Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

7 Aralık 2020

Tarih Işığında Okçuluk

Değerli okurlar, bu yazımızda sizlerle birlikte okçuluk fiilinin insanlık tarihi açısından önemini inceleyeceğiz…

İnsan fiziksel yapısı nedeniyle hayatta kalmak için hep sıkı bir mücadele içinde oldu.

Tabi en büyük mücadelesi doğaya karşı değildi, barınabilmek, düşmanlarından korunabilmek ve beslenebilmek için çeşitli araçlar geliştirmek zorunda kaldı ve şüphesiz bu araçlardan en önemlisi, kaderini tamamen değiştiren ok ve yaydı. Ok ve yay insanları önce kendinden çok daha hızlı hayvanları avlama şansı daha sonra ise gruplar halinde uzaktan savaşabilme yetisi kazandırdı. Bu silahın gücünü fark eden birçok medeniyet varlığını sürdürebilmek için onu kusursuz hale getirme yarışına girdi. Ancak ok ve yay bozkırların güçlü savaşçıları, Türklerin elinde en mükemmel haline ulaştı.

İnsanlık yakınına yaklaşamadığı hayvanları avlamak için bu ileriye fırlatabileceği menzilli bir silah ihtiyacını her zaman hissetmişti ve yayın icadına kadar bu boşluk mızrakla dolduruldu. Şüphesiz Ok ve yay insanlığın, ateşten sonraki en büyük buluşudur. İspanya’nın Levante bölgesinde mağaralarda bulunan resimlerin yapıldığı dönemlerde askeri okçuluğun başladığını söyleyebiliriz, bu da bizi Milattan önce 18 binli yıllara götürüyor. Ama elimizdeki en eski yay ve ok, Danimarka’da bulunan 8500 yaşındaki holmegaard yayıdır.

Peki elimize ulaşan bu ilk yayların özellikleri neydi? Şimdi inceleyelim. Dünya tarihindeki ilk yayların matematiği çok basitti esnek bir ağaç parçasını yontup bir iple birleştirirlerdi. Yay için genellikle meşe ağacını tercih ederlerdi çünkü işlemesi çok kolaydı buna karşılık çok sağlam ve en önemlisi esnek olması idi. O dönemde kullanılan kesici aletlerin bu kadar gelişmediğini düşünürsek, böyle bir ağacı tercih etmeleri çok mantıklıydı. Tercih edilen ağaç bölgeden bölgeye değişiklik gösterse de hepsinin seçilme sebepleri aynıydı, sağlamlık, esneklik ve kolay işlenebilir olması.

İnsanların büyük pençeleri ya da sivri dişleri yoktur ama bu eksikliklerini kapatabilecek hayal güçleri vardı. Yay ile ilk avını avlayan insanlar büyük ihtimalle şöyle düşünürler; neden bu etkili silahı düşmanların üzerinde de kullanmayalım ki? İşte bu düşünce, dünya savaş tarihini kökünden değiştirecekti. Ok ile Yay, medeniyetlerin doğuşunda ve çökmesinde çok önemli bir faktör halini alacaktı.

Yayın gelişimi tabii ki uzun tecrübeler sonunda yaşanacaktı ilk yapılması gereken şey ise sahip oldukları basit yayın hızını ve menzilini artırmaktı. Yay, kas kuvveti ile bükülürken üzerinde enerji toplayan ilk buluştu, okçu gerdiği yayı serbest bıraktığında, biriken enerjinin salınımıyla ok büyük bir hızla ilerler. Yani yay, ne kadar gerilirse okta o kadar uzağa gidecekti, buradaki en önemli detay yay gövdesinin maksimum gerilime dayanıklı olmasıdır. İnsanlar, yaklaşık 7 kilogramlık bir kuvvete dayanabilen basit yayların etkili menzilini artırmak için boylarını uzatmaya başladılar. Bu sayede üzerinde daha fazla enerji birikmesini sağladılar ancak daha güçlü bir silaha sahip olmak istiyorlarsa yeni bir teknolojik devrime ihtiyaçları vardı. Basit yaylar için ulaşılabilecek maksimum teknoloji buydu ama artık yaylar bir insan boyuna ulaşmıştı ve daha uzun yaylar üretmek kullanışsız bir silaha sahip olmak anlamına geliyordu. Yani dönemin mühendislerinin yeni bir fikre ihtiyaçları vardı. İlk çağların erken dönemlerinde hüküm süren Asurlardan günümüze ulaşan duvar resimleri sayesinde Asurlu mühendislerin yay teknolojisinde bir devrim gerçekleştirdiğini gözlemleyebiliyoruz. Çizimlerle dikkat çeken en önemli detay, Yay, boylarının kısalması. Peki hammaddesi, hala ağaç olan yayın hem daha kullanışlı hem daha güçlü olması nasıl sağlanmıştı? Asurlular yay gövdesini farklı malzemelerle destekliyorlar, bu sayede Yay, boyları kısalmaya ve vuruş güçleri de her zamankinden daha yüksek olmaya başlayacaktı.

Hadi o zaman birlikte Asur yayının sırlarını keşfedelim… Yayları geliştirmek için kullanılan ilk malzeme hayvan tendonuydu yay gövdelerinin sırt kısmı bu malzeme ile kaplanarak sinir sırtlı yaylar üretildi. İlerleyen dönemlerde ise yayın karın bölgesine boynuz yapıştırmasıyla da daha kuvvetli olan kompozit yaylar üretildi. Asurlular işte bu bileşenler sayesinde kısa ve daha güçlü yaylara sahip olmaya başladılar. Yayı çok daha ergonomik bir silah haline getiren Asurluları Hitit medeniyetinin at arabalı okçuları takip etti. Milattan sonra 500 yıllarındaysa Romalılar omuza değil göze doğru çekme tekniğini geliştirerek, hedefe isabetli atış konusunda büyük fark yarattı.

 Tüm dünyanın kabul ettiği bir gerçek vardır ki okun ve yayın en gelişmiş hali, Orta Asya Türk kavimlerinin eseri idi. İbn Haldun’un dediği gibi ‘Coğrafya Kaderdir’ Türklerde Orta Asya şartlarında ayakta kalabilmek için kader arkadaşı olarak okla yayı seçmişlerdi. Bozkırın göçebeleri Türklerin bu yetenek ve teknikleri onları Asya’nın hakimi yaparken aynı zamanda şöhretlerinin geniş coğrafyalara yayılmasını sağladı. Türk okçuluğu denilince akla gelen ilk kavim olan İskitler milattan önce 8. yüzyıldan 3. yüzyıla kadar Avrupa’nın doğusu ve Orta Asya’daki Tanrı Dağları bölgesinde varlıklarını sürdürdü. Beş yüzyıllık bu varlığı meşveretin sebebiyse şüphesiz dönemin en iyi okçuları olmazlarındandır. İskitlerin Türk olup olmadığı konusunda tartışmalar devam etse de içinde Türklerinde bulunduğu karışık bir okçu kavim olduğu konusunda birçok tarihçi birleşiyor. Bizde Türk tarihini araştırırken İskitleri başlangıç noktası kabul ederiz. Yayda en iyisi olmak çok sıkı bir çalışma gerektirir, bu nedenle her bir İskit, kadın erkek demeden doğdukları andan itibaren talimlere başlar ve yayı vücudunun bir uzvu gibi kullanana kadar devam ederdi. İskitler ölülerin öbür dünyada savaşmak için yaylarına ihtiyaç duyacağını inanırlardı. Bu yüzden savaşlarda kullandıkları yayları da onlarla birlikte gömülürdü. İşte bu mezarlar sayesinde İskitlerin babadan oğulla miras bırakarak, geliştirdikleri silahları yeniden sahip olabiliyoruz. Düşünsenize 3000 yıl önceki atalarımızın kullandığı bir silahı aynı yöntemlerle yeniden üretebiliyorsunuz…

Bu çok az medeniyetin günümüzde gerçekleştirebildiği muhteşem bir şey.

(M şeklindeki İskit Yayı)

M şekli İskit yay ustalarının bir nevi imzası gibi. Birbirine karşıt kıvrımlar müthiş bir hayal gücünün eseri aynı zamanda da mühendislik harikası ve kıvrımlar sayesinde yayda maksimum gerilim kuvvetinin oluşmasını sağladılar ve ok menzillerini 300 metrenin üzerine çıkardılar. Neredeyse Asurluların 3 katı menzile ulaştılar. Aslında İskit yayının çalışır duruma gelmesi için imalat aşamasından sonra kuru bir ortamda bir yıl bekletilmesi gerekir. Basit yay 7 Kilogram, tarihin ilk kompozit yaylarından olan Asur yayı ise 25 kilogramlık bir kuvvete dayanabiliyordu. Arkeologlar bir mezar açtıkları zaman ölünün iki kolu arasındaki farktan okçu olup olmadığını anlarlardı bunun en büyük sebebi İskit yayının çok kuvvetli olmasıydı. İyi bir kompozit İskit yayı tam 200 yıl kullanılabiliyordu. Her bir İskit baba oğluna ya da kızına bu yayın nasıl yapıldığını öğretirdi. Yayın İskitlerin günlük hayatlarının her alanına nüfuz etmişti. Bu sayede İskit yayını kullanmak onları yoracak bir aktivite olmaktan çok uzaktı. Eğer iyi oklara sahip değilseniz yayınız ne kadar güçlü olursa olsun ondan alacağınız verim düşecektir İskitler de bunun bilinciyle dönemin en etkili oklarını ürettiler.

Milattan önce 800’lü yıllardan başlayarak yaklaşık 500 yüzyıl boyunca madenleri, onlardan daha iyi işleyen bir Ulus ortaya çıkmadı. Bu avantaj İskitleri ok üretiminde de zirveye taşıdı. Türkler Orta Asya da kader arkadaşı olarak seçtikleri Yaya getirdikleri yeniliklerle savaş meydanlarında, durdurulamaz bir güç haline gelmişlerdi. Ancak bununla yetinmeyeceklerdi Onlar Bozkırların yenilmez savaşçısı olmak için denkleme bir parçada ekleyeceklerdi.

 Savaş alanına kattığınız küçük bir yenilik bile yıllarca süregelen muharebe alışkanlıkların etkiliyorken Bozkır kavimleri atları oyuna sokarak Harp tarihini kökünden değiştirdiler. Türk atlı okçuları yeni keşiflerle birlikte en köklü devletlerin korkulu rüyasına dönüşecekti. Bu kusursuz savaşçılar Hunların Tarih sahnesine çıkmasıyla da Türklerin Asya’dan Avrupa’ya kadar geniş bir coğrafyaya yayılmasını sağlayacaktı. Bir sonraki yazımızda dünyanın en iyi atlı okçuları Hun Türklerinin başarısının izlerini sürerken, Türklerin devlet olma sürecini inceleyip ve tabi ki Metehan’ın icadı olan ıslık okunun esrarını çözeceğiz…

Sağlıcakla Kalın…                                                                                                         BİLAL ÇAĞLAYAN

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla