissedilmez dokunulmaz evet sadece efendilerine ait bir iz bir nişan taşımalı; kumanda edilebilen kontrol edilebilen bir nişan. Tek tuş, tek tık sonuç. Sonucu belli, yazmaya gerek var mı?

 

 

                                                                                                                                   ÖMER DÜVEN

 

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla