Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

21 Ekim 2020

Sezai Karakoç’un “Balkon” Şiirinde Modern Mimarinin Eleştirisi ve Mekân Algısı Üzerine Bir Değerlendirme

Balkon Şiiri

Çocuk düşerse ölür çünkü balkon

Ölümün cesur körfezidir evlerde

Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların

Anneler anneler elleri balkonların demirinde

İçimde ve evlerde balkon

Bir tabut kadar yer tutar

Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen

Şezlongunuza uzanır ölü

Gelecek zamanlarda

Ölüleri balkonlara gömecekler

İnsan rahat etmeyecek

Öldükten sonra da

Bana sormayın böyle nereye

Koşa koşa gidiyorum

Alnından öpmeye gidiyorum

Evleri balkonsuz yapan mimarların

Sezai Karakoç

Mekân, insanın içinde var olduğu ve kendini bir bütün olarak kurup varlığını idame ettirdiği bir zemindir. ‘Hiç şüphesiz bir fenomen olarak mekan, coğrafik, sosyolojik, siyasî, psikolojik açılardan ele alınabilecek bir niteliğe sahiptir. Bu ele alışların hepsi bir uzay ve zaman ilgisi üzerinden insanla ilişkilendirilmek durumundadır. Zira mekândan bahsettiğimiz her yerde, bir sınır çizme ve bu yönüyle de iç-dış diyalektiği söz konusudur. (Banu Özcan)

Heidegger, kısaca “varoluş” olarak söylenegelen “dasien” ile mekansallığı ele aldığı “Varlık ve Zaman’ın üçüncü bölümünde, varoluşsal anlamda insan ve mekanı birbirinden ayrı düşünmez. Ona göre insanı bütün yönleriyle kuşatan varoluş mekânı, insanın varlık zeminindeki anlamı ve simgesidir. Mekân, uygarlıkların ve medeniyetlerin kendilerini ifade ettiği yapılardır. Milletlerin inançlarının, metafizik düşüncelerinin, kültür ve geleneklerinin yansıma merkezleridir. Karakoç’ ta bir kentin görünür yüzü olan fiziksel yapısının o kentin asıl kimliğini oluşturmadığı, kenti var eden şeyin fikir ve inanç olduğu düşüncesindedir.

Sezai Karakoç’un bu şiiri de modern kentin oluşturduğu mekânlara dair bir eleştiri ve başkaldırının bir numunesi olarak ilk etapta kendisini temayüz ettiriyor.

Öncelikle Karakoç, şiirinin isminden de anlaşılacağı üzere “balkon” imgesini aslında sadece mimari yapıların bir uzantısını teşkil eden basit bir yapı olarak almayıp “balkon” imgesiyle modern kentin mimari yapısının bileşenleri olan bütün modern mimariyi eleştirmekte ve onun insan üzerindeki olumsuz durumlarını gözler önüne sermektedir.

Bu minvalde Ali Yıldız’ın Karakoç’tan hareketle yazdıkları dikkat çekicidir. Ali Yıldız, Sezai Karakoç’un modern kente ait öne çıkardığı ilk husus, bu mısralarda görülen ‘metafizik ürperti’ den yoksun oluş ve bunun neticesinde bir medeniyet tasavvuru etrafında şekillenmeyiştir. ‘Ruhun kaybı ve ölüm’ şeklinde düşünülen bu hali şair, kentin mekânları üzerinden de anlatır. Bu noktada onun modern kente ait şiirine konu ettiği unsurlardan biri balkondur. Sezai Karakoç’un en bilinen şiirlerinden biri olacak kadar önemsenen ‘Balkon’, ‘balkon’ imajı etrafında modern kente bir reddiyedir.

Balkon, modern kentin getirdiği apartmana ait bir unsurdur. Şair, bir çocuğun ölümüne sebep olan bu modern yapıları imgeleminin gücüyle eleştiriyor ve ölüm sorumluluğunu da bu yapılara yüklüyor.

Karakoç’ un tikel bir bilgi olan “balkon” imgesinden tümel bir bilgi olan modern kent mimarisinin tümünü sadece bir “balkon” imgesi ile eleştirebilme gücünü de gösterdiği söylenebilir.

Şairde mekân algısı, zihniyet ve estetik olarak Doğu medeniyeti, özelde İslam medeniyetine dayanan bir arka planı var. Karakoç, modern kentlerin hayatımıza girmesi ile insanı değişim ve dönüşüme uğratan bir yozlaştırıcı gücün ruhun üzerinde bir tahakküme başladığını ve insanı benliğinden koparıp soğuk bir nesne haline getirdiğini mısralarında dile getiriyor.

Bu durum Turgut Cansever’in mimari-mekân-insan üçgenindeki şu sözlerinde beliriyor:”… İnsan hayatının biçimi ile insanın vücuda getirdiği mimari çerçevenin biçim özellikleri ve insanın tabii-ruhi âlemi ile terbiye edilip biçimlendirilmiş psişik alemine ait biçim özellikleri ayrılmaz şekilde birbirlerine bağlıdır. Ruhi âlemi ise insanın inanç aleminin, varlık tasavvurunun, değerler hiyerarşisinin yapısına göre şekillendirilir.

Nitekim bu mekânların ruhu meselesi minvalinde Sezai Karakoç şunları yazar: “Her şehrin bir ruhu vardır. Ve bunu, en çok, dış yapılar, sokaklar ve parklardan çok ‘insan’ oluşturmaktadır. Büyük insanların, insanlığın gerçek, doğru, iyi ve güzel adına ortaya koyduklarından doğan kurumlar, şehrin ruhunu yaşatırlar. Karakoç böyle bir ifade ile şehirlerin bir ruhunun olması gerektiğini ve merkezde de insanın özne olması gerektiğini ifade ediyor. Ona göre kentlerin işi, ebedilikle uğraşmaktır ve bu yönde bir metafizik oluşturmaktır. Ya da oluşmuş ve oluşmakta olan ebedilik• metafiziğini yansıtmak(tır.)”

“Şehir, medine, site veya kent, hangi kelimeyle ifade edersek edelim, bir medeniyetin canlı ve toplu sergisi demek olan eser, her şeyden önce bir ruhun ifadesi olmaktadır.”

Karakoç, modern kentlerin nasıl ruhtan yoksun olduklarını ve bu ruhsuzluklarını da insanın üzerinde; insanın ruhsuzlaştırılması ekseninde kendisini ifade ediyor.  ‘Şehir’; kimliğini ve ruhunu kaybetmesi durumunda ise ‘kent’ olarak söz eder. Karakoç, modern kenti ‘ölü şehir’ diye niteler. Ona göre, modern kentin ruhu alınmıştır ve bu yönüyle ‘kentin değişimi’, şehrin ölümüdür.

Karakoç, temelde modern kentlerin geleneğimizde var olan ruhtan yoksunlaştırıldıkları ve bağlamlarından koparıldıkları düşüncesi üzerinde bir eleştiri ortaya koyuyor. Balkon şiiri de bir taraftan modern kentin bir eleştirisi olarak okunabilir

Geleneksel kültürümüze baktığımızda mekân üzerinde insan kurucu unsur olup mekânı inşa eden bir konumda iken modern kentler ile birlikte insanın kurucu ve özne konumu elinden alınıp nesne konumuna düşürüldü.

Geleneksel kültürümüzde mimari yapılarımız inşa edilirken bu mekânların insan üzerindeki etkileri hesap edilirdi. Çünkü insanın ve mekânın birbirleri üzerindeki etkileri olduğu ve karşılıklı olarak birbirlerini kurdukları bilindiği için insan fıtratına aykırı olmayan yapılar inşa ediyorlardı. Evler, insanların tabiata ulaşmasını, içinde yaşama imkânı ve ondan haberdar olma durumunu kolaylaştıracak tarzda inşa ediliyorlardı.

Bu durum Bachelard’ da şöyle ifadesini buluyor: “Bu evler artık doğanın içinde değildir. Konutla mekân arasındaki oranlar yapaylaşmıştır. Bu konutlarda her şey makinedir ve içtenlikli yaşam bu konutların her yanından kaçıp gitmektedir… Ev, ayrıca, evrende yaşanan dramların artık farkında değildir.” Ayrıca ev, Peire Nora’nın “Süreklilik duygusunun kökü mekândadır.” sözünün tecessüm bulmuş haliydi.

Modern yapılarda geleneğin aksine bir anlayış hakim durumda. İnsanı boğan ve insanı kendi tahakkümü altına alıp ezen bir anlayış olduğu için Karakoç, buna bir eleştiri de bulunup geleneksel mimari yapılarımızdaki ruha, insanı boğmayan ve hapsetmeyen mekânlara özlemini ifade ediyor. Bunu yaparken, sadece kente dair bir eleştiri söz konusu değil; aynı zamanda bu kentlerin kurucuları olan mimarlara da bir eleştirisi var.

Bana sormayın böyle nereye/ Koşa koşa gidiyorum /Alnından öpmeye gidiyorum/ Evleri balkonsuz yapan mimarların” diyerek mücadeleden vazgeçmediğini ve bu mısralarda da mimarlara olan umudunu da henüz kaybetmediğini gösteriyor.

Bu vazgeçmeyiş ve hala “evleri balkonsuz” yapacak olan mimarlara dair umudu, aslında bir taraftan da Karakoç’un hayat felsefesinin özü ve menbaı olan,”DİRİLİŞ” mefhumunu da bizlere hatırlatıyor olması dikkat çekicidir. Balkon şiirinin verdiği mesaj Sezai Karakoç’un şiir anlayışını da temsil ediyor. Kendisi de “Sanat tutumum, genel dünya görüşümün bir bölümünden başka bir şey değildir.” diyor.

Ele aldığımız bu şiirde modern kent mimarisinin eleştirisi Karakoç’ta “ balkon” sembolü üzerinden temsil edildiğini söyleyebiliriz. Nitekim Karakoç, “ balkon “ sembolüyle sadece tikel bir bilgi alanı olan apartmanın ve evlerin küçük bir uzvunu teşkil eden bir yapı üzerinden bütün bir kent mimarisini ve batılı mimariyi eleştiriyor.

Şair de mekânın insan üzerindeki kurucu ve şekillendirici etkisini bildiği için ve kurucu unsurun artık insan olmadığının da farkında olduğundan dolayı modern kente dair olumsuz bir tavır takınıyor. Ve alternatif mekân olarak da ‘Diriliş Sitesi’ mefhumunu ortaya koyuyor.

Diriliş Neslinin Amentüsü’nde şair kendini ve ‘diriliş erlerini’ ‘Erdem/Diriliş sitesinin işçisi’ olarak tanımlar. Bu çerçevede kendine ‘iş’ olarak ise ‘kapitalist ve komünist siteler gibi zulüm sitelerini yıkma’ görevini seçer. Kendine ve ‘diriliş erlerine’ hedef olarak da ‘mü’min kentler’ kurmayı gösterir: ‘Kentler, her yönüyle mü’min hale gelmelidir elimde… Ben, iman haykıran, sessizliğinde iman çınlayan şehirlerin mimarı olmalıyım. Müslüman olmak bana bu görevi yüklüyor. İnsan-kent-anlam-tarih dörtlüsü siteyi ortaya koyan veya ayakta tutan dört sütun birleşimi.

Barış Ünger

5 1 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla