Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

14 Eylül 2020

Siz Bilirsiniz!

Biz bildik bugüne kadar yaşamayı, açan gülleri koklamayı, karda çay demlemeyi, tütün ekmeyi, üzerine mısra-lar dökmeyi iyi bildik…

Kekik kokulu dağlarda gezmeyi, kan kırmızı yediverenleri izlemeyi, buğday tarlalarında alın teri silmeyi iyi bil-dik… Tütün dumanında derin derin düşünmeyi, uçan arıları seyretmeyi, iyi bildik değil mi?…Güzeldi herşey.

Piknik alanlarında mangal kömürünün kokusunu içimize çekmeyi, bir yandan manzara izlemeyi bir yandan soğan doğramayı iyi bildik. Keyfimiz yerindeydi yanan semaverin yanında hüzünlü türküler dinlemeyi, şair gibi bakarken şu acılı ölümlü dünyaya bir şeyi unutmuştuk.

İnsanlık…

Komşu hakkını unutmuştuk mesela…Ne güzeldi değil mi şimdiye kadar? Unutmuşuz salavatı, unutmuşuz namazı, unutmuşuz sorumluluklarımızı…Unutmuşuz ümit etmeyi, unutmuşuz rızkı kimin verdiğini, unutmuşuz namusu, namuslu sevmeyi…

Düşündünüz mü hiç yargıladığınız, dalga geçtiğiniz insanların yaşadıklarını, neler çektiğini… Uzaktan yargılamak kolaydı tabi kolayı severiz biz çünkü… Alın teri dökmemeyi severiz biz… Aklımıza geldi mi hiç Yusuf suresi?Hani o ümidi, dehşet verici anlatan ayeti… “Allah’tan ancak kafirler ümitlerini keserler.”

İyi bildik değil mi? Yaptığımız her şey sevaptı, her şey güzel, her şey eğlenceli… İyi bildik “kıyametin kopacağını-da bilseniz elinizdeki fidanı dikin” hadis-i şerife rağmen ağaçlara zarar vermeyi…

Yargılamayı iyi bildik değil mi? Irkçılığı çok iyi bildik hem de! Hani şu “amca vallahi üç gündür açım yiyecek bir şeyiniz var mı” diyen çocuğun ırkına küfretmeyi iyi bildik! Halep’ten çıkamayan şeker hastası, bir haftadır aç olan yaşlı amcanın haykırışlarını gördük değil mi? Ama biz beş çayımızı yudumluyorduk o sıralar.

Bir yandan niye savaşmıyorsunuz, bir yandan kaçsanıza, bir yandan ülkemize gelmeyin dedik, gelenlere de ne-den çok çocuk yapıyorsunuz dedik…Ülkemize geldikleri için bebeklerine bile karışır olduk… İş vermedik, komşuluk yapmadık, huzur vermedik!

Bu Suriyeli, bu Iraklı, bu Yemenli, bu Türkmen, bu Kürt dedik! Onlar ise hiçbir zaman bunlar Osmanlıdır demedi! Dedelerimizdir babamızdır dedi… Hatırlasanıza çocuktuk, yüksekten düşmüştük, babamız koşarak geldi yanımıza sanki kendi düşmüşçesine acı çekiyordu karşımızda… Bizimki gibi kolumuz dizimiz değil yüreği ağrıyordu… Birde bizi babası gören Ümmet-i Muhammed’in feryadına verdiğimiz ateşten gömleği hatırlayın…

Kâbe’miz kapalı… Camilerimiz kapalı… Tıpkı bizim onları ülkemizde, vatanımızda, evimizde, mahallemizde istemediğimiz gibi Allah da bizi evinde istemiyor galiba!

Yaptığımız her şey güzeldi… Her günahımız eğlenceliydi… Siyasi meseleler yüzünden birlik olmayı unuttuk…

Doğu ve batı kelimeleri girdi dilimize bir leke gibi…

Unuttuk Kutü’l-Amare’yi unuttuk, Hicaz’ı unuttuk, Kafkasya’yı unuttuk, Çanakkale’yi, unuttuk binlerce kefensiz yatanı…

Kirlettik doğamızı, kirlettik nefsimizi… Yirmidört saat oturup beş dakika düşünemedik… Veryansın güzeldi…

Bana dokunmayan yılan bin yaşasındı… Ya cebimizi düşündük ya zevkimizi…

Hep iyi bildik değil mi? Artık siz bilirsiniz…

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla