Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

18 Temmuz 2021

Sürgülenmiş Baharı Yukarı Kaydırıp Alabilirsiniz

Arthur Rimabud’u okusaydı ona dua edecekti. Bu cümleler Rimbaud’un ‘bir ceset olsaydın ancak bu kadar öldürebilirlerdi seni’ dizesine karşılık bir ceset olmayan Ertuğrul dayıya ithaf edilmiştir.

Ertuğrul Dayı siyah şalvarı ve deri tütün tabakasıyla Semaver Çay evinde bir tabureye oturur ve bize -çay ocağı halkına- dertlerinden bahsederdi. Tek şahsi derdi oğlunun hayat serüveninde savrulmasıydı. Oğlu işe girsin isterdi, oğlu nezarete girerdi. Oğlu evlensin isterdi, namaz kılsın isterdi, dil öğrensin isterdi. Arkadaşları düzgün insanlar olsaydı, tüm bunlar için sadece dua beklerdi. Ertuğrul Dayı bir süper kahramandı, dua onun asla delinmez zırhı, umut ise süper yeteneğiydi. Bu şahsi derdin dışında Ertuğrul Dayı’nın dertleri insanın yaşadığı problemler üzerineydi. Thomas Hobbes’un toplum sözleşmesinden İbn-i Haldun’un coğrafya sınırlarına kadar her dert onun için duaya muhtaçtı. Bu nedenle hepimize çay ısmarlar, derdimizi dinler ve dertlerini paylaşırdı. Sokak çocukları ve dilenciler Ertuğrul Dayı’nın favori müşterileriydi. Dilencilerin duygusunu sömürmesine izin verirdi, bunun için ona kızanlara kimin neye muhtaç olduğunu kim bilebilir der, nerde bir dilenci görse yemek ısmarlamak için uğraşırdı. Ertuğrul Dayı instagramı olmayan ortamların fenomeniydi. Şehrin insanı değildi, neler olup bittiğini anladığı ayetler vardı. Henri Lefebvre’nin ‘kapitalizm şehirde başlar’ tespitine savaş açmıştı. Dünyadaki tüm mazlumların dertlerinin toplamı Ertuğrul Dayı’nın gittiği çay ocağındaydı.

 Bir gün ona 

‘‘biliyorsun zalimin dediği olur ortadoğu’da

dur küfretme. zalimler de Allah’a dahil!

.

.

yalnız kalan bir zalim Allah’ı düşünürdü

dur gevşeme. zulüm, Allah’tan hariç!’’

Ah Muhsin Ünlü’den bu dizeleri okuduğumda çok heyecanlanmıştı. Postacı çantasından bir siyah not defteri çıkardı. En baştan belki on defa bana tekrar o dizeleri okuttu ve büyük bir el yazısıyla not aldı. Sonra benden hemen bir yabancı dil öğrenmemi istedi. Böyle cümlelere merakın varsa o dillerde ne cümleler vardır kim bilir dedi. 

 

Ertuğrul Dayı bir devrimciydi, bu yüzyıla fazlaydı. Tütünden sakalları sararmıştı. Bu yüzyıl ona fazlaydı. Demokrasiye inanmazdı, Sokrates’in gemi örneğini verir ve işi ehline verin ayetini zikrederdi. Platon’a Eflatun derdi ve hakikatin duada olduğunu söylerdi; Eflatun’a da dua ederdi.

Ben şehrin tepesinde bulunan evimizde yalnız başıma otururken bir mesaj geldi. Ertuğrul Dayıyla birlikte ilk defa, yaşadığına şahit olduğum bir yakınımın öldüğünü öğrendim. Bize öldükten sonra ne olacağını, ölmeden önce ne yapmamız gerektiğini yani devrimi, hep anlatmıştı fakat ölümü, öncenin ve sonranın tam ortasını, anlatmamıştı. Bunu bize ölerek öğretti. Ben ağladım. Cenazesi çok kalabalıktı, oğlu ağladı. İlk defa bir mezara bir kürek toprak attım, arkadaşlar ağladı. Sonra yaşlı sakallı abiler ağladı. Bir ağabey bağırarak Ertuğrul Dayımın Sahil çay evi kapandığında öldüğünü iddia etti. İstanbul Pasajının girişindeki Boğaziçi çay evinden devlet kurumlarından emekli olmuş abiler de ağladı. 

Vefat etmeden birkaç gün önce ‘İnsanları tanıyarak doğru yolu bulamazsınız, halkı tanıyın doğru yolu bulursunuz.’ Demiş derin bir öksürüğün ardından, şahit olmanın öneminden bahsetmiştir. 

‘‘

Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum 

bahar da sürgülenir içime katranlar da 

hem koşarak yarattığım sevgiler vardır

hem körlenmiş sevgilerin acısıyla koştururum

    ’’ 

İsmet Özel’in Aynı Adam’ı senden birkaç cümle, senin namludan bakışların…

 

Harun FIRAT

 

2 1 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
1 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
1
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla